Yeniden Cumhuriyet İçin Tezler veya Ne Yapmalı? II – İbrahim Kaya

0
26328
 “Yeniden Cumhuriyet İçin Tezler veya Ne Yapmalı?” başlıklı yazıma devam:
Yeni Türkiye’nin “modernliğini kaybeden Türkiye” olduğunu yazmıştım, yani, Türkiye hızla “modern-dışılaşıyor” ve bu süreç önemli ölçüde “halkın” desteğiyle yürüyor. Modernliğin kaybı, aynı zamanda, kapitalizmin genişlemesi, bütün yaşam alanlarını kuşatması anlamına geliyor. Bu nedenle, Yeni Türkiye’yi modernliği olmayan kapitalizm olarak tanımladığımı belirtmiştim. Yeni Türkiye’nin dayandığı kültürel temelin İslamcı ideoloji, politik temelin çoğunlukçu-araçsal demokrasi ve ekonomik temelin modernliği reddeden kuralsız kapitalizm olduğunu ve kurtuluşun kültürel, politik ve ekonomik temelleri yeniden formüle eden bir projeyle mümkün olacağını tartışmıştım. İslamcı ideolojinin, çoğunlukçu-araçsal demokrasinin ve modernliği reddeden kapitalizmin sonuç olarak gerici bir kültürel sahayı, demokrasi-dışı bir politik sahayı ve kuralsız bir ekonomik sahayı yarattığını görmek durumundayız. Hem gericiliğin, hem demokrasi-dışılaşmanın hem de kuralsız ekonominin ülkeyi getirdiği nokta; “çocuklarımızın yanarak can verdiği”, “Soma Cinayetinin”, “Ermenek Cinayetinin” ve diğer kötülüklerin hesabının sorulamadığı, cehaletin ve karanlığın “kader” gibi kendini dayattığı, hukuksuzluğun kural haline getirildiği bir nokta. Bu anlamda, bildiğimiz Cumhuriyet’in sonuna işaret eden Yeni Türkiye’den çıkış yolunun da Yeniden Cumhuriyet inşası olduğuna vurguda bulunmuştum. Bu çıkışın aktörünün de CHP olmak zorunda olduğunu ama bunun için de öncelikle CHP’nin mevcut yapısından ve yöneticilerinden kurtulması gerektiğini yazmıştım. Bu ikinci yazıda CHP’nin yani kurtuluşun aktörünün nasıl kurtulacağına dair çok yalın bir değerlendirme yapacağım. Başka bir ifadeyle; ne yapmalı kısmını anlatmıştım ve şimdi de nasıl yapmalı kısmına ağırlık vereceğim.    
CHP Nereden Kurtulacak?    
İlk akla gelen kuşkusuz partinin “kimlikçilikten” kurtulması gerektiğidir. Parti “yenileşme” yaygarası altında etnik, dini farklılıklara duyarlı olmak gerektiği şeklindeki “kültürelci” bir karanlığa itildi ve önemli ölçüde bu karanlıkta yaşıyor. Bu karanlık, dünyayı kültürelci perspektiften okuyor, yani, yaşamdaki her şeyi kültürel kimlikler bağlamına indirgiyor. Batı’da kısa bir süre etkili olan çok-kültürcü akımın bugün önemli ölçüde “evrensellik” ve “ulusallık” değerlerine çarptığını ve dindiğini biliyoruz. Batı’da farklı kültürlerin eşdeğer olduğuna yönelik kimlik eksenli tartışmaların “toplum halinde birlikte yaşama” idealini ateşe attığı geniş ölçüde fark edilmiş durumda. Bu nedenle, kültürleri özcüleştiren, her şeyi kültürel kimlik bağlamına hapseden anlayışlar büyük ölçüde terk ediliyor. “Her kültür eşittir” lafazanlığından evrensel kültürel değerlere aykırı, kabul edilmesi insanlık için mümkün olmayan kültürel ögeler de var anlayışına geçiş yaşanıyor. Bu elbette bazılarının hemen öngöreceği gibi insanların dini, etnik kimliklerini yok saymak, farklı olanları ötekileştirmek demek değil. Aksine, kültürel grupları değil bireyleri muhatap olarak alan bir siyasa anlayışının tekrar güç kazanması demek. Demokrasi farklı kültürlerin özcüleştirilmesi amacı için kullanılamayacak kadar ciddi, önemli bir rejim olduğundan, Anayasanın bireylere haklar ve özgürlükler sunduğu, kültürler ekseninde “farklılığın” abartılmadığı bir birlikte yaşama modeline işaret etmektedir. Halbuki CHP’de sözü edilen kültürelci perspektife tutunan ve bunu güya demokrasi adına savunan önemli sayıda yönetici bulunmakta. Önemli ölçüde parti bir “mezhep” partisi görüntüsü veriyor ve toplumdaki bu yöndeki algı da gittikçe güç kazanıyor. Mezhepsel, bölgesel, etnik ortaklıklara dayalı parti içi siyaset partiyi “modern” olmaktan çıkarıp adeta ortaçağcılaştırıyor. Partinin önemli pozisyonlarında bulunan epey sayıda bir insan, Atatürk’ü beğenmiyor; Cumhuriyetin inşa sürecini savunamıyor; ulus-devleti öcü olarak görüyor; etnikçilik-mezhepçilik hastalığına bel bağlıyor; kamuculuğu ve halkçılığı çağdışı ilan etmiş bulunuyor. Dolayısıyla, partinin içinde bulunduğu rahatsızlıkların ilki kimlikçiliktir ve bu nedenle oradan kurtulması büyük önem arz ediyor.
İkincisi, partinin kişisel güç elde etmek dışında herhangi bir “insani” değeri ve hedefi olmayan “partililerden” kurtulması gerekiyor. Bu sözünü ettiğimiz “partililerin” sayısı pek de az görünmüyor. Parti’nin seçmenlerinin ve sempatizanlarının çoğunun artık farkında olmaya başladığı çürüme, özellikle bu bireysel çıkarını her şeyin üstünde tutan parti örgütündekilerden kaynaklanıyor. Bir dahaki seçimlerde vekil veyahut belediye başkanı olmak; olmadı PM üyesi olmak ya da bir belediyede danışmanlık elde etmek dışında partiyi zafere taşımak gibi asli hedefi olmayanlardan oluşan örgütten kurtulmadan partinin Yeniden Cumhuriyet inşasının aktörü olması mümkün gözükmüyor. Partinin insan kaynağı açısından en temel sorun; bu sözünü ettiğim partililerin hiçbir zaman “militan” ol(a)mayışlarıdır. Siyasal partilerin iktidara yürüyüşünde anahtar rolü oynayan militanlara bu partide rastlamak eğer olanaksız değilse de çok zordur. Örgütteki neredeyse herkes kendisini siyaset teorisyeni olarak takdim ediyor. Yani militanlığı küçümsüyor. Militanlık, partinin programını halka götürme eylemliliğidir. Başka bir deyişle; militanlar, gece ve gündüz, her mekanda partiyi halkla buluşturanlardır. Ancak, bu partide çoğunluk kendisini bu işten muaf ve genel politikalar üretmede uzman görüyor. Elbette bu çürümüş örgütten kurtulmadan partinin aktörlüğü mümkün olmayacak.
Üçüncüsü, partinin genel anlamda yürüyeceği yolu netleştirememiş olan programından kurtulması gerekiyor. Parti hiçbir şekilde Yeniden Kurtuluş, Yeniden Kuruluş temalarını içeren bir programa sahip değil. Bunun yerine çok muğlak, çok genel ifadelerin yer aldığı program, genç kadınları ve genç erkekleri heyecanlandıracak ve örgütleyecek bir potansiyele sahip olmaktan olabildiğine uzak. Bu programdan kurtulmadan partinin aktörlüğünün işlevselleşmesi ve halka gitmesi mümkün değil.
Nasıl Kurtulacak?
Öncelikle, Cumhuriyeti, ulus-devleti, laikliği hiçbir temkinde bulunmadan, deyim yerindeyse korkmadan savunan aktörleri öne çıkararak kimlikçilikten kurtulacak. Etnikçi, dinci, açık söyleyelim, liberal, liberal solcu, Kürtçü, Milli Görüşçü grupları Atatürkçü, halkçı, kamucu aktörlerle ikame ederek kültürelci perspektiften kurtulacak. Planlı ekonominin çağdışı olmaktan ziyade tam da bugün Türkiye için vazgeçilmez olduğunu konuşacak, halkçılığı partinin en önemli bayraklarından biri yapacak, laiklik için, sürekli devrimcilik için, Cumhuriyet için, ulus için yüreği “gerçekten” atacak aktörler, partinin yeniden kurtuluş ve kuruluş davasında öncüleri olacak. Yani ilk olarak, partinin politikalarını üreten ve önemli pozisyonlarındaki aktörlerin değişmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir.  
İkincisi, parti çürümüş örgütünden militanları yani partiyi halkla bütünleştiren çalışanları öne çıkararak, onları yetiştirerek kurtulacak. İl başkanı, ilçe başkanı, belediye başkanı, milletvekili, gençlik kolları başkanı, kadın kolları başkanı siyaset teorisyeni olarak değil siyaseti halkla buluşturan militan olarak seferber olacak. Sahada hem gündüz hem gece, halkla birlikte soluk alıp verecek; sorunları önceden sezecek ve çözüm için ilk koşacak olan militanları partinin Yeniden Cumhuriyet inşasındaki en önemli ayaklarını oluşturacak. Bu insanları yetiştirecek oldukça basit bir eğitim modeli inşa edilecek. Kısa sürede sahada bir parti militanının nasıl çalışacağı öğretilecek. Her mahallede, her köyde insanların ilk yardımına koşacak, her ailenin yaşamındaki yenilikleri izleyecek, olumlu-olumsuz bütün yeniliklerde ailenin yanında olacak ve bunu içten, doğallıkla yapacak gerçek parti çalışanları Yeniden kurtuluş ve kuruluş yolunda deyim yerindeyse muzaffer olacak.
Üçüncüsü ve esasında en önemlisi parti programı mevcut durum teşhisinin üstüne inşa edilerek kurtuluş için net, anlaşılır, somut projelere sahip olacak. Bunun için birinci yazıda dile getirdiğim mevcut durum teşhisi oldukça kısa bir biçimde, ayrıntıda boğulmadan işlenecek: Bugün Türkiye, cumhuriyetini yitirmek üzeredir ve bunun arkasında modern-dışılaşma yatmaktadır; modern değerleri reddeden vahşi ve kuralsız kapitalizm ülkeyi hızla karanlık çukura itmektedir. Türkiye’nin bu çukura itilmesindeki temeller İslamcı ideoloji, sınır tanımayan, feodal mantığa dayalı hukuksuz ekonomik saha ve çoğunlukçu-araçsal demokrasidir. Dolayısıyla, acilen Yeniden Cumhuriyet inşasına ihtiyaç vardır. Bunun gerçekleştirilmesi için de hukuka riayet eden, sınırları belirlenen kamucu bir ekonomik sahanın inşası; laik-demokratik siyasanın kuruluşu ve bilimsel-Aydınlanmacı kültürel sahanın inşası çözüm olarak benimsenmek durumundadır. Çözümün ne kolektivist modellerde ne de bireyciliği kutsayan liberalizmde ama dayanışmayı temel şiarı olarak benimseyen, fakat bireysel özgürlüğü de dayanışma adına sakatlamayan, kamusal sahanın üstünlüğünü savunan cumhuriyetçilikte olduğunu vurgulayan program, genç kadınları ve genç erkekleri heyecanlandıracak ve onları örgütleyecek; sonuç olarak Yeniden Cumhuriyet için partinin yeterli sayıda sempatizana ulaşmasını sağlayacaktır. Yani siyasayı, toplum halinde birlikte yaşamayı yeniden formüle edeceği sözüyle yürüyen, insanlara umut olacak program ön koşuldur.  
Ne için Kurtulacak?
Elbette Yeniden Cumhuriyet inşası için kurtulacak. Aydınlanma Devrimini tamamlamak, yarıda kalmış hikayeyi bir kere daha ama bütünlüklü olarak yazmak ve karanlıktan çıkmış, aklını kimseye emanet etmeyen, mutluluk için yaşamayı temel ilke olarak benimseyen insanların yaşadığı ülkeyi imar etmek için kurtulacak. Bilimin, sanatın özerk olduğu, insanların temel ihtiyaçlarının karşılandığı, yaşam standardının yükseltildiği, toplumsal tabakalaşma sisteminin liyakat usulleriyle belirlendiği, etnik-dini kimliklerin özcüleştirilmediği, ulusal birliğin laiklik, yurttaşlık temelleri üzerinde yükseldiği bir toplum kurma davası için kurtulacak. Ekonomik sorunsalı kamucu bir modelle çözmek; toplum halinde birlikte yaşamayı cumhuriyetçi siyasa ile gerçekleştirmek ve kültürel sahayı Aydınlanmacı/bilimsel bir temelde yeniden inşa etmek için kurtulacak.
Mustafa Kemal’in “özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” şiarını benimseyen CHP, neo-liberalizmle hesaplaşmayı, yoksulluğu sürdürülebilir hale getirenlere karşıt olarak yoksulluğu aşılacak sosyal sorun olarak görmeyi ve çözmeyi, insan onurunu korumayı, hukukun üstünlüğünü tesis etmeyi başarabilecektir. Bu da gericiliği ve kuralsız, sınırlandırılmamış vahşi kapitalizmi çaresizliklerinden, alternatifsizlikten benimsemek zorunda kalmış milyonların “daha iyi yaşam mümkündür” gerçeğini görmelerini sağlayacaktır.
Özetle; Yeniden Cumhuriyet inşası acil gerekliliktir ve bu inşanın aktörlüğünü CHP yapacaktır ama önce CHP’nin kurtulması lazım gelmektedir.     
İbrahim Kaya

          

CEVAP VER