Teori Neden Toplumsal Gerçekliğe Muhtaçtır – Umut Erdoğan

0
13223
Toplumdan, tarihten kopuk olan teorinin, dönüştürme gücünden yoksun olduğunu, her ne kadar çatışmacı da olsa bir işlevi olmayacağı Niyazi Berkes’in yönteminin her alanında kendisini ifade eder. Dönüştürme ve değiştirmenin, yani teoride kalmayan bir yöntemin neden gerekli olduğu, neden toplumsal gerçeklikle arasında mesafe olmayanlara ihtiyaç olduğunun altını çizer. Toplumsal gerçeklikten kopuk olan girişimlerin kaç farklı yerden ve yoldan gelirse gelsin başarıya ulaşamamasına karşılık Kurtuluş Savaşı ve Kemalist devrimin neden sonunda halkı yanına alabildiğine değinir.
Her yandan çekiştirilen bir dönemde, Meşrutiyet döneminin halkçılık akımını temelsiz Osmanlı milliyetçiliğinden kurtarma çabası olarak ortaya çıktığına değinen Berkes, aydınlar arasında başlayan “halka doğru” hareketinin sosyal reform ve kalkınma yönünü zamanla yitirerek, halkı aydınlatma ve halka ulaşma amacından uzaklaşarak, Türkçülük şekline girmiş olmasına değinmektedir. Yeni Hayat adlı akım çevresindeki sosyalist akım dahilinde zamanla Ziya Gökalp’in mefküreci (idealist) akımının üstün gelmeye başladığını belirtmektedir (Berkes, 2015:56).
Berkes’in bu sonucun yaşanmasına sebep olarak gördüğü noktalardan biri, Prens Sabahaddin’in “moda ettiği”, bir dayanak arama merakı sonucu ortaya çıkan, aydınlar arasında imparatorluğu kalkındırma için bir dayanak noktası arama girişimidir. Bir kısım aydın bunu şeriatta, bir kısmı Batı yardımında, bir kısmı Anglosakson eğitimde bu dayanağı arama yoluna gitmekteydi. Ancak Berkes’e göre bunlar başarısız girişimler olarak bir sonuca varamamıştır. Çünkü Türk toplumu bu aydınlar için adeta görünmezdi, adeta yoktu. Toplumu dayanak olarak görmeyi hiçbirinin düşünmemiş oluşu, Berkes’in eleştirdiği en önemli noktadır. Aydınlar, Türk halkını ancak bir mefküre, yani bir düş olarak gördüğü için, ülkede “Türk”ü göremiyor oluşu, bunun yerine sadece Müslüman ve Osmanlı şeklinde bir ayrıma gidiyor oluşları Berkes için bu başarısızlığın temelinde bulunmaktadır (Berkes, 2015:56).
Benzer şekilde günümüzde baktığımızda, teorinin işaret ettiği x’in, mevcut toplumsal hayatta bir karşılığının hala olmamasına rağmen inatla x’ten y tepkisini bekleyen kitle gibi, tarihimizin her dönemin iyi eğitim aldığı, sayfalarca okuduğu halde elindeki bilginin tam olarak bu toplum için bir çözümü nasıl sunacağı belirsiz olan örneklerin mevcut olduğu açık. Oysa tarihte, kendi toplumunun, ezberlediği ve teorideki tepkileri beklediği nesnelerden hala tepki görmediğinden yakındığı tepkileri yakın tarihinde verdiğini görmesi mümkün. Ancak burada tarihe karşı körlük, yerelden ve toplumdan kopukluk ve okuduğunu anlamama devreye giriyor. Berkes’in de yakındığı bu olsa gerek. Yani teorinin pratik ve birçok örnek üzerinden ya da yerel üzerinden, yani bir ya da birçok vaka üzerinden gözlemlenerek elde edilen verinin soyutlanmış halinin ifadesi olduğunu düşünürsek, aslında teorinin kendisinin de neden var olduğunu anlamadıklarını görmek mümkün.
Tarihsel geçmişi görmeden toplumsal hayatın mevcut durumunun da anlaşılmasının mümkün olmayacağına işaret eden Berkes, toplumsal gerçekliğin tarihsel arka planının önemine Türk toplumun ulusal birliğinin oluşması konusunda da dikkat çekmektedir. Ulus olmayı çağdaşlaşma yolunda tarihsel bir zorunluluk olarak gördüğü Doğu toplumlarında, Türkiye için de Osmanlı’dan itibaren karşılaştığı Batı uyduculuğu gibi yıkıcı engeller karşısında en nihayetinde ulusçuluğun Kurtuluş Savaşı ve sonrasında Kemalist devrimler ile kazanıldığını belirtmektedir.
Berkes, Kemalist Türk ulusalcılığına dair özgün düşüncelere sahiptir ve bunu da toplumun tarihsel gerçekliği içerisinden çıkarır. Tarihteki Türk toplumunun temellerini devlet, ordu, ekonomi ve endüstri gibi unsurlardan oluştuğunu belirten Berkes, bu temellere dayanarak Türklerin uygarlık ve devlet kurucuları olduklarını vurgular (Azman, 2008). Tam da bu noktada Ziya Gökalp ile bir kez daha görüşleri ayrılmaktadır. Gökalp’in kültür (hars) ve uygarlık ayrımı, Berkes için sorundur. Bireysellikten uzak ve toplumsal olana yakın bir kültüre sürekli olarak işaret eden Berkes, Gökalp’teki kültür (hars) anlayışının bireyci olduğunu belirtmektedir. Uygarlığı Batı’dan alıp Türk toplumunun kültürüne uyarlamaya işaret ettiği noktada kültürü (harsı), Berkes’in ele aldığı biçimden farklı bir boyutta incelemektedir Gökalp. Çünkü Berkes için uygarlık ve kültürü birbirinden ayırmak yanlış bir düşüncedir. Toplumsal olanla araya mesafe koyma sorunu da burada yine kendisini belli etmektedir. Berkes’in eleştirisi, bu bireyci kısmın, soyut ve tarihsel – toplumsal bağdan yoksun oluşu üzerinedir. Gökalp’in bu kavrama (kültür/hars) yüklediği değerler batıya has kavramlar (bireysel özgürlüklere odaklanan biçimde) olup, Türk toplumu üzerine giydirilmek istenen soyut bir biçimde kendisini göstermektedir. Bu da Berkes için halkın tarihsel birliğinden ortaya çıkarılabilecek, kurtuluşun yolu olan birliğin, yani ulus bilincinin önünü kesecek bir sorunu ortaya çıkarmaktadır. Gökalp’in mevcut olandan, toplumdan ve tarihten kopuk biçimde oluşturmaya çalıştığı kavramların mevcut durumu değil, bir ideali temsil etmesi sorunu, bir kurgunun ifade edilmesiyle gerçek olanın ifade edilmesi arasındaki işlevselliğin sorunudur. Bu yüzden, bir kurgunun, Türk tarihinden ve toplumsal hayatından kopuk biçimde ifadesine Berkes karşı çıkmaktadır.
Batıdan alıp getirilen düşüncelerin Türk toplumuna bir elbise gibi giydirilmeye çalışıldığında, toplumun üzerine tam oturacağını düşünme yanılgısına kapılan Ziya Gökalp ya da Prens Sabahaddin, her ne kadar mevcut durum içerisinde içindeki yaşadıkları toplum için bir çıkış yolu arayan isimler olarak karşımıza çıksa da, içinde yaşadıkları toplumla aralarındaki mesafe, aslında o toplumun içinde yaşamadıklarının da bir göstergesi olarak kendisini belli etmektedir. Burada bir niyet okumayla girişilen çabalara duygusal yaklaşma seçeneği de her zaman mevcutken, tarihten ders çıkarmak adına bu çabaları pratikteki etkileri üzerinden okumak, yarattıkları ya da yaratamadıklarını sebepleriyle beraber ele almak, en azından günümüzde yine toplumsal gerçeklikten kopuk biçimde teori parçalayan düşünürlerinin ve taraftarlarının pratik faydadan uzak ve işlevsiz söylemleriyle daha fazla insanın aklını bulandırmasının ve işleyecek olan yollara ayakbağı olmasını engellemek açısından faydalı olsa gerek.
Umut Erdoğan
Kaynakça
Azman, Ayşe (2008). “Niyazi Berkes: Ulusçuluk – Devrimcilik Ekseninde Kemalist Çağdaşlaşma Modelinin İnşası”
Berkes, Niyazi (2016). “Türk Düşününde Batı Sorunu”. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları

CEVAP VER