İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi – Robespierre

0
1812

Konvansiyondaki bu konuşmada Robespierre, mülkiyet haklarını kutsayan ve Condorcet tarafından yazılmış olan Jirondenlere ait yasa taslağına karşı bir taslak bildirgesi önerdi. Burada öne sürmüş olduğu, mülkiyet haklarını sınırlandırmayı amaçlayan öneriler, 1793 Anayasası’na dâhil edilmedi.

Mülkiyet teorinizi tamamlamada ihtiyaç duyulan birtakım maddeler önererek başlayacağım. Bu sözüm kimseyi telaşlandırmasın: altından başka hiçbir şeye değer vermeyen kirli ruhlar; amacım, kaynağı ne kadar kirli olursa olsun, sizin hazinelerinize dokunmak değil. Uzun uzadıya tartışmış olduğunuz tarım yasasının, aptalları korkutmak amacıyla düzenbazlar tarafından çağrılmış bir hayalet olduğunu biliyor olmalısınız.

Muhakkak ki servetler arasındaki aşırı orantısızlığın, birçok sorunun ve suçun kaynağı olduğunu bütün dünyaya öğretmek için bir devrime gerek yoktu fakat yine de mülkiyet eşitliğinin bir kuruntu olduğuna ikna olmuş durumdayız. Şahsen, mülkiyet eşitliğinin şahsi mutluluktan çok toplumsal refah açısından gerekli olduğuna inanıyorum: mesele, zenginliği yasaklamaktan çok yoksulluğu onurlu hale getirme meselesi, Fabricius’un kulübesinin Craccus’un sarayına imrenmesi için hiçbir sebep bırakmama meselesidir. Kendi adıma, parçalanmış kavimlerle süslenen ve halkın sefaletiyle parıldayan bir tahta oturmak üzere sarayların pisliği içinde doğan Xerxes’in muhtemel varisi olmaktan ne kadar mutlu olacaksam, Cumhuriyet için Prytaneum’da yetiştirilen, Aristides’ın oğullarından biri olmaktan o denli mutluluk duyarım.

O halde, mülkiyet hakkının ilkelerini dürüst bir şekilde ortaya koyalım; insanların önyargıları ve kötülükleri bu meseleyi nüfuz edilemez bir sis içerisinde kuşattığından, bunu yapmak her zamankinden daha önemli bir hal aldı.

Tüccarın birine mülkiyetin ne anlama geldiğini sorun; canlı gibi görünen insanları tıka basa doldurup zincirlemiş olduğu, adına gemi dediği upuzun tabutu göstererek size der ki: “İşte mülküm budur; kelle başına şu kadar ödeyerek satın aldım.” Toprağı ve tebaası olan ve onlara sahip olmadığında dünyanın tersine dönmüş olduğunu düşünen bir baya sorduğunuzda, size mülkiyet hakkında az çok aynı fikirleri verir.

Capet Hanedanlığı’nın yüce üyelerine sorduğunuzda, tartışmasız bir şekilde mülkiyetlerin en kutsalının, Fransa bölgesinde yaşayan ve onların keyfine tabi olan yirmi beş milyon insanı tahakküm altına almak, aşağılamak ve yasal ve monarşik olarak ezmek için ilk çağlardan beri sahip oldukları kalıtsal haklar olduğunu söyleyeceklerdir.

Tüm bu insanların gözünde mülkiyet, herhangi bir ahlak ilkesine dayanmaz. Onlar için mülkiyet, adalete ve adaletsizliğe ilişkin tüm kavramları yok sayar. Hazırladığınız İnsan Hakları Beyannamesi neden aynı hataları yapıyor? İnsanın sahip olduğu değerli şeylerden ilki ve doğadan aldığı hakların en kutsalı olan özgürlüğü tanımlarken, haklı bir şekilde, özgürlüğün sınırlarının başkalarının özgürlüğünün başladığı yerde bittiğini söylediniz: peki bu ilkeyi, sosyal bir inşa olan mülkiyete neden uygulamadınız? Sanki insanların kurduğu düzen, doğa yasalarından daha dokunulmaz. Mülkiyet hakkının kullanılmasında en büyük özgürlüğü sağlamak için bir sürü madde eklediniz fakat bu hakkın meşru karakterini belirlemek için tek laf etmediniz; o yüzden beyannameniz insanlar için değil zenginler, tekelciler, spekülatörler ve tiranlar için yazılmış gibi görünüyor. Aşağıdaki gerçekleri ekleyerek, bu hatalarınızı düzeltmenizi öneririm.

I. Mülkiyet, her vatandaşın yasa tarafından kendisine temin edilen malların bir bölümünü kullanma ve elinden çıkarma hakkıdır.

II. Başka insanların haklarına saygılı olma yükümlülüğünden ötürü, tüm haklar gibi mülkiyet hakkı da sınırlıdır.

III. Bu hak, kardeşlerimizin güvenliğine veya özgürlüğüne veya yaşamına veya mülküne zarar veremez.

IV. Bu ilkeyi ihlal eden herhangi bir mülk veya alışveriş, yasadışı ve gayri ahlakidir.

devam edecek

PAYLAŞ
Sonraki İçerikO Eski Türkü – Uğur Mumcu

CEVAP VER