Çıkış Siyaseti – Mehmet Ali Çelebi

0
2423

Çıkmak her zaman kapı ile ilişkili görünür. Biraz daha düşünüldüğündeyse aslında bir uzaklaşma ve kurtulma hareketidir. Toplumsal düzlemde ele alındığında ise doğrudan eylemle, sürekli bir eylemlilikle ilişkilidir. Sürekli eylemlilik ancak bir fikriyat geleneğine, yüzeyde yerleşik bir aşinalığa dayandığında halkçı ve gerçekçi bir düzleme oturabilir.

Bir evden çıkılır örneğin ya da bir ortamdan. Bir ev söz konusu olduğunda duvarlarla ve çatıyla kapatılmış bir alandan çıkmak, siyasi toplumsal bir ortam söz konusu olduğunda ise bir “etkilenme sahasından” çıkmaktan bahsediliyordur. Buna bir güç sahası ya da kısacası iktidar alanı da denebilir (hegemonya alanı olarak da nitelenmektedir).

Siyaset özellikle Türkiye’nin başka hiçbir alana bağımsız bir yaşama alanı tanımadığı düşünüldüğünde temel etkileme ve etkilenme sahası, pratik yaşam sahası olarak tanımlanabilir. Her yere nüfuz etmiştir ve onsuz ya da ona rağmen iş görmek neredeyse imkansız hale gelmiştir. Ekonomik güç siyasi güç ile kol kola gitmektedir. Daha da ileri götürürsek siyaset (olumsuz anlamda) Türkiye’de gerçeklik dediğimiz ortamın ana belirleyicisi durumundadır. Nereye gideceğinize, ne kadar gideceğinize, nerede duracağınıza ve ne kadar kalacağınıza baskın siyasi anlayış karar verir. Düşünmek ve bağımsız hareket etmek, bağımsız birlikte hareket etmek tümüyle yasaklanmıştır.

Öncelikle Yeni Türkiye dedikleri ve uydurma bir tarihle ördükleri şiddet ve ezme sarmalında AKP eliyle kurulmuş gerçeklik her şeyden önce yaşamı dışlamakta, özellikle ekonomik bakımdan güzel yaşamak, yaşamdan keyif almak yerine hayatı güç bela sürdüren anlayışa (dini söylemle de kitleleri yatıştırarak ekonomik refahtan dışlamaya) ve kutuplaşmaya (tüm o sözde ileri demokrasi şiddetin ve dışlamanın meşruluğuna) yaslanmaktadır. Siyasetle kurulmuş bu gerçekliğin sahte olduğunu, bu yaşamın yaşam olmadığını söylemeliyiz.

Ekonomik bakımdan olduğu kadar siyaset (devlet kurumları) katında da bu sahteliği yıllar yılı şekillendiren AKP iktidarı olmuştur. AKP aslında ekonomik, kültürel, hukuki, medyatik ve dinsel olarak oluşturduğu “etkilenme sahasını” çıkışı-olmayan, olanaklı tek gerçeklik, zorunlu tarihsel güzergah olarak sunmaktadır (hem ulusal hem uluslararası düzlemde). Ne yazık ki bu algı rüzgarıyla da başarılı olmuştur. Başka bir siyasi ortama, başka bir siyasi projeye ve hayale, kısacası yeni bir etki sahası oluşturmaya fırsat vermemiştir. Burada vurgulanması gereken daha toplumun karşısına çıkamadan, daha bahsedilen mevcut etkilenme-sahasını terk etmeden “yeni söylem ve eylem birlikteliklerinin” bizzat iktidar gücüyle boğuluyor olmasıdır. Ortam bir hareketliliğin, bir fikriyatın nefes almasına müsait değildir. Peki ne yapmalı, nasıl çıkmalı bu sahte güç ortamından?

Her şeyden önce her birimiz AKP’nin ördüğü bu sahte güç imparatorluğunun bizim aracılığımızla yaydığı korku, endişe ve çaresizlik hislerini bir an önce fark etmeliyiz. Gerçek yaşam neşe ve sevinçtir, mutluluk ve paylaşımdır. Yaşamak bir ağaç gibi hür ve bir orman gibi kardeşçesine deriz. Gerçek yaşama düşman bu sahte gerçeklik algısının, bu boğucu iktidar anlayışının bizim varlığımız üzerinden yayılmasına izin veremeyiz. Bireylerin özgür hareketi ve kendi bireysel yaşam sahalarına sahip çıkmaları bu korku ortamının uğultusunu kesintiye uğratacaktır. İlk kıvılcımdır.

Bireylerin kendi başlarına çok sınırlı çıkışlar yapabileceğini ve bunun sürdürülebilir olamayacağını biliyoruz, bir birey bir anlık güçle ve cesaretle bir kapıyı çarpıp çıkacaktır, ama yeniden aynı korku ortamına düşecek ve nihayet kısılı kalacaktır. Bugün özgür bireyler arasındaki bu irtibatsızlık, kopukluk ve yalnızlık hissi (bu ortak akıl, ruh ve hareketlilik yoksunluğu) çok yaygın durumdadır. Yüzeye çıkılamamakta, toplu bir görüntü verilememekte, tecrit halinde kalınmaktadır. Çok yakın çevreyle soyutlanmış ve yalıtılmış yaşam biçimine mahkum olunmaktadır. Bireyleri bir kapıdan çıktıklarında içine alacak ve artık birlikte hissedecekleri bir ortam, bir çatı arayışı (bir ortak ruh, ortak akıl, bir özgür toplumlaşma isteği) vardır. Bugünün Türkiye’sinde derinlerden yüzeye çıkıp kendini topluca gösterebilmek ve bir direnç kuvveti oluşturabilmek hayati bir mesele haline gelmiştir. Kıvılcımların yaygınlık kazanması ve ateşin büyümesi için tarihsel bir dayanağa, yüzeyde yaygın ve dayanıklı bir cevhere, bir birleştirici ana unsura ihtiyaç vardır. Halk düzleminde bunun adı aşinalık, yakınlık ve toplumsal sempatidir (bir halkın mitik ögesi olmak: kurucu öze ait olmak). Kısacası şimdiye kök salmış ve bir fikriyata dayanan tarihsel-toplumsal bir iletkene gereksinim duyulmaktadır.

Kapıyı çarpıp çıkanları, enerjileri tükenmeden ve umutları solmadan çekecek ve yakalayacak bir siyasi düzenek (işleyen bir çekim merkezi) yokluğuyla karşı karşıyayız. Halk gerçekliği düzleminde iş görebilecek güçlü bir yüzeyselliğin (tarihsel politik etkinliğin ve etkililiğin) eksikliği ile yüz yüzeyiz. Başka bir hava, başka bir siyasi tahayyül, başka bir yaşama ortamı ile donatılı bir organizmayı arıyoruz. Bireylerin ayaklarını korkusuzca yere basabilecekleri, güvende hissedebilecekleri bir organizasyonun, bir vakanın, birbirine çekilerek büyüyen ve bir etki sahası yaratan bir olayın içinde olmanın hasreti içindeyiz. Bu hasret nasıl sona erecek? Bir etki sahası nasıl yaratılacak ve bu yaşam düşmanı gerçekliğe heyecanla ve yeni-bir-yaşam kuruculukla nasıl meydan okunacak? Bu yanılsama nasıl sona erdirilecek?

*

Bireylerin özgür ama sürekli olamayan hareketini gerçek bir uzaklaşma ve sahtelikten kurtulma hadisesine dönüştürecek olan nedir peki? Öncelikle sahte gerçeklik tespiti önemlidir, bu demektir ki bu gerçekliğin büyüdüğü toprağa, kaynağa dikkat kesilmeliyiz. Görünüşün kuvvetine aldanmamalıyız. Sahteliğin altındaki gerçekliğe, tarihe yüzümüzü dönmeliyiz. Kaynakta ve toprak altında (tarihin “zorla” tozlandırılmış sayfalarında) ne var? Gerçekliğe nüfuz etmiş, bu topraklara gerçekten işlemiş, kırılma ve dönüşüm yaratmış, halkı birleştirmiş neyimiz var? Bizim dayanağımız ne olacak, tarihten alıp bugünlere kadar uzanan, geleceği inşa edebilecek nasıl bir fikrimiz var? Bu topraklar gibi kokan, bu topraklarda büyüyen ve bu topraklardan evrensel bir istikamet yaratmış neye sahibiz? Bu sorunun bu coğrafyada olanaklı tek yanıtı vardır: Cumhuriyet. Bu topraklar için hala tek gerçek proje olan (kesintiye uğratılmış ve sonra da yıkılmaya çalışılan) Cumhuriyet Devrimleri. Özgür bireylerden oluşan bir toplumu, hür bir toplumu, akla ve bilime dayanan bir geleceği esas alan Cumhuriyet fikri.

Zira bugün adı açıkça koyulmalıdır ki sahte gerçeklik özünde, Büyük bir Dinsel-Neoliberal Anlatı düzleminde Cumhuriyet düşmanlığı üzerine yükselmektedir. Temel çelişki Cumhuriyet Anlatısı ile bu anlatı arasındadır. Cumhuriyet ezilmek istenmektedir. Bugünün iktidar sahipleri cumhuriyetin kurucu felsefesinden, kurucu tohumlarından nefret etmektedir. İki ayyaş diye hakaret ettikleri, sahte gerçeklik havasını dağıtacak olan, ayakları yere basan, bu coğrafyadan ve bu topraklardan filizlenmiş olanı Mustafa Kemal fikrine kin duymaktadırlar. Bugünkü kapkaranlık ortama, aşırı baskıya, talan ve yağma ekonomisine karşın Atatürk hala kitleler nezdinde bu sahteliği bastırabilen bir ışık kaynağı olmaya devam etmektedir. Mustafa Kemal bugün hala bu sahte gerçekliği ve efendilerini korkutan devrimci ve özgür bir toplumsallığın kitlesel yönü olmayı sürdürmektedir. Daha önemlisi Mustafa Kemal hala kıvılcımları birbirine kavuşturabilecek bir ortam-değişikliğinin, bir uzaklaşmanın, bir özgürleşmenin, bir ana-çıkış-kapısı olmanın simgesidir (Onu bir şahıs nezdindeki kült olarak değil, gelişen büyüyen bir fikir, her zaman dönen özgür ve tarihsel bir ruh olarak ele almak ve biçimsel donmuşluklarından azade kılmak gerekir).

Mustafa Kemal, yüzeyde gerçekten yaygın olan ve halkta büyük bir karşılığı olan tek isimdir/fikirdir. Bu ana-çıkış-kapısının ve fikrin potansiyelleri on yıllardır harekete geçirilebilmiş değildir, cumhuriyetçi sivil bir dinamik tam anlamıyla hiçbir zaman güç kazanamamış, tersine hep mevzi kaybetmiştir. Cumhuriyeti kuran parti olan CHP’nin de bu kayba bütünüyle karşı çıkabilecek bir sinerjiyi, bir heyecanı üretebilmiş; daha ötesi ana çıkış kapısına, ortam-değişimine götürebilecek bir toplumsal-politik haritayı henüz çizebilmiş değildir.

*

Peki, biraz geriye doğru dönersek, tarihsel olarak Mustafa Kemal fikrinin içini boşaltmayı kendine görev edinmiş tüm emperyalist ve din-temelli siyasetlere rağmen, bugün Mustafa Kemal fikri ne anlama gelir!? Ana çıkış kapısı, ortamı değiştirebilecek yegane figür, toplumun her yüzeyinde potansiyel olarak bulunan bu “gerçek” gerçeklik figürü, bu toprağın evrensel değeri bugün nasıl ele alınmalıdır? Bir çıkış siyasetinin ana unsurları neler olabilir? Taslağını geçici olarak (ve daha da geliştirilebilecek şekilde) şöyle çizmeyi deneyelim. Bu taslak bugünün Türkiye’sinin ana çelişkileri üzerinden şekillenmektedir:

  • Bugün Mustafa Kemal bireysel özgürlük ve özgür yaşam demektir.
  • Bugün Mustafa Kemal bilimsel ve laik eğitim demektir.
  • Bugün Mustafa Kemal Doğacı olmaktır.
  • Bugün Mustafa Kemal Neo-Liberal sömürüye tümüyle karşı olmaktır.
  • Bugün Mustafa Kemal etnik ve din temelli siyasete karşı durmaktır.
  • Bugün Mustafa Kemal içte ve dışta barış demektir.
  • Bugün Mustafa Kemal kapitalist bir sözde demokrasiyi değil, antikapitalist bir tam demokrasi fikrini seslendirmektir.
  • Bugün Mustafa Kemal cumhuriyetin kurucu felsefesini ve çağdaşlık ideallerini ödünsüz korumak demektir.

Mustafa Kemal, dindar ve kindar nesiller değil fikri hür vicdanı hür irfanı hür nesiller demektir. Evlatlarını terör örgütlerine çaldırmayan, halkın çocuklarına en iyi eğitimi verip fırsat eşitliği yaratarak onları hayallerini gerçekleştirmeye teşvik eden, devleti ve toplumu cemaatlerin savaş alanına çevirmeyen, liyakat ve eşitlik sistemini kurmuş bilimsel ve rasyonel bir hayat okulu demektir. Bugün Mustafa Kemal, asker kışlaya, bilim okullara, din vicdanlara diyebilmektir. YÖK’ü olmayan, darbe hukukuyla yönetilmeyen, seçim barajlarının olmadığı, hür üniversitelerinde bilim ve felsefe yapılan, vatandaşının yargısına güvendiği, doğayı gözü gibi koruyan ve uçsuz bucaksız parklarında şarkılar türküler söylenen, kendini yoksulluğu ve cehaleti yok etmeye adamış bir ekonomik, kültürel siyasetin var olduğu bir ülke demektir. Çocuklarını dağlara, mezarlara, hapislere ve yokluğa çaldırmayan, kendi evlatlarını yemeyen bir yurt demektir.

*

O halde bugün bizi Mustafa Kemal ruhunda birleştirebilecek, yalnızlıkları (laiklerin yalnızlıkları ve yalıtılmışlıkları) sona erdirebilecek ve kimsesizlere erişebilecek (yoksulluğa, ekonomik sömürüye mahkum edilmiş kimsesizler) bir politik-ekonomik-kültürel-teknolojik haritaya ihtiyacımız var. Yalnızların yalnızı ile kimsesizlerin kimsesi buluşmalıdır. Bu haritanın kendine has işaretlerini icat etmeye, bu haritanın dilini icat etmeye ihtiyacımız var. Bugün ortak bir etki sahası üretme yolunda bizleri birleştirebilecek bir akla ve ruha ihtiyacımız var. En önemlisi de yazının en başında işaret edildiği gibi bir fikriyata dayanan, bir plan dahilindeki sürekli eylemliliğe ihtiyacımız var. Bu eylemlilik belirlenen saatte sokağa çıkmaktan ibaret olan ve dağılıp giden bir eylemlilik değildir. Sokağı, evi, interneti, kamusal ve özel alanları, sivil toplum kuruluşlarını, medya ve sosyal medyayı bir etkileme ve etkilenme sahası yolunda bütünüyle dönüştürme planının adıdır. Bu dönüştürme bugünün dünya koşullarına hitap eden bir siyasi-kültürel alet takımının (teknoloji, maddi emek, maddi olmayan emek –örneğin internet ya da inovatif teknoloji emeği, akıl emeği–, yatay şekilde işleyen canlı ekonomik birimlerin kurulması, bilişim ağlarının yapılandırılması, çoklu-işlevleri mümkün kılan cep telefonu ve bilgisayar uygulamalarının maksimum kullanımı, halk aşinalığı ve dünya kültürü olan genç isimlerin siyasi örgütlenmeye dahli, tam demokratik bir örgütsel işleyiş, global sermaye zekası vb.) siyasi-ekonomik plana etkin şekilde dahil edilmesiyle mümkün olabilir. Zamanın ruhunu okumadan bir karşı çıkış üretemeyiz. Uzun dönemli bir vizyoner eylemlilik olmaksızın, teknolojik kültür ve gençler bu yeni siyasi alet takımıyla birlikte örgütlenmeye dahil edilmeksizin, halkla yüz yüze gelen ve ev ev gezen somut seferberlikler olmaksızın, başka bir ekonomi-politiğin peşinden gitmeksizin dinsel-leştirici ve Cumhuriyet-yıkıcı yapıları aşmak mümkün olmayacaktır. Dinselleştirici yapıların siyasi hegemonyasının üretildiği kanalların aşırı-kapitalize olduğunu ve savundukları tüm yaşam biçimleriyle çelişen bir teknoloji ve tüketim döngüsü içerisinde, mülkiyet ve doğa yıkıcılığı içerisinde (neo-liberal sömürü düzeni içerisinde) yer aldığı olgusu iyi hesap edilmelidir. Yeni ekonomi politik bu çıplak sömürüyü halka bir etkileme ve kendine çekme sahası içinde ifşa edebilmekle başlayabilir.

*

Yine sorularla bitirelim: bugün Mustafa Kemalci misyonun haritasını (ana çıkış kapısını) ve o Cumhuriyetçi çıkışa bizi götürecek harita işaretlerini kimler çizebilecek? Bugünün yeni siyasi alet takımını, siyasi rüzgarın heyecan verici güzergahını, fikri ve sürekli eylemliliği, büyük bir siyasi dikkati ve tahayyülü kimler üretecek? Bu bütüncül kararlılık, bu Cumhuriyetçi paradigma nasıl işler hale getirilecek?..

CEVAP VER