Uçurumun Kenarında – Kutay Çiçekçiler

0
4828

Saat 02:55. Erik rakısı içtim. En son 3-4 yıl önce bir arkadaşımın düğününde içmiştim sanırım. Babası güleç bir ifadeyle şak diye ağzımıza dayamıştı. Hayır diyememiştik. Neyse, kafam güzel. Güzel ama öyle apır sapır bir güzellik değil. Her şey tadında. Ufkum açık. Balkondan arka odanın penceresine doğru coşkun bir gece rüzgarı esiyor; ben de durumdan nasiplenir gibi serinliğin keyfimce tadına varıyorum. İşte öyle bir güzellik.

Şeyi merak ediyorum. Gelibolu’da çarpışan Osmanlı subaylarının günlüklerini, eşlerine, ana babalarına yazdıkları mektupları falan hiç okudunuz mu? Çok farklı detaylar, özlemler, kararlılık örnekleri ve inatçılık vardır o mektuplarda. Kime kıyasla? Erlere elbette. Aynı cephede birlikte kurşun sıktıkları, süngü salladıkları erlere. Kıyasın sebebi şudur; er Allah için, peygamber için, ümmet için çarpışır. Kafire yürür ve ‘’kısmetiyse’’ cennete gider, şehit olur. Ya subay? Subay, mürekkep yalamışlığın görgü ve bilgisiyle duruma daha gerçekçi bakar. Son damla vatan toprağına çıkan düşmana karşı savaşmaktadır. Karşısındaki ne kafir, ne gavurdur; sadece ve sadece bir işgalci ve düşmandır. Elbette subayın da dindarı, gerçekçisi var. Lakin bakış, hepsinde aşağı yukarı belli. Diyelim ki düşmanı çıktığı kumsala gömdük. Bundan sonra ne olacak? Gidişat ne olacak?

Bu sorunun cevabı, seneler sonra bir Ağustos sabahında patlayan toplarla çığlık çığlığa cihana yayıldı. Ama ne pahasına? Epi topu laik ve bağımsız bir ülke bina etmek için neler çektik? Bu husus kıstas alındığında çabamız ne kadar taze? Mücadelemiz beşeriyetin neresinde?

Laik toplumsal yaşam ve hukuk düzeninin ortaya çıkışı ve bir dizi mücadeleyle tarihteki yerini alışı öncelikli olarak Avrupa’da gerçekleşti. Çok kan döküldü, mücadele oldu. Herkes birbirini yedi. Kabuğu kırana kadar yürüdüler. Sonuna kadar gittiler. Başardılar da. Ama bunların hepsi hayli uzun zaman önce oldu ve bitti. Avrupa, her gelişimi zorla da olsa kucaklamayı bildiği gibi, zaman içerisinde o gelişimleri göğsünde yumuşatmayı, söndürmeyi, kendi çıkarına göre değiştirmeyi ve maalesef unutmayı da bildi. Garip gelecek ama evet, laiklik nedir, nasıl kazanılmıştır ve bugün nasıl korunmalıdır, çoğunu unuttular. Rahata alıştılar. Malumunuz, çoğu sömürgecilikle gelişmiş ve serpilmiş ülkeler. Halihazırda akan paranın, olanağın sağladığı şartları içinde zamanla uyuştular. Bugün, zaman içerisinde kurmuş oldukları ‘’hijyenik’’ laik düzenin nasıl ve pahasına kazanıldığını dahi unuttular. Hazıra dağ mı dayanır?

Salı sallandı, Çarşamba şarşafa dolandı derken yıllar geçti. Dünya bambaşka bir hal aldı. Yüzümüzü döndüğümüz, fikren ilham aldığımız Avrupa da değişti, biz de. Geçen yıllar içinde medeniyetin Ortadoğu’daki uzak karakolu olan bizler ile Avrupalılar arasında bir farklılık ortaya çıktı. Bizler, az buçuk dahi olsa fikirsiz, sanatsız, sanayisiz, aydınlanmasız çorak, yetim bir toprakta laiklik, özgürlük peşinde koştuğumuzu, bu cumhuriyeti nasıl kurduğumuzu hala hatırlıyoruz. Avrupalılar ise hükümetleri ne derse ekseriyetle ona inanıp, laikliğin öneminden hiç bahsetmeksizin giyim kuşam özgürlüğü safsatasıyla plajda kim neyle güneşlenmeli diye konuşup duruyor.

Avrupa, bizim ta cumhuriyetin kuruluşundan beri yüzleşmek zorunda kaldığımız gerçekle, laikliğin önemi ve dinciliğin, irticanın tehlikeli gücüyle yüzyıllar sonrasında ilk defa yüzleşiyor. Hatta çoğu hala insanlık namına büyüyen tehlikenin ve irticai gerçeklerin farkında değil.

İşte, sadece laiklik mücadelesini kıstas alsak dahi bizim Avrupalılar’dan bir farkımız var. Biz, uçurumun kenarında yaşamak nedir, yokluktan bir cumhuriyet çıkarmak nedir, sofrada öküzümüzden sonra gelen kadını tüm yaşamda erkekle eşit kılmak nedir, bunların bedeli nedir hatırlıyoruz. Onlar ise atalarının kurmuş olduğu bir rahatlık düzeninde, adeta bir hülyada yaşıyor.

Bizler, Rönesans, Aydınlanma, Sanayi Devrimi görmemiş bizler, ilkel geleneklere, dine, üretimsizliğe, bir nevi tarihin yetimliğine mahkum bırakılmış bir coğrafyada laik cumhuriyet kurduk. Gelişimlerin üstüne bir şey bina etmedik. Tersine, gelişime, ilerleyişe olan karşıtlığa rağmen geleceğimizi kurduk. Bu diriliş ve kazanım, bizden öncekilerin bir mirası olmaktan öte, günbegün vermekte olduğumuz siyasi ve beşeri mücadelenin temelidir. Bilincinde olalım veya olmayalım, bizler laiklik mücadelesinin en ön saflarında, tarihi bir bilinç ve farkındalık ile tüm benliğimizi ortaya koyarak savaşıyoruz.

Avrupalı toplumlar kendilerine her Allah’ın günü yalan söyleyen ve kendilerini bir ekonomik fanus içerisinde yaşatan hükümetlerine, muktedir sınıflarına bir gün isyan eder de bu rüyadan uyanır mı bilemiyorum. Sanırım bu kırılmanın ne zaman olacağını sömürü düzeninin kendi iç çalkantıları gösterecek. Lakin biz cumhuriyetçiler, binbir farklı irticai tehdide rağmen şu zamana kadar hayatta kalmamızı sağlayan, tabiri caizse yoktan ortaya çıkmış laik, halkçı cumhuriyeti insanlık namına ve gelecek nesillerin hatrına muhafaza etmek zorundayız.

İmam hatipleri kapatacağız.

Kutay Çiçekçiler

CEVAP VER