İstibdat – Ozan Kınay

0
3380

Türkiye’de demokrasi kavramı monarşinin yanında onu ilk kez bir denetleme mekanizması olarak kullanan parlamentoyla siyasî hayatımıza girmiştir. 1876 yılında ilân edilen I. Meşrutiyet ile parlamenter yaşama ilk adımı attık. O dönem parlamento padişahın yetkilerini önemli derecede kısıtlayamıyordu. Padişahın sınırsız veto ve meclisi istediği zaman feshetme gibi birtakım hakları vardı. 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın kaybedilmesinin ardından padişah II. Abdülhamid meclisi uzun süre açılmayacak bir şekilde kapattı. O dönem ülke abluka altındaydı ve baskıcı politikalar sebebiyle dönem “istibdat dönemi” olarak adlandırılıyordu.

Gerici 31 Mart Ayaklanması’ndan sonra II. Abdülhamid tahttan indirilmiş ve II. Meşrutiyet kurulmuştur. Bu dönemde I. Meşrutiyet’e göre parlamenter rejim iyice güçlenmiş ve saltanat artık sembolik bir kurum hâline gelmiştir. Padişahın mutlak veto yetkisi sınırlandırılmış, basın hürriyeti gibi temel haklar kazanılmış, yürütme erki olan hükûmet, parlamentoya karşı sorumlu hâle gelmiştir.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ağır bir darbe alan Osmanlı artık ömrünün sonuna gelmişti. Ancak Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde haritadan silinmek üzereyken dayanılmaz acılar ve son umutlarla bir kez daha direnen Anadolu, İngiliz emperyalizmine geçit vermemiş ve kendini boyunduruk altına sokmamıştı. Bu mücadelenin sonunda da 623 yıllık Osmanlı İmparatorluğu parçalanmış ve onun küllerinden Türkiye Cumhuriyeti modern dünya sahnesinde yerini almıştır. Yeni devletin yönetim biçimi Cumhuriyet yapılarak, egemenlik tek bir kişi ve soydan bizzat halkın eline bırakılmıştır.

Görüldüğü gibi devrim, kansız ve sakin bir şekilde gerçekleşmez. Özellikle baskıcı rejimlerin, despotlukların, monarşilerin yıkılması sükûnet içinde olmaz. Tarih bunu gösterir. 14 Temmuz günü Bastille’i basan Fransız halkı bunun bilincindeydi. 31 Mart’ta gericileri püskürten halk, aydınlar ve ilerici askerler bunun farkındaydı. Egemenliğin hiç kimseye “hediye” edilemeyeceği, onu kazanmanın yalnızca savaşmaktan ve fedakârlıktan geçtiği aşikârdır.

Bugün Türkiye’de birileri Abdülhamidcilik’e soyunuyor. Önüne geleni içeri atıyor, susturuyor, sindiriyor, yeri gelirse öldürmekten dahi çekinmiyor. Kendine muhaliflere terörist damgası yapıştırıyor, ekmeğini elinden alıyor. Kendinden olmayanları ötekileştiriyor. Kısacası bugün bazıları istibdat dönemine dönmek istiyor. Tarihin ileriye doğru akması gerekirken, onu ısrarla geriye döndürmeye çalışıyor. Burada üzerinde durulması gereken asıl mesele “Türk halkı bu kişilere izin mi verecek, yoksa 1908 ve 1923’teki kendinden öncekiler gibi dimdik ayakta durup emperyalizme ve gericiliğe direniş mi gösterecek?” meselesidir. Tarih, bunu elbette gösterecektir.

Ozan Kınay

CEVAP VER