Toplumsal Cinsiyet Rolleri ve Suç İşleme – Umut Erdoğan

0
4896

Suç: Toplumun yaşam şartlarına yönelmiş tehditler olarak değerlendirilen, hukuk kurallarının toplum için zararlı ve tehlikeli görerek yasakladığı ve cezai yaptırıma bağladığı eylemler suç olarak tanımlanmıştır. Bu araştırma kapsamında Türk Ceza Kanunu’na göre suç sayılan eylemler şu şekildedir: Öldürme, yaralama, cinsel suçlar, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, hakaret, hırsızlık, gasp, çek kanunlarına muhalefet, dolandırıcılık, uyuşturucu ve uyarıcı madde imal ve ticareti, uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanma ve satın alma, sahtecilik, kötü muamele, zimmet, rüşvet, kaçakçılık, trafik suçları, orman suçları, ateşli silahlar ve bıçaklar ile ilgili suçlar, İcra İflas Kanunu’na muhalefet, Askeri Ceza Kanunu’na muhalefet, diğer suçlar, bilinmeyen suçlar.

Cinsiyet: Bireyin kadın ya da erkek olarak mevcut genetik, fizyolojik ve biyolojik özellikleri olarak tanımlanmaktadır.

Toplumsal cinsiyet: Farklı kültürde, tarihin farklı anlarında ve farklı coğrafyalarda kadınlara ve erkeklere toplumsal olarak yüklenen roller ve sorumlulukları ifade eder. Toplumsal cinsiyet, sosyal yönden kadın ve erkeğe verilen roller, sorumluluklar olarak tanımlanmıştır.

Toplumsal bir olgu oluşu itibariyle toplumsal yapı, kurum, olgu ve olaylardan bağımsız düşünülmediğinde suçun, cinsiyet ve toplumsal cinsiyet rolleri ile bir bağı olduğu düşünülebilir.

İnsan hayatında belirlenebilecek bir kategori kapsamında bireyin kadın veya erkek olarak ifade edilmesi, bu bireysel ve toplumsal hayatın temel karakteristik vasıflarını ve dayanaklarını oluşturur (Ersoy, 2009). Toplumsal cinsiyet şeklinde kavramlaştırılan bu olgu, bireye yönelik toplumsal anlamaları, değerleri, rolleri biçimlendiren, özellikleri ve beklentileri ihtiva eden önemli bir sosyal kategoridir. Her kültür, kendi içerisinde kadın ve erkeğin davranışlarını şekillendiren, yönlendiren cinsiyete yönelik belirli statü ve rollere sahiptir (Ersoy, 2009).

Kadın ve erkeğin toplum içinde farklı roller ile kuşatılmasıyla beslenen toplumsal cinsiyet rolleri, suç işlemede payı olan bir nokta olarak karşımıza çıkabilmektedir.

Screen Shot 2016-09-03 at 19.28.54 copy
Çocukluk döneminden itibaren bireylere yüklenen kadın ve erkek rolleri, insan eşitsizliğini ortaya çıkaran mekanizmalardan biri olarak, erkeği üstünlüğü ve kadının bağımlığından türemiş bir anlayışın toplumun her alanında ve yapısında kendisine temellenebileceği bir yer bulmuştur. (Millett, 2011:198). Bu bağlamda oluşan tabloya bakıldığında açıkça görülebilir ki bu rollerin biçimlendirmesiyle kadın erkeğe kıyasla daha pasif, duygusal, korunmaya muhtaç; erkek ise kadın karşısında üstün ve toplum içinde aktif ve güçlüdür. Bu eşitsizlik, haliyle, sıklıkla toplumun en küçük yapısı olarak vurgulanan hanede demokrasinin aile bireyleri arasındaki eşitliğinin sorgulanmasına, aile içerisinde erkek egemen bir iktidar tablosuna sebep olabilmektedir (Phillips, 2011:125). Toplumsal cinsiyet rollerinin de etkisiyle, iktidarın gelişiminin bu etkenlerle beraber başta işbölümü olmak üzere erkekler lehine işlemiş olması şaşılası bir durum olmamaktadır (Adler, 1999:11). Aile içi şiddetin, suç ve cinsiyet arasındaki ilişkide öne çıktığı önemli bir nokta olması açısından, Adler’ın hane içinde kadını köle, erkeği ise efendi olarak görülmesine dair vurgusu, bu açıdan önemlidir (Adler, 1999:27).

Yani, oluşumu toplumun kabullerinden/değerlerinden oluşan bu roller, toplumla arasında mesafe olmayan ve doğal olarak toplumu oluşturan bireylerin davranışlarında etki sahibi olan unsurlardan biridir.

Toplumda suçun işlenmesi ya da suça maruz kalmada cinsiyetin bir etkisi olduğu yönünde görüşler mevcuttur. Sosyoloji, suç bilimi, hukuk alanları başta olmak üzere yapılan çalışmalarda toplumsal cinsiyet rollerinin de etkisiyle kadınlar ve erkeklerden beklenilen “suç işleme davranışı” bile farklılık göstermektedir. Erkekler ağır suçlar işlemekle bağdaştırılırken, kadınların ise suç işlemekten uzak, daha çok suç mağduru oldukları ya da hafif suçlar işledikleri düşünülmektedir (Akgün ve Gökçearslan, 2015). Ancak bazı bilim adamlarına göre kadınlar erkekler kadar suç işlemekte fakat saklanmakta veya kadın oldukları için bu suçlar ön plana çıkmamaktadır (Akgün ve Gökçearslan, 2015).

Benzeri görülmemiş hızda değişimin yaşandığı dünyada, değişen sosyal yaşamla beraber kadının hane içindeki konumu erkeğe göre avantajlı ya da eşit konuma yaklaşsa bile, ataerkilliğin kadın üzerindeki baskısının yok olduğu pek de söylenemez. Destekler biçimde, Ersoy’un 2009 tarihli araştırması da bu noktada önemli bir vurgu yapmaktadır: “Modern toplumlarda iş hayatına atılan kadın, sosyal hayat içerisinde kendisini daha fazla gösterirken, artan sorumlulukları beraberinde yeni problemlerin de doğmasına neden olmuştur. Geleneksel rollerin henüz tam olarak değişmediği ve aile içi ilişkilerde geleneksel rollerin sürdüğü bir ortamda kadınların çalışması, ev içi sorumluluklarına ek bir yükü de beraberinde getirmiştir. Bu sürece yeteri kadar destek çıkmayan ve değişimi gerçekleştiremeyen eşler arasında çoğu zaman çatışmalar ve huzursuzluklar yaşanmıştır.” (Ersoy, 2009).

Aile içi şiddetin fiziksel ve psikolojik boyutuna bakıldığında, konu üzerine yapılan çalışmalarda aynı zamanda kadının eşinin otoritesi karşısında fiziksel olarak şiddete uğramadığı halde maruz kaldığı şiddet noktaları da dikkat çekmektedir. Aynı çatı altında yaşayan bireyler arası kınama, yadırgama, mahrum bırakma, reddetme gibi davranışlar da aile içi şiddetin farklı boyutları arasında yer almaktadır. Erkeğin kadın üzerindeki otoritesine bir örnek olarak Ersoy’un araştırmasından elde edilen bir veri bu alanda önemlidir: Kadının yapacakları konusunda kocasından izin alması konusu erkekler arasında %80 oranında bir katılım bulmuşken, bu oran kadınlarda %66’ya düşmektedir (Ersoy, 2009).

Toplumsal cinsiyet ve suç arasındaki ilişkinin acı bir tablosu olarak son yıllarda gittikçe artan kadın cinayetleri konusu da önem verilmesi gereken bir nokta olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsan Hakları Derneği’nin 2005 – 2011 yılları arasında kadın cinayetlerine dair incelediği veriler üzerinden yaptığı çalışmada, tecavüz ve taciz gibi cinsel saldırı suçlarında %38 oranında bir artma olduğu görülmüş, kadın cinayetlerinde “namus davası”, “yoksulluk”, “işsizlik”, “aldatma”, “evi terk etme”, “boşanma”, “cinsel ilişkiye girmek istememe” sebepleri ilk sıralarda yer almıştır (İHD, Kadın Cinayetleri Raporu, 2011).

Toplumsal cinsiyet rolleri ve suç ile ilişkili olarak ele literatürde ele alınan konulardan biri de LGBTİ bireylere yönelik nefret suçlarıdır. Şiddetin farklı boyutları ile dezavantajlı kıldığı ya da psikolojik şiddete maruz kaldığı bu gruplar içindeki boyutları, nefret suçları olarak ele alınabilir. Fiziksel saldırı, şiddet, saldırı tehdit, taciz, ırkçı nefret içerikli veya saldırgan duvar yazıları, broşürler, kundaklama, mülke ya da eşyalara zarar verme, okulda veya işyerinde zorbalık yapmak bu nefret suçlarından bazıları olarak karşımıza çıkmaktadır (Öztunalı Kayır, 2015).

Erkeklerin saldırgan ve etken konumda görüldüğü toplum içinde, suç da cinsiyetin etkisinde şekillenen bir olgu haline gelmiştir. Kadın, erkekle kıyaslandığında özel ya da kamusal alanda daha pasif, edilgen bir konumda görülmektedir. Bu önyargı aynı zamanda cinsiyete göre suç işleme ve suça maruz kalma araştırmalarından elde edilen verilerle de desteklenebileceği bir taban bulmaktadır. (T.C. İçişleri Bakanlığı Jandarma Genel Komutanlığı, Asayiş Daire Başkanlığı, Aile İçi Şiddetle Mücadele ve Çocuk Şube Müdürlüğü, 2014, Ankara).

Suç türüne göre hüküm giymede en çok işlenen suç türünün, cinsiyet dağılımı farklılığına rağmen öldürme suçu olduğu görülmüştür. Yaralama, cinsel suçlar, hırsızlık ve gasp gibi suçlarda ise hüküm giyen kadın sayısı, hüküm giyen erkek sayısından hayli geride kalmaktadır. (TÜİK, Toplumsal Cinsiyet İstatistikleri, Suç Türüne Göre Ceza İnfaz Kurumlarına Giren Hükümlüler, 2013).

Kadınların suç işleme içindeki konumlarını inceleyen bir araştırmanın ortaya koyduğu üzere kadınların suç içerisindeki payları zaman içerisinde artıyor olmasına rağmen, erkeklerle ile kıyaslandığında çok az sayıda kalmaktadır (Alpay, 2008).
Literatürde toplumsal bir kurum olarak sosyalizasyonun başladığı ve özellikle modernlikle beraber büyük bir toplumsal değişim yaşayan ailenin de suç ile olan ilişkisine değinildiği görülmüştür. Cahil ve Mulligan da (2003) Ceccato ve diğer. (2002) gibi çekirdek aile sayısının suç oluşumuna etkisine dikkat çekmişlerdir (Aktaran, Çubukçu). Sezal (2003) aile içi ilişkilerin suç oranlarında etkili bir faktör olduğunu belirtirken; Ergun ve Yirmibeşoğlu (2005) aile tipi karışıklığının sosyal düzen bozukluğu kuramının bugünkü durumunda suçun açıklayıcılarından birisi olarak kabul edildiğini ifade etmişlerdir (Aktaran, Çubukçu).

Cinsiyet ve suça maruz kalma arasındaki bir ilişkiye yapılan taramada uluslararası suçlar kapsamında değerlendirilen cinsel şiddet eylemlerindeki kadın mağduriyeti de karışımıza çıkmaktadır (Değirmenci, 2010). Bu noktada dikkat çeken noktalar arasında insanlığa karşı suçlar kapsamında değerlendirilen kadınların zorla fuhuşa yönlendirilmesi, kitlesel soykırım eylemlerinde zorla kısırlaştırılmaları, etnik gruplara zarar verme amacıyla zorla hamiliğe zorlanmaları gibi eylemler ile erkeklerin maruz kaldığı şiddetten farklı olarak yaşadıkları şiddet olayları görülmektedir (Değirmenci, 2010).

Yapılan literatür taramasından elde edilebilecek çıkarımların da desteği ile söylenebilir ki toplumsal koşullar yüzünden kadın ve erkek birbirlerinden tamamen ayrı iki kültür niteliği taşırlar ve bunların yaşam deneyleri de çok büyük ayrımlar gösterir (Millett, 2011:57). Bu ayrımların yaratılmasında toplumsal hayat içindeki etkileşim dahilinde olan tüm unsurların varlığı, yerel ya da uluslararası iktidar odaklarının toplumsal cinsiyet rollerini besler nitelikteki söylem ve tutumları, ekonomik işleyişin ve iktisadi hayatta kadın ve erkeğin rolü, hane içindeki iktidar dengesi ve modernlikle gelen küresel kapitalizmin toplumun her alanında dönüşüm ve değişim yaratan etkisinin göz ardı edilmemesi önem taşımaktadır.

Toplumun cinsiyetler üzerinden bireylere yüklediği rollerin, bireylerin hayatına etkisi, suç işleme ve suça maruz kalma kapsamında değerlendirildiğinde erkek egemen ve erkek şiddeti odaklı bir görüntü sunmaktadır. Kadın ve erkeğin benimsemesi beklenilen duygu ve davranışlar, aile içinde başlayarak toplumun diğer yapı ve kurumlarınca desteklenen söylemlerle güçlenmektedir. Ailede başlayan bu cinsel kimliğin şekillenmesi dönemi itibariyle cinsel kimliğin sağlayacağı olanaklar konusunda kültürün getirdiği destek, oğlan çocuklarda saldırgan davranışın, kızlarda ise bu saldırgan itilerin içe döndürülmesinin gelişimine yol açar (Millett, 2011:57) ve bu saldırgan tutumun toplumsal cinsiyet rollerinin desteklenmesi ile büyümesi, suç işleme ve suça maruz kalmada cinsiyetler arasında bir fark oluşturmada etkilidir.

Kadın ve erkek suçluluğundaki cinsiyet farklılıkları ele alındığında suçluluğun oluşumunda toplumsal cinsiyet rollerinin etkisiyle erkeklerin kadınlara kıyasla daha fazla ağır suçlar işledikleri görülmektedir (2013 yılına ait TÜİK Ceza İnfaz Kurumu İstatistikleri bağlamında değerlendirildiğinde).

Kadınların işlediği suçların erkek hükümlülerin işlediği suçlara göre daha hafif suçlar olması, literatürde de sıklıkla vurgulandığı üzere kadınlara toplumsal cinsiyet rollerinin kadınları daha pasif kılması ile bağdaştırılabilir (TÜİK Ceza İnfaz Kurumu İstatistikleri, 2013). Kadınların daha çok hırsızlık ve yaralama suçlarını işlemiş olması, öldürme suçundan hüküm giymekte erkekler ile aralarında olan uçurum, kadınların suç işleme davranışında erkekler ile aralarındaki farkı vurgulamaktadır.

Toplumsal cinsiyet rolleriyle şekillenen ve erkeğin kadın üzerindeki baskın ve aktif konumu, suç işleme oranlarında da açıkça görülmüştür. Erkekler, kendilerine yüklenen toplumsal cinsiyet rollerinin içselleştirilmiş olduğunu gösterir biçimde suç işleme davranışlarında daha ağır suçlara yönelmiş, cinsel obje ve erkek karşısında pasif bir konumda olacağı bir rol kendisine biçilen kadınlar ise cinsel suçlardaki mağduriyetleri ile toplumsal cinsiyet rolleri ve suç arasındaki ilişkinin varlığına bir örnek teşkil etmektedir (TÜİK Ceza İnfaz Kurumu İstatistikleri, 2013).

Cinsel suçlar yüzünden hüküm giyen kadın ve erkek hükümlüler arasındaki fark ise cinsiyet ve suç türü arasındaki ilişkinin toplumsal cinsiyet rolleri ile ilintili oluşunu gösterir bir tablo çizmektedir TÜİK Ceza İnfaz Kurumu İstatistikleri, 2013). Toplumsal kabul ve beklentiler doğrultusunda şekillenen kadın ve erkek rollerinin suç olgusunda belirleyici etkiye sahip unsurlardan biri olduğu sonucunu çıkarmak yanlış olmaz. Toplumsal olarak dayatılan rolün, işlenen suç çeşidine etkisi yoktur demek de mümkün değildir.

Öte yandan, ağır suçlardan hüküm giyen erkeklerin de aleyhinde bir tablo görülebilir. Toplumun yüklediği cinsiyet rolleriyle oluşturulan ve eyleme dökülen bu durum, bir yandan kadını erkek karşısında mağdur ederken, bir yandan da erkeği suça yönlendirebilecek, erkeğin suçunun “normalliğini” ve kadının mağduriyetinin “normalliğini” destekleyecek büyük bir hata yaparak, suça itilen ve suça maruz kalan herkesi daha büyük bir mağduriyet tablosu içinde kurban etmektedir.

Umut Erdoğan

KAYNAKÇA:
Adler, Alfred (1999). “Cinsiyetler Arasında İşbirliği”. (S., Seçkin, Çev.) İstanbul: Payel Yayınları.
Ayhan, İrem ve Çubukçu, K. Mert (2007). “Suç Ve Kent İlişkisine Ampirik Bakış: Literatür Taraması”. Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Yıl/Volume:3, Sayı/Issue:5. Erişim tarihi: 18 Aralık 2015,
http://sbedergi.sdu.edu.tr/assets/uploads/sites/343/files/irem-ayhank-mert-cubukcu-27022013.pdf
Değirmenci, Olgun (2010). “Uluslararası Suç Olarak Kadına Karşı Cinsel Şiddet “Eylemleri”. Erişim tarihi: 18 Aralık 2015,

http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2010-89-622

Ersoy, Ersan (2009). “Cinsiyet Kültürü İçerisinde Kadın Ve Erkek Kimliği (Malatya Örneği)”. Erişim tarihi: 18 Aralık 2015,
http://web.firat.edu.tr/sosyalbil/dergi/arsiv/cilt19/sayi2/209-230.pdf
Filiztekin, Alpay (2008). “Türkiye’de Suç Ve Emek Piyasası İlişkisi”. Erişim tarihi: 18 Aralık 2015,
http://research.sabanciuniv.edu/27026/1/CrimeinTurkey_20120417_AF.pdf
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi (2011), “Kadına Yönelik Şiddet Raporu”. Erişim tarihi: 20 Aralık 2015,
http://bianet.org/files/doc_files/000/000/320/original/kad%C4%B1n_cinayetleri_raporu_pdf.pdf
Millett, Kate (2011). “Cinsel Politika”. (S. Selvi, Çev.) İstanbul: Payel Yayınları.
Öztunalı, Kayır (2015). “Sosyolojik Değerlendirme: LGBT Bireyler Açısından Cinsiyet Kimlikleri Meselesi”. Erişim tarihi: 18 Aralık 2015,
http://www.egitimbilimtoplum.com.tr/index.php/ebt/article/view/615/pdf
Phillips, Anne (2012). “Demokrasinin Cinsiyeti”. (Türker, A.) İstanbul: Metis Yayınları
T.C. İçişleri Bakanlığı Jandarma Genel Komutanlığı, Asayiş Daire Başkanlığı, Aile İçi Şiddetle Mücadele ve Çocuk Şube Müdürlüğü, (2014, Ankara). “2013 Yılında Meydana Gelen Aile İçi Şiddet, Kadına Yönelik Şiddet ve Çocuk Suçlarının Değerlendirmesi”. Erişim tarihi 13 Aralık 2015,
http://www.jandarma.gov.tr/asayis/Aile_Cocuk/aile_ici_siddet_2013.pdf
Türkiye İstatistik Kurumu (2015, Aralık). “Ceza İnfaz Kurumu İstatistikleri”. Erişim tarihi: 13 Aralık 2015,
http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=18689

CEVAP VER