Ulusal Bağımsızlıktan Toplumsal Devrime – Niyazi Berkes

0
8999

Bağımsız bir ulus olamadan yok olmak üzere olan bir halkın ezilmekten kendini zor kurtardığı bir zamanda geleneklerden kopmaya bilinçli olarak girişmenin ilk örneğini, hem bağımsızlık, hem uluslaşma savaşlarının önderi olarak çıkan Mustafa Kemal vermiştir. Onu bütün dünyada tanıtan da bu iki yandır. Osmanlı ve İslam gelenekçileri de bu yüzden onu hiç affedememişlerdir.

Bugün bağımsızlığa kavuşan ulusların çoğu, böyle bir yok olma durumu ile karşılaşmamış oldukları halde bunu yapamamışlardır. Örneğin, Hindistan, Pakistan bağımsızlığa kavuşunca önderleri geleneklere, eski inançlara sarılma yolunu benimsediler. Nehru, Mustafa Kemal’in kurtuluş savaşını hapishanede heyecanla alkışladığı halde devrimci Mustafa Kemal’in yolundan gidememiştir. Bir toplum Batı uygarlığının ayakları altında paramparça olmuş geleneksel düzen kurallarını yeniden kutsallaştırdıktan sonra kapıları ardına kadar açılsa da, Batı uygarlığını içeri buyur etse bile o uygarlık, o toplumun gene malı olmaz. Olsaydı, geleneklerine sarılan sömürgeleşmiş ülkelerin Türk toplumundan daha modernleşmiş olmaları gerekirdi.

Her ayrım yapma, keyfi olma tehlikesini taşır. Batı emperyalizmi ile Batı uygarlığı arasında yalnız kafamızda bir ayırım yapmak yetmez; çünkü Batı emperyalizmi, Batı uygarlığının nasılsa olmuş bir yanı değildir. İkisini birbirinden ayırmak, iki yanını ayırdığımız şeye karşı durumumuzda da bir ayırım yapmayı gerektirir. Bu, Türk toplumunu Batı emperyalizmi ile başka çeşit bir ilişiklik durumuna getirme olabilir. Bunun içindir ki Atatürk’ün, Batı anlayışı sadece “tek dişi kalmış canavar” anlayışı olmamıştır. Onunla savaşırken ona dönmek, aynı zamanda ona değişik bir gözle bakmak demektir. O da, ne Batı uyduculuğu, ne de Batı düşmanlığı yoludur.

Atatürk’ün devrimciliğine özgü olan bu “Batı’ya karşı savaşırken Batı’ya sırt çevirmeme” çözümünün anlamı, Türk toplumun yapısında modern çağ gereklerine uyacak değişmelerin zorunlu olduğudur. Bu zorunluluğun gerektiği yola girilmedikçe, Batı uygarlığı ile Batı emperyalizmi aynı şeylerdir; kendi kafamızda kendimize göre ayrılamazlar.

Batı devletlerinin Sevr Antlaşması ile kurmayı düşündükleri küçük Osmanlı Devleti’ni modern bir ulus devleti olarak düşünmediklerinden ötürü idi ki ona kendi istedikleri biçimi vereceklerdi. Sevr’in kuracağı Türkiye modern bir uluslaşma toplumu olamazdı. Bu yüzden, toplumsal devrimlere gidilmedikçe Sevr projesini reddetmenin ne anlamı vardı? Demek ki gerçekleştirilmiş olan ulusal bağımsızlık anlamındaki “milliyetçilik” yanında yeni dönemin ikinci bir ilkesi “devrimcilik” ilkesi olacaktı.

İşte o zaman ulusçuluk ile devrimcilik siyasa (politika) ve düşünüş alanlarında ilk kez yanyana, kol kola girmiştir. “Türk toplumu, Batı uygarlığının kendi kalkınmasında gerekli olan yanlarını, kendi toplumsal yapısını modern bir ulusa yakışacak biçimde onarma amacıyla, Batı zoruyla değil, kendi bağımsızlığının gereklerine göre uygulamadıkça modern çağ dünyasında bir ulus olarak varolamaz” görüşünde bir yanda yeni bir “milliyetçilik” anlayışı, diğer yanda yeni bir Batıcılık anlayışı birleşiyor. Bu iki sorun arasında yeni bir kavramın, ikisini asıl sorunun kendisi olarak birleştirecek yeni bir kavramın gelmesi gerekir. Bu kavramın gelişmesi anlayışın belirmesine bağlıdır: a) ulusal bağımsızlık tek amaç değildir; b) Batılılaşma toplumsal değişmeden ayrı, onunla ilgisi olmayan bir amaç olamaz. UIusal bağımsızlıkla Batılılaşma birbirine karşı iki ayrı şey değildir; ikisi arasında sıkı bir ilişki vardır. Ulusal bağımsızlık olmadan Batılılaşma olmaz; toplum ölçüsünde değişme olmadan uluslaşma gerçekleşemez. Bu ilişikliğin düğümü, “toplumsal devrim” kavramındadır. Kurtuluş Savaşı’nın öğrettiği en önemli ders budur. Bu, Osmanlı siyasa ve düşün tarihinde hiç ulaşılamamış bir görüştür.

Ulusal bağımsızlık ulusçuluğu Batı için de yeni bir şeydi. Birinci Cihan Savaşı sonunun Wilson prensipleri Batı önderlerine bir çeşit ulusçuluk görüşü getirmiş olmakla beraber, bundaki ulusçulukta Batı’nın ekonomik ve siyasal egemenliğinden tüm bağımsız olma anlamı yoktu. Wilson prensipleri Batı’dan bağımsız değil, Batı vasiliği altında, Batı’ya bağlı bir ulusçuluk demektir. Bunun en iyi örneği, Osmanlı İmparatorluğu’ndan bağımsız olmak isteyen Arap ulusçuluğunun içine düştüğü manda ulusçuluğudur. O zamanki Arap ulusçuluğunun önderleri bir ulusal kurtuluş savaşı yapamadıklarından Arap ulusçuluğu ancak İkinci Cihan Savaşı’ndan sonra bu yöne dönebilmiştir.

Bağımsızlık savaşı ulusçuluğu, Wilson prensiplerinden ayrıldığı gibi, Kemalist devrimciliği de gem Batıcılık anlayışından hem de Bolşevik devrimciliğinden farklı olmuştur. Hem Batı boyunduruğundan, hem gerilikten kurtarma savaşı içinde bulunan geri kalmış toplumların uluslaşma ve modernleşme yolunun hem Fransız Devrimi modelinden, hem bu ikinci devrimin modelinden ayrı niteliği bulunuşunun ilk örneğini Kemalizm devrimciliği vermiştir.

Niyazi Berkes

“Türk Düşününde Batı Sorunu” adlı eserden alıntıdır.

CEVAP VER