Cumhuriyet’in Bisikletçisi: Cavit Cav – Burka Bayram

0
41767

19. yy’da Avrupa’da üst sınıfın binek aracı olarak ortaya çıkan bisiklet ile tanışmamız, Osmanlı Devleti’nin son döneminde levantenler aracılığıyla olmuştu. Osmanlı’nın Batı’ya açılan yüzü Selanik, Sofya, İzmir ve İstanbul’da yaygınlaşan “velespit”in ilk yarışları da yine bu şehirlerde düzenlenmişti. Bisikletlerin tamamı yurtdışından ithal ediliyor, herhangi bir yerli üreticimiz ise bulunmuyordu. II. Meşrutiyetin ardından iyice yaygınlaşan ve halka inen bisiklet, Cumhuriyet’in kurulması ile ilk federasyonuna kavuşacak, talihsiz de olsa Olimpiyat macerasına başlayacak ve sonrasında da ilk bisiklet fabrikamız Cavit Cav tarafından kurulacaktı.

1905 senesinde Selanik’te doğan Cavit Cav, 1913’te Balkan Savaşı’nda İstanbul’a göç etmek zorunda kalan sayısız aileden birinin çocuğuydu. Büyük teyzesi Mustafa Kemal’in süt annesi olunca, Cavit de ailesinin onun hakkında anlattığı hikayeleri ve başarıları dinleyerek büyümüş, belki de bu yüzden hırslanmış ve sıfırdan başladığı hayatta, henüz 19 yaşındayken adını Cumhuriyet spor tarihine altın harflerle yazdırmayı başarmıştı. Genç Cavit’in yaptıkları sadece sportif başarılarıyla da kalmayacak, ülke sanayisine getirdiği yenilikler, yerli üretime olan tutkusu, tıp bilimine olan katkıları, inancı, gururu ve örnek kişiliği de asla unutulmayacaktı, sonuçta Mustafa Kemal ile aynı “helal” sütü emmişlerdi ya!

İstanbul’a ilk geldiği zamanlarda maydanoz satarak kazandığı para ile bitpazarından, Selanik’ten de aşina olduğu ilk bisikletini aldı. Sultanahmet’te bisikletini kiralayarak harçlığını çıkartmaya başlayınca aynı zamanda da İstanbul’daki kiralık bisiklet furyasını bu vesileyle başlatmış oldu. Kiraladığı bisikleti, ekmek teknesi kırılınca, bu sefer de kendi başına bisiklet tamirini öğrendi. Birkaç yıl sonra da bu meziyeti sayesinde Sultanahmet Sanat Okulu’na burslu olarak kabul edildi ve eğitimini tamamladı. Okulu bitirince gündüzleri Askeri Okul’da öğretmenlik yapmaya başladı, oradan kazandığı parayla da filosuna üç yeni bisiklet ekleyerek bisiklet kiralamaya devam etti ve işini büyüterek Laleli’de ilk bisiklet tamircisini açtı.

Bisiklet sporu ile yolunun kesişmesi ise 1923’te Bisiklet Federasyonu, nam-ı diğer Bisiklet Heyet-i Müttehidesi’nin kurulması ile oldu. Dönemin ünlü bisikletçileri Cambaz Fahri ve Raif Bey, Cav’ın yeteneğini keşfedip Federasyonun kurucusu ve ilk başkanı, aynı zamanda da Namık Kemal’in torunu olan Muvaffak Bey ile tanıştırınca, kendisini keşfeden ağabeyleri ile birlikte kendini bir anda milli takımın içinde buldu. Çok geçmeden de 1924 Paris Olimpiyat Oyunları’nda Türkiye Cumhuriyeti’ni ilk kez temsil edecek sporculardan biri olarak Olimpiyat kafilesinde kendine yer aldı.

Fakat işler Olimpiyat Oyunları’nda pek de iyi gitmedi, “önemli olan katılmaktı” bile diyemedi üç bisikletçimiz. Neden yarışa katılamadıklarıyla ilgili farklı kaynaklarda, farklı rivayetler mevcut. Örneğin; Sunay Akın, Geyikli Park kitabında bisikletsiz olarak gittikleri söyleyip, yeni bisiklet yaptıracak vakit olmadığını anlatırken, başka kaynaklarda sporcularun götürdükleri bisikletlerin yarış standartlarına uygun olmadığı veya yeni bisiklet için ödenek bulunamadığından söz ediliyor.

Yaşadıkları büyük hayal kırıklığına rağmen Cambaz Fahri, Raif Bey ve Cavit, Federasyon Başkanı Muvaffak Bey’in vasıtasıyla Paris’te bir bisiklet fabrikasında staj yaparak, bisiklet mekaniği ve üretimi üzerine bilgi edindiler. Yurda dönmelerinin ardından ise 1925 yılında Türkiye’nin ilk bisiklet atölyesini kuran Cavit Cav, ilk yerli bisiklet üretimine başladı.

Antrenmanlara, çalışmaya, üretmeye ve yarışlara aralıksız devam etti. 1924’ten 1932 yılına kadar Türkiye Şampiyonalarında her kategoride hep zirvedeydi. 1924’te Paris’te giyme şansını kaçırdığı milli mayoyu, üç yıl sonra Taksim Stadı’nda Bulgaristan Milli Takımı’na karşı giydi ve yarışın berabere sonuçlanmasında önemli rol oynadı.

Bir yıl sonra ise Cavit, 1928 Amsterdam Olimpiyat Oyunları’nda ay yıldızlı formayı kardeşi Galip Cav, Yunus Nüzhet Unat ve Tacettin Öztürkmen ile birlikte terletmeyi başaracaktı. Bu sefer temkinli olan sporcular her türlü riskten kaçınmış, 6 ay önceden Paris’e gelerek Amsterdam Olimpiyat Oyunları için büyük fedakarlıklarla çalışmalara başlamışlardı. Gündüzleri Lapis Bisiklet fabrikasında çalışıyor, akşam antrenman yapıyor ve geceleri maddi imkansızlıklardan ötürü, Paris’in küçük otel odalarında koyun koyuna uyuyorlardı.

Amsterdam’da işler tam istedikleri gibi gitmese de Cav kardeşler ve arkadaşları, bütün imkansızlıklara rağmen ülkelerini Olimpiyat Oyunları’nda temsil etmenin haklı gururunu yaşıyorlardı. 1000 metrede Cavit Cav on altıncı olurken, 4000 metre takım yarışında İngiltere’ye elenen bisikletçiler, finale kalamayarak dokuzuncu sırada yarışı bitirmişlerdi.

Cavit Cav’ın ardından Cumhuriyet bisikleti, 1929’da kaldırılan Bisiklet Federasyonu’nun 1933’te yeni statüsüne kavuşmasıyla beraber ilk uluslararası başarısına da ulaşmış oldu. 1935 yılında koşulan Romanya Turu’nda Bükreş-Braşov etabında, Kirkor Cambaz ve Talat Tunçalp çifte etap galibiyeti kazanarak, Muvaffak Menemencioğlu, Cavit Cav ve arkadaşlarının izinde, Türk bisikletinin ilk zaferini kazandılar.

Cavit Cav, yaşı ve formu itibariyle kendini 30’lu yıllarda sportif anlamda geriye çekmek zorunda kalsa da, bisiklet tutkusundan hiçbir zaman vazgeçmedi. Çocuk bisikletleri üretmeye devam ederken, Avrupa’dan getirdiği bebek arabalarını da yine dükkanında satıyordu. Dükkanda bebek arabası kalmayınca, daha önce Cav’ın kendi çocuğuna yaptığı bebek arabasından haberdar olan Kazım Karabekir’in ricası üzerine, ilk yerli bebek arabasını da yine Karabekir’in ikizleri için yaptı. Ardından bebek arabası üretmeye başlayan Cav, aynı zamanda da felçli bir çocuğa yaptığı tekerlekli sandalye ile de Türkiye’nin ilk yerli tekerlekli sandalyesini üretti.

Değişen hükümet ve soğuk savaş politikaları, yerli üretime olan güveni azaltmış, ithalatı özendirmişti. Cav, 1961 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk büyük bisiklet fabrikasını kursa da bir türlü dönemin şartlarına ayak uyduramadı ve yüklü miktarda borca girmek zorunda kaldı. Zamanla her şeyini kaybetmeye başlayan Cav, ayakta kalmak için yine muhteşem bir girişimcilik örneği göstererek, günümüzde de halen kullanılan tekerlekli çöp konteynerlerini icat edip üretmeye başladı. Buna rağmen borçlarını bir türlü ödeyemedi ve 1968 yılında mahkemece iflasına karar verildi. Tek değer verdiği malvarlığı olan, modern Olimpiyat Oyunları’nın kurucusu Pierre de Coubertin imzalı Olimpiyat Belgesini Burhan Felek’e emanet etti ve çaresizce içine kapandı. Yapacağı hiçbir şey kalmayınca da bir rivayete göre de kendini içkiye verdi ve bu sebepten ötürü de karısı tarafından terkedildi. Ama Cavit Cav, ne olursa olsun iflas etmeyi asla onuruna yediremedi ve kalan son arsasını satarak iflasını kaldırttı. Ardından da hayata gözlerini yumacağı Ankara Seyranbağları Huzurevi’ne yerleşerek 1982 yılına kadar orada yaşadı.

Hayatı boyunca ilklerin adamı olmuş, devrim sonrası yeni kurulmuş bir ülkenin sporu ve sanayisine hayatını adamış bir ismin, öyle kolay kolay huzurevinde sessiz sedasız öleceğini düşünmek saflık olur. Cavit Cav, gerçekten de ölümüyle bile bir ilki gerçekleştirmişti. Yaşamının son günlerinde okuduğu bir gazete haberinde, Ankara Üniversitesi tıp öğrencilerinin kadavra ihtiyacını ve yaşadıkları sıkıntıları öğrenince, hasta yatağından bir tutanak eşliğinde şu vasiyeti yazarak Türkiye’nin ilk kadavra bağışını yaptı:

“Ben Cavit Cav, olimpiyatlara katılan milli atlet, Türkiye Cumhuriyeti’nin büyük sanayicilerinden, buradayım ve biliyorum çok ömrüm kalmadı. Bu yataktan kalkamayacağım. Bedenimi bu ülkenin bilimi aydınlansın diye, gençler öğrensin diye kadavra olarak bağışlıyorum.”

Burka Bayram

Görsel: Ece Ağırtmış / Burka Bayram

 

 

CEVAP VER