Türkiye’de CIA – Denizhan Güler

0
9824
1951 TKP Tutuklamaları
CIA 1947’de kuruldu ancak öncülü olan OSS’nin Yakındoğu İstasyonu aracılığıyla, 2. Dünya Savaşı yıllarından itibaren Türkiye’de (o zamanki adı ile “Milli Amale Hizmeti” veya “Milli Emniyet” olan) MİT ve polis teşkilatıyla iç içe çalıştı. MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün merkezlerine hükmetti. Para verdi, eleman yetiştirdi, bütün dosyalarına uzandı, para karşılığı operasyon sipariş etti, köstebek yerleştirdi.
CIA’nın Türkiye’de halka karşı önemli faaliyetlerinden biri, 1951 Türkiye Komünist Partisi (TKP) tutuklamaları oldu. Kurtuluş Savaşının ateşi içinde doğan Türkiye’deki Komünist Hareket, işgal yıllarında bile faaliyetini yürütmüştü. CIA’nın yönlendirmesinde yürütülen 1951 tutuklamalarıyla, işçi sınıfı devrimciliğinin örgütlü mücadelesi kesintiye uğratıldı.
CIA, o zamanın parasıyla ayda 7,5 lira verdiği bir TKP üyesini ajanlaştırmış, bu ajan aracılığıyla operasyonu, Parti’nin Merkez Komitesi’ne kadar uzatabilmişti. CIA’nın örgütlediği ajan, daha sonra MİT’in Kontr-Komünizm Masası’nda istihdam edildi. Söz konusu kişi, 1994 yılında “Başbakanlık Müşaviri” sıfatıyla öldü.
6-7 Eylül olayları
Ülkemizde CIA’nın yönlendirilmesiyle gerçekleşen ikinci büyük komplo, 1955’teki 6-7 Eylül olaylarıydı. Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba konulduğu iddiasıyla galeyana getirilen İstanbul’daki işsiz güçsüz güruh, azınlıklara ait evlere ve mağazalara saldırdı. Daha önce Özel Harp Dairesi Başkanlığı’nda da bulunmuş olan MGK Genel Sekreterliğinden emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu, 6-7 Eylül olaylarını “ÖHD’nin düzenlediği mükemmel bir operasyon” olarak niteledi.
Demirel hükümetlerinin kıdemli Dışişleri Bakanı, eski polis müdürü, 12 Eylül’ü Cumhuriyet Senatosu Başkanı ve Cumhurbaşkanı Vekili olarak karşılayan İhsan Sabri Çağlayangil, İsmail Cem’e CIA konusunda, ABD’nin Türkiye’ye ambargo uyguladığı dönemde şunları söylemişti:
“Türkiye kendi istihbarat gücünü kuvvetlendirmek için İsrail, Amerikan ve İran istihbaratı ile daimi ve organik münasebetler içindedir. Bunlar gizli gizli her sene kendi şefleriyle toplanırlar; Washington’da, Tahran’da, Tel Aviv’de istihbarat mübadelesi yaparlar. Organik bağları bulunmayan fakat inandıkları başka istihbarat örgütlerinden de istişari mütalaa alırlar.
Şimdi istihbaratçılar Amerikalılarla organik münasebetler içinde olduğuna göre, Amerikalı ‘Şu adam benim adamım, şunu yerleştirelim solcuların arasına’ diye rahatça işbirliği yapabilir, istihbaratçılık alanında bu iş rahat yapılabilir.
Nasıl yapar? Organik bağlarıyla yapar. Benim istihbarat şefim, kendisi farkında bile olmadan CIA benim altımı oyar. Elinde imkân var. Girmiş, enfiltre benim içimde.. Onun için hiç şaşmam, aramam da; bulamam ki! Nasıl yaptı bulamam.
Amerika şuna aldırmaz: Bir memlekette demokratik idare olmuş, şoven idare olmuş, faşist idare olmuş, ona hiç bakmaz. Amerika o memleketin kendisine ne ölçüde tâbi olduğuna, kendi politikasına ne dereceye kadar satelite (uydu) haline gelebileceğine bakar.”
CIA-MİT İşbirliğinin Tarihçesi
CIA’nın Türkiye’deki faaliyetleri konusunda çaresiz kalıp yakınan politikacı yalnızca Çağlayangil değil. Kurtuluş Savaşı’nda “ulusun makûs talihini” yenen İnönü Zaferleri’nin komutanı, Türkiye’nin 2. Cumhurbaşkanı, Lozan görüşmelerinde emperyalistlere kök söktüren İsmet İnönü Paşa, Johnson Mektubu olayı sonrasında oluşan Amerikan karşıtı iklimde bile şunları söylüyordu:
“Amerikalıları kovmaya çalışırsak başımıza neler gelir bilmem. Bilemem.”
CIA’nın altımızı oyacak kadar nasıl içimize girdiğini, kıdemli gazeteci Cüneyt Arcayürek araştırıp yazdı. Arcayürek’in “Darbeler ve Gizli Servisler” adlı kitabı bu konuda temel bir başvuru kaynağıdır.
CIA-MİT işbirliği konusunda birincil devlet belgesi, Yüksek Adalet Divanı tutanaklarıdır. 27 Mayıs müdahalesi sonrasında Demokrat Parti’nin faşizan yönetiminin hesabının verildiği yargılamalarda, Türkiye’nin ABD’nin yörüngesine oturtuluşunun da hikâyesi bulunuyor zira.
Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur’un Yassıada’da Örtülü Ödenek ile ilgili yargılamalarda söylediklerini hatırlayalım. Milli Emniyetin Amerikalılardan para aldığı söylentisi ortaya çıkmıştı. Korur, araştırmasını yaptı ve Başbakan Adnan Menderes’e sundu. MİT’in (o zamanki adıyla Milli Emniyetin) başında General Behçet Türkmen vardı. Korur’un araştırmalarının sonucu şöyleydi:
“Amerikalılar Milli Emniyet’e ‘hâkimdi’. Para veriyor ve örgüte nüfuz ediyorlardı. Milli Emniyetin bütün dosyaları CIA’nın kontrolündeydi. İstanbul’da Milli Emniyet’e ait bir okul, servisin İstanbul örgütü ve Yeşilköy’deki soruşturma teşkilatı tümüyle Amerikalıların emrinde. Okullara, soruşturma teşkilatına Amerikalılar doğrudan para veriyor. İstanbul Bölge Başkanı’na doğrudan para ödüyorlar. Karşılığında da ‘iş’ istiyorlar.”
Korur’un araştırmasına göre, Milli Emniyet birimlerine CIA ayda 100 bin, İngiltere gizli servisi 30 bin, Fransızlar 7-8 bin, İtalyanlar da 4 bin lira ödüyordu. CIA dışındakiler parayı, Milli Emniyet’in Ankara’daki merkezine veriyordu. CIA ise ne merkez tanıyordu, ne de yöntem değiştirmeye yanaşıyordu. Egemenliğine aldığı gizli servis ünitelerine her ay CIA’nın adamları gidiyor, birimin başındaki kişiye zarf içinde parayı bırakıyordu.
MİT’in adı o zaman Milli Amale Hizmet idi. Halk içindeki adıyla Milli Emniyet. Menderes ve Korur, Türkiye Cumhuriyeti’nin gizli servisinin CIA’dan para alarak iş yapmasına teşkilatın başındaki General Türkmen’in destek olduğunu saptamıştı. NATO Güneydoğu Kara Kuvvetleri Komutan Yardımcılığı da yapan General Türkmen, Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı’ndan MAH Başkanlığı’na atanmıştı. 1953’te geldiği bu görevden, 18 Nisan 1957’de Bağdat Büyükelçiliğine atanarak emekli edildi. Bu dönemde Coca Cola’nın Türkiye’ye girmesine aracı oldu, bu yolla milyarderler arasına katıldı. General Türkmen, 12 Eylül döneminin Dışişleri Bakanı ve 90’larda MHP üyesi olan İlter Türkmen’in babası.
90’larda MİT Müsteşar Yardımcılığı görevini yürüten Mehmet Eymür de “Analiz” adlı kitabında, CIA’nın verdiği teknik yardımların, babası Mazhar Eymür aracılığıyla geldiğini anlatıyordu.
Behçet Türkmen’in emekli edilmesinden sonra, Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur MAH Başkanı oldu. Korur, bütün birimlere Amerikalılardan para almamalarını kesin emir olarak bildirdi.
Açıktan para almama değişikliği ancak iki ay sürdü. CIA, içine köstebekler yerleştirdiği örgütten elini çekmedi. Korur’dan sonra MAH Başkanı olan Prof. Hüseyin Avni Göktürk zamanında her şey eski tas eski hamam hâline geri döndü. 1957’de MAH İstanbul Merkez Şefliği yapmış Avni Koral, gerçeği şöyle dile getiriyordu:
“İşitildi ki Göktürk, Amerikalılardan, Ahmet Salih Korur zamanında alınmamış olan aylara ait paraları da istemiş, ‘paramız yetmiyor’ demiş.”
27 Mayıs askeri müdahalesi MİT içinde Bayar-Menderes yönetiminin yandaşlarını işten uzaklaştırsa bile, CIA ile ilişkileri kesemedi.
1962-1964 yıllarında MAH Başkanlığı ve 1966-1971 yılları arasında MİT Müsteşarlığı yapan Fuat Doğu ile ilgili olarak, Arcayürek şöyle yazıyordu:
“1988’de bir gün, Fuat Doğu, ziyaretine gelenlerle bir söyleşi sırasında ‘1965’lerde MAH ile CIA’nın aynı binalarda çalıştığını’ söyleyecek, sonradan bu birlikteliğin kaldırıldığını vurgulayacaktı.”
Philip Agee
12 yıl boyunca üç ayrı Güney Amerika ülkesinde CIA’nın operasyon elemanı olarak görev yapan ve 1974’te CIA’dan kaçıp bu yıllara ait olayları gün gün yazan ve “CIA Günlüğü” adıyla yayımlayan Phillip Agee, ikinci kitabı “Firar”da CIA ile Türkiye ilişkilerine de yer vermişti:

“CIA uzun yıllardan beri Türk Milli İstihbarat Teşkilatı ile çok yoğun bir işbirliği içindedir. Bu örgütün eğitimini, geliştirilmesini ve donatımını CIA sağlar.”

Kitapta Agee, CIA’nın işlevlerini şöyle sıralıyor:
      1. CIA kendisinin en önemli düşmanları ve aleyhtarları hakkında geniş bir liste hazırlar.
      2. Bu liste, kişilerin hayatlarını ve onların nasıl, nerede bulunabileceklerini de içerir.
      3. Amaç, askeri darbe olduğu zaman bu bilgi arşivini, o ülkenin gizli askeri istihbarat teşkilatına verip, bu kişilerin darhal tutuklanmalarını sağlamaktır.
      4. CIA, bütün dost, müttefik Üçüncü Dünya ülkelerindeki sivil ve askeri istihbarat teşkilatlarının eğitilmesini ve donatılmasını üstlenir. Buralarda çalışan yüzlerce kişi Amerika’ya götürülüp kurs görürler.
      5. Darbe yapıldığında Amerikan aleyhtarları CIA’nın sızdırdığı liste sayesinde tutuklandığında, o ülkenin istihbarat teşkilatı üyeleri, kurumlaşmış işkence yöntemlerini bu insanlar üzerinde uygular.
      6. CIA, başta Şili olmak üzere tüm ‘dost’ ülkelerde gerçekleştirdiği askeri darbelerde bu sistemi uygulamış ve binlerce kişinin tutuklanması, işkence görmesi ve politik cinayetlere kurban gitmesinin birinci derecede sorumlusu olmuştur.”
MİT’in 3. Adamı: CIA ile İç İçeyiz
MİT İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Kurmay Albay Sabahattin Savaşman, 19 Şubat 1978’de Genelkurmay Askeri Mahkemesi’nde verdiği ifadede MİT içinde 20’nin üzerinde CIA ajanının çalıştığını açıkladı. CIA adına köstebektik yapmakla suçlanan ve ceza alan MİT’in 3. adamı Savaşman’ın ifadesi şöyle:
“CIA’nın Türkiye’de MİT ile işbirliği yapan 20’nin üzerinde personeli bulunmakta ve bu personel MİT ile muhtelif alanlarda işbirliği yapmaktadır. Ve aynı zamanda MİT’e yardım ederek MİT ile müşterek operasyonlar yürütmektedir. MİT 1950 yıllarından itibaren CIA ile esasen iç içe çalışmaktadır. MİT’in kullanmış olduğu bütün teknik araçlar CIA tarafından temin edilmiş, birçok MİT personeli CIA’da kurs görmüş, MİT okulu CIA tarafından kurulmuştur. Yıllarca MİT personeli bir CIA personeli gibi yurtiçinde ve yurtdışında CIA hesabına çalışmış, CIA’ya hizmet vermiştir.”
CIA’nın “Bizim Oğlanlar”ı ve 12’li Darbeler
12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri darbelerinin CIA tarafından hazırlanıp yönlendirildiği artık pek çok kişi tarafından biliniyor. CIA’nın ünlü Türkiye İstasyon Şefi Paul Henze’nin 12 Eylül generalleri için “Bizim oğlanlar yaptı” (Our boys have done) sözü başka bir kanıt aramaya gerek bırakmıyor.
12 Mart ve 12 Eylül darbeleri, CIA’nın ülkemizdeki faaliyetlerinin yaygınlığı ve etkisi açısından da dönüm noktalarıydı. CIA tarafından yönlendirilen; ordu, polis teşkilatı, politika ve iş dünyasından temsilcilerin katılımıyla hayat bulan gizli bir örgüt olan Kontrgerilla, bu dönemlerde resmen ve fiilen Türkiye’de iktidar oldu.
MİT’e CIA Modeli
Tansu Çiller, “ABD vatandaşı mısınız?” sorusuna hep “Teklif ettiler, reddettik” yanıtını vermişti. ABD’de vatandaşlık teklifini, çengel attığı yabancı ülke öğrencilerini ajanlaştırmak için bir tek CIA yapıyor. Çiller’in ABD’de iken “kola içmeye parasının olmadığı” fukaralık dönemi de bu ilişkiyle sona erdi. Zira Amerikan yardımı parayla sınırlı kalmadı.
Tansu Çiller’in Başbakanlığa kadar tırmanmasında en büyük destekçisi CIA oldu. Tansu Çiller de, 3 yıla yakın başbakanlığı döneminde kendisine ikinci pasaportu sağlayan kurumu ihya etti. Dünya Bankası’nın Özelleştirme Müdürü gibi çalışan Çiller, bir de CIA’nın denetiminde özel istihbarat teşkilatı kurdu. Başbakanlıktan ayrılmadan önce de örtülü ödenekten çektiği 500 milyar lirayı, bu örgüte aktardığı saptandı.
Türkiye hâkim sınıflarıysa ABD’nin Türkiye’yi Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya ve Ortadoğu’da taşeron olarak kullanma politikasını “bir milli politika” haline getirerek, istihbarat örgütünü buna göre yeniden düzenlediler. MİT Müsteşarı Sönmez Koksal, Mayıs 1996’da düzenlediği basın toplantısında MİT’te “Türkiye’yi bölgesel güç olarak yaratma” görevi için yeni bir yapılanmaya gidildiğini açıklamıştı. Müsteşar Koksal, basına verdiği, MİT’i tanıtan 29 sayfalık broşürde yeni yapılanmanın amacını şöyle ifade ediyordu:
“Türkiye, uluslararası ve bölgesel pohtikaların etkileşim alanı içinde belirleyici rollere sahip, lider ülke konumundadır. Bu sebeple, dayanışma kurulmak istenen veya gelişmesi engellenmek istenen bölgesel güç konumundadır. MİT’in Türkiye’nin gelişen ihtiyaçlarına, ülkelerarası ilişkilerin niteliğine cevap verebilen katkısının sağlanabilmesi, istihbarat üretimini geliştirici çalışmalarımızın temel unsurudur.”
Denizhan Güler
Önceki yazı: CIA: Emperyalizmin Kirli Savaşçısı

CEVAP VER