Batılı Bir Gazetecinin Gözünden Şeyh Said İsyanı – Paul Gentizon

0
2778

1920’lerde Ankara’da gözlemlerde bulunan İsviçreli gazeteci Paul Gentizon’un Şeyh Said ayaklanması hakkında yazdıklarından

Doğu’da her zaman olduğu gibi, köhnemiş bir teokrasiden uzaklaşılmaya çalışıldığı her girişimde, aydınlanmış, özgür düşüncenin layıkıyla tesis edilmeye çalışıldığı her defasında, dini özgür fikirlere karşı bir enstrüman olarak kullanarak, politik emelleri için bir kaide değilse de bu, geri kalmış ve cahil halkı göreve çağırmakta acelecidirler. Şeyh Sait vakası da böyleydi. Peygamberin haysiyetini yükseltmek maksadıyla kalkışarak, şerî kanunu tesis etmek için Allah tarafından gönderildiğini söyleyerek, kendisini “kutsal dava yolunda müminlerin emiri” olarak tanımlayarak, ve Kürt köylüsünün gözüne daha iyi görünebilmek için yeşil bayrağı dalgalandırarak, bu küçük insan saatler içinde, esasında devlete karşı Kürt feodal gericiliği olan bir hareketi, hakiki bir fanatizm patlamasına dönüştürmede başarılı oldu.

Öncelikle dinî duyguların etkisi altındaydı ki, binlerce yoksul, cumhuriyete karşı ayaklanmıştı. Savaş çığlığı şöyleydi: “şeriat isteriz”, Angora’nın ilan ettiği sivil yasalar üstünde, İslam dininin talimatlarının hakimiyetine dayalı bir devlet kurma arzusu dışında hiçbir anlama gelmiyordu. Bu anlamda, Kürt ayaklanması ilginç bir şekilde 1908’deki Jön-Türk devriminden 6 ay sonra Konstantinopol’de patlayan gerici hareketi andırıyordu. Aynı çığlık: “şeriat isteriz”, bu da yine anayasa diye bir şey duymak istemeyen fanatik kalabalıklarca tahrik edilmişti. 16 yıl sonra aynı olayın tekrarına şahit oluyorduk, din propagandasıyla aldatılmış cahil kalabalığın kurulu düzene karşı inanç adına ayaklanışı.

1923’de Angora’da yapılan devrim ayrıca 1908’deki Jön-Türk devriminden çok daha etkili olmuştu. Önceki sadece anayasal şartların uygulanması niyetindeydi ve asla geleneklere, hatta halkın inançlarına karşı değildi. Sonraki ise sadece siyasi bir dönüşüm değil, ama toplumsal ve dinî bir dönüşümdü; devrimin öncüleri halifeliği kaldıracak, medreseleri kapatacak, dinî kurumların gayrimenkullerini devralacak, kadınlara doğal haklarını kullanma yetkisini verecek, ve bir İslam ülkesinde ilk kez Anayasayı şerî kanunların daha üstünde kabul edecekti. Bu yüzden çok doğal olarak, ülkenin en geri kalmış bölgelerindeki tepkinin ölümcül olacağı beklenmekteydi. Özellikle de Doğu vilayetlerinde, Angora’nın reformlarından yaralanan katı dinî hislere sahip Müslümanlar yeni zamanlara karşı memnuniyetsizliğini gizlemedi. Erzurum vekili hoca Ziya efendi de zaten Kürdistan’daki ayaklanmadan iki hafta önce Büyük Millet Meclisi’ne durumu açık eden bir konuşma yapmıştı. Meclis kürsüsünün tepesinden, modernliğe, içki kullanımına, dansa, Marmara sahillerindeki açık duşlara çıkıştı, artan suçlardan ve fuhuştan şikayetçi oldu.

Kaynak: Mustapha Kemal ou L’Orient en Marche, 1929

Çeviren: Mehmet Talin

CEVAP VER