21. Yüzyıl Radikal Halkçılık ve CHP Üzerine Notlar – Berkay Aydın

0
733

Solun veya sosyal demokrasinin krizi veya geleceği üzerine uzun yıllardır hatırı sayılır tartışmalar , çok geniş kitlelerin gündelik ilgi alanlarına girmese de, sürüp gidiyor. Bu tartışmalar sadece Türkiye’ye özgü değil elbette. Türkiye’deki gerçekten olağanüstü kabul edilebilecek siyasal süreçler bir yana bırakılırsa tartışma dünyanın genelinin tartışması…Bu tartışmalara da dünya çapındaki siyasal gelişme, toplumsal gerilimler ve arayışlar çerçevesinde bakabilmek, yeni dönemin politik zeminini ve olası gelişmelerini anlamak adına oldukça önemli bir nokta…

Yeni Yüzyılda Yeni Arayış

Birçok tarih, iktisat tarihi ve sosyal bilim çalışmasında sıklıkla geçen bir dönemlendirme vardır: Victorian Dönem…Kraliçe Victoria’nın hüküm sürdüğü döneme işaret eden 1830’lardan yüzyıl sonuna kadar geçen dönem bu şekilde özetlenir. Koca bir 19. yüzyıldır tasvir edilmek istenen. İnanılmaz değişim ve dönüşüm süreçleri yanında büyük siyasal arayışların, sentezlerin, çatışmaların yoğun olduğu bir dönemin tasviridir bir açıdan. Neresinden bakılırsa bakılsın, koca bir yüzyıl hemen öncesindeki 18. yüzyıldan gelen miras ve halefi 20. yüzyılın zeminini hazırlayan 19. yüzyıl…Bu hareketli yüzyılda Komünist Manifesto da bulunur, Paris Komünü de, Rus Narodnikleri de, İtalya’nın birleşmesi de, modern anlamda günümüzde yaşayan sporların kökleri de bu yüzyılda bulunur. Osmanlı topraklarında meşhur düzenleyici ‘fermanlar’ da, Meşrutiyet de yine bu yüzyıldadır.

Sosyal demokrasinin, sosyalizmin bildiğimiz modern çağlardaki kökleri bu yüzyıla dayandırılır. Kapitalizmin ‘katı olan her şeyi buharlaştıran’ hızı ve baş döndürücü değişim sürecinde geniş kitlelerin adalet ve eşitlik şiarından köklenen siyasal hareketlerin de doğduğu bu yüzyılda aslında ilk çıkışları anlamında ciddi anlamda paralellikler vardı. Daha eşit, adil ve geniş kitleler açısından daha özgür bir dünya için ‘sebepleri’ aynı olan, çıktı ve önerileri yüzyıl içinde şekillenecek olan bir genel atmosfer dikkat çekiyordu. Arayışlar zaman içerisinde farklı siyasal konumlanmaları ve görece netleşen farklılaşmaları da getirecekti. Sosyal demokrasinin kökleri, Avrupa temelinde neresinden bakılırsa bakılsın bu köklerden geliyordu. Buna karşın ‘sosyal demokrasi’ kullanım anlamında 20. yüzyılda kapitalizm içerisinde ‘denge’ ve Batı’daki refah dönemi siyasal pozisyonu olarak daha fazla anıldı. Göreli ve esasında ‘istisnai’ uzlaşma döneminden geriye ‘sosyal demokrasi’ tanımlaması miras olarak kalıyordu. Oysa günümüzdeki yaygın kabul gören içeriği dışında Rusya’da ‘sosyalist’ devrimi gerçekleştiren parti de isminde ‘sosyal demokrat’ı taşıyan bir partiydi. Siyasal tanımlar döneme göre tarihsel koşullara göre farklı anlamlara kavuşabilir.

Günümüzde açık olan bir şey varsa o da ‘solun’ krizinden Batı merkezli tarihsel anlatıda tanımlanan ‘merkez’ rolünün krizidir. Politik olarak ‘merkez’ konum da dönemsel olarak belirlenir. Sabitlediğiniz takdirde bir anlamda tarih-dışı bir rol de ortaya çıkar. Politik konumlanmaların veya pozisyonların şekillenmesini ise yalnızca tanımlanan ‘siyasal kimliklerden’ değil, toplumsal ve ekonomik gerçeklerden hareketle yapılması daha akılcı bir yoldur. Bu açıdan zaten Batı-dışı toplumlarda özgün tanımlar ve gelişmeleri tarih yazar. Örneğin ‘halkçı’ devrimler gibi… D.L. Raby’nin tartıştığı şekilde ne Küba’daki devrimi, ne Venezuela’yı ne de Nikaragua mirasını sadece ortodoks Marksist terminoloji veya ‘liberal’ bir bakış açısıyla ele alırsanız ciddi yanılgılara düşmeniz kaçınılmaz olur. Biz Batı örneğini temel aldığımızda özellikle son beş yıllık politik tarihte çok önemli gelişmeler görüyoruz. Yunanistan’da aslında ‘geçersiz bir merkezde’ ısrar eden Pasok’un artık siyasal erime örneği olarak siyasal bilim literatürüne girişi, ‘radikal arayış’ Podemos’un İspanya’da kalıplaşmış ikili siyasal sistemi parçalaması, İngiltere İşçi Partisi’nde yıllarca ‘marjinal’ olarak tanımlanan bir ‘sol’ figürün tüm tahminleri alt-üst edip partinin başına geçmesi, ABD’de Sanders gibi ülke koşullarına göre oldukça ’emek/emekçi vurgulu, sosyal adaletçi’ bir ismin başkan adaylığı sürecindeki başarısı…Örnekler çoğaltılabilir…

Bunun yanında akademik düzeyde ve partilerin politika önerileri anlamında ‘radikalleşen’ çerçeveler…Elbette her ülkenin kendi özgün koşullarıyla açıklanabilecek bir çok özel durumu da barındıran bu örneklerin ortak noktaları nelerdir? Öncelikle 21. yüzyıl başında güvencesizlikle, dizginlenemez bir sermaye hareketliliği yanında sürekli ‘asgariye’ mahkum edilmiş milyonların yaşamıyla özetlenebilecek bir manzarayı iyi çizmek gerekiyor. Merkez ülkelerde ‘% 99’ sloganıyla beliren hareketler, işgal hareketleri ve benzerleri belki de yeni bir dönemin ilk işaret fişekleri. 20. yüzyıl tipi emek örgütlenmelerinin çok da kapsayamadığı milyonların güvencesiz yaşamlarında artan ‘alt-kimlik’ tartışmaları aklımıza gelen ilk noktalardan birisi. Kimi düşünürler günümüzde işçi sınıfındaki ciddi yapısal değişimlerinin yeni bir ‘sınıf’ tartışmasını açacak kadar ileri gittiğini belirtiyorlar… Haliyle de ister kendiliğinden ister görece planlı olsun ‘arayışlar’ yeni bir siyasal ortamı yaratıyor.

99

Solun veya sosyal demokrasinin krizi veya geleceği üzerine uzun yıllardır hatırı sayılır tartışmalar , çok geniş kitlelerin gündelik ilgi alanlarına girmese de, sürüp gidiyor. Bu tartışmalar sadece Türkiye’ye özgü değil elbette. Türkiye’deki gerçekten olağanüstü kabul edilebilecek siyasal süreçler bir yana bırakılırsa tartışma dünyanın genelinin tartışması…Bu tartışmalara da dünya çapındaki siyasal gelişme, toplumsal gerilimler ve arayışlar çerçevesinde bakabilmek, yeni dönemin politik zeminini ve olası gelişmelerini anlamak adına oldukça önemli bir nokta…

Yeni Yüzyılda Yeni Arayış

Birçok tarih, iktisat tarihi ve sosyal bilim çalışmasında sıklıkla geçen bir dönemlendirme vardır: Victorian Dönem…Kraliçe Victoria’nın hüküm sürdüğü döneme işaret eden 1830’lardan yüzyıl sonuna kadar geçen dönem bu şekilde özetlenir. Koca bir 19. yüzyıldır tasvir edilmek istenen. İnanılmaz değişim ve dönüşüm süreçleri yanında büyük siyasal arayışların, sentezlerin, çatışmaların yoğun olduğu bir dönemin tasviridir bir açıdan. Neresinden bakılırsa bakılsın, koca bir yüzyıl hemen öncesindeki 18. yüzyıldan gelen miras ve halefi 20. yüzyılın zeminini hazırlayan 19. yüzyıl…Bu hareketli yüzyılda Komünist Manifesto da bulunur, Paris Komünü de, Rus Narodnikleri de, İtalya’nın birleşmesi de, modern anlamda günümüzde yaşayan sporların kökleri de bu yüzyılda bulunur. Osmanlı topraklarında meşhur düzenleyici ‘fermanlar’ da, Meşrutiyet de yine bu yüzyıldadır.

Sosyal demokrasinin, sosyalizmin bildiğimiz modern çağlardaki kökleri bu yüzyıla dayandırılır. Kapitalizmin ‘katı olan her şeyi buharlaştıran’ hızı ve baş döndürücü değişim sürecinde geniş kitlelerin adalet ve eşitlik şiarından köklenen siyasal hareketlerin de doğduğu bu yüzyılda aslında ilk çıkışları anlamında ciddi anlamda paralellikler vardı. Daha eşit, adil ve geniş kitleler açısından daha özgür bir dünya için ‘sebepleri’ aynı olan, çıktı ve önerileri yüzyıl içinde şekillenecek olan bir genel atmosfer dikkat çekiyordu. Arayışlar zaman içerisinde farklı siyasal konumlanmaları ve görece netleşen farklılaşmaları da getirecekti. Sosyal demokrasinin kökleri, Avrupa temelinde neresinden bakılırsa bakılsın bu köklerden geliyordu. Buna karşın ‘sosyal demokrasi’ kullanım anlamında 20. yüzyılda kapitalizm içerisinde ‘denge’ ve Batı’daki refah dönemi siyasal pozisyonu olarak daha fazla anıldı. Göreli ve esasında ‘istisnai’ uzlaşma döneminden geriye ‘sosyal demokrasi’ tanımlaması miras olarak kalıyordu. Oysa günümüzdeki yaygın kabul gören içeriği dışında Rusya’da ‘sosyalist’ devrimi gerçekleştiren parti de isminde ‘sosyal demokrat’ı taşıyan bir partiydi. Siyasal tanımlar döneme göre tarihsel koşullara göre farklı anlamlara kavuşabilir.

Günümüzde açık olan bir şey varsa o da ‘solun’ krizinden Batı merkezli tarihsel anlatıda tanımlanan ‘merkez’ rolünün krizidir. Politik olarak ‘merkez’ konum da dönemsel olarak belirlenir. Sabitlediğiniz takdirde bir anlamda tarih-dışı bir rol de ortaya çıkar. Politik konumlanmaların veya pozisyonların şekillenmesini ise yalnızca tanımlanan ‘siyasal kimliklerden’ değil, toplumsal ve ekonomik gerçeklerden hareketle yapılması daha akılcı bir yoldur. Bu açıdan zaten Batı-dışı toplumlarda özgün tanımlar ve gelişmeleri tarih yazar. Örneğin ‘halkçı’ devrimler gibi… D.L. Raby’nin tartıştığı şekilde ne Küba’daki devrimi, ne Venezuela’yı ne de Nikaragua mirasını sadece ortodoks Marksist terminoloji veya ‘liberal’ bir bakış açısıyla ele alırsanız ciddi yanılgılara düşmeniz kaçınılmaz olur. Biz Batı örneğini temel aldığımızda özellikle son beş yıllık politik tarihte çok önemli gelişmeler görüyoruz. Yunanistan’da aslında ‘geçersiz bir merkezde’ ısrar eden Pasok’un artık siyasal erime örneği olarak siyasal bilim literatürüne girişi, ‘radikal arayış’ Podemos’un İspanya’da kalıplaşmış ikili siyasal sistemi parçalaması, İngiltere İşçi Partisi’nde yıllarca ‘marjinal’ olarak tanımlanan bir ‘sol’ figürün tüm tahminleri alt-üst edip partinin başına geçmesi, ABD’de Sanders gibi ülke koşullarına göre oldukça ’emek/emekçi vurgulu, sosyal adaletçi’ bir ismin başkan adaylığı sürecindeki başarısı…Örnekler çoğaltılabilir…

Bunun yanında akademik düzeyde ve partilerin politika önerileri anlamında ‘radikalleşen’ çerçeveler…Elbette her ülkenin kendi özgün koşullarıyla açıklanabilecek bir çok özel durumu da barındıran bu örneklerin ortak noktaları nelerdir? Öncelikle 21. yüzyıl başında güvencesizlikle, dizginlenemez bir sermaye hareketliliği yanında sürekli ‘asgariye’ mahkum edilmiş milyonların yaşamıyla özetlenebilecek bir manzarayı iyi çizmek gerekiyor. Merkez ülkelerde ‘% 99’ sloganıyla beliren hareketler, işgal hareketleri ve benzerleri belki de yeni bir dönemin ilk işaret fişekleri. 20. yüzyıl tipi emek örgütlenmelerinin çok da kapsayamadığı milyonların güvencesiz yaşamlarında artan ‘alt-kimlik’ tartışmaları aklımıza gelen ilk noktalardan birisi. Kimi düşünürler günümüzde işçi sınıfındaki ciddi yapısal değişimlerinin yeni bir ‘sınıf’ tartışmasını açacak kadar ileri gittiğini belirtiyorlar… Haliyle de ister kendiliğinden ister görece planlı olsun ‘arayışlar’ yeni bir siyasal ortamı yaratıyor.

Berkay Aydın

 

CEVAP VER