Dili Çaldırmak – Can Ali Çetin

0
25627
Dilbilimde Sapir-Whorf hipotezine göre insanın düşünebildikleri diliyle sınırlıdır. Kullandığımız dilin izin verdiği ölçüde kavramlara hâkim olabilir ve o kavramlar vasıtasıyla düşünürüz. Konumuz tabii ki dilbilim değil, solun düşünsel anlamda girdiği tıkanmanın nedenleri.
Gerek Türkiye’de sağın, gerekse dünyada emperyalizmin en büyük başarısı, soldan dilini çalmak olmuştur. Halkının, toprağının, kamusal zenginliklerin, modern değerlerin savunucusu olması gereken sol, halkı ve toprağı, kamusal zenginlikleri ve emeği sermayeye peşkeş çeken, modern değerlere kökünden düşman olan sağa dilini kaptırmıştır. Bunun doğal sonucu ise her yerde sağın hızla yükselişe geçmesi olmuştur. Çünkü insanların gerçek sıkıntılarını anlatması gereken kelimeler solun dilinde tabu haline gelmiş durumdayken sağın dilinde birer istismar aracı haline gelmiştir. Üstelik yükselen sağı şu ya da bu nedenle destekleyen kişilerin önemli bir bölümü de bu istismarın farkındadır ve o dili kullanacak gerçek, kitlesel bir hareketi beklemektedir.
Bugün batı siyasetiyle uyumlu bir yol seçmeyen politik çizgiler toplumun en dilsiz kesimi durumundadır. Coğrafyamızın “baş ezileni” sayılan hareket dahi Ortadoğu’nun kanını emen batı medyasında pohpohlamalarla dolu köşeler bulurken, ulusal bağımsızlıkçılar yalnızca öz imkânlarla ayakta duran veya yerel nitelikte olan platformlarda seslerini duyurabilmektedir. Dolayısıyla, polis-asker gücü, silahlı militanı, propaganda yapabileceği büyük yayın organları olmayan bu kesimin hitap etmeye çalıştığı halk kesimlerine karşı kullanabileceği tek şey dili ve tutarlı söylemidir.
Tam da bu yüzden, tek silahımız dilimiz olduğu için halkçı, yurtsever bir dil benimsenmediği sürece o kitlesel hareketin çıkması mümkün olmayacaktır. Bugün “vatan,” “toprak bütünlüğü,” “milli” gibi kavramları kullananlara adeta nazi muamelesi yapılmakta, hayal âleminde kurulan teorik bir dünyada soyut muhalefet yapılmaktadır. Türkiye’de solun bayrak adamı olmuş kişilerin söylemleri dahi bugün “faşizm” olarak algılanmaktadır.
Çünkü sağ, soldan dilini çalmıştır. Daha da kötüsü, bu dilin kendisine ait olduğuna sol dâhil herkesi inandırmıştır. Sağın istismar ederek telaffuz ettiği sözcükleri reddetmek bir reflekse dönüşmüştür. Bunun kökeninde, şeyleri kategorik olarak reddeden liberal hastalığı vardır. Bayrağı faşizmle, vatan kavramını enternasyonalizm karşıtlığıyla, ulusal bağımsızlığı milliyetçi bağnazlıkla, terörizm ifadesini devlet diliyle açıklamaya çalışanlar, sözde mücadele ettiği emperyalizmin ve sağın ekmeğine yağ sürmektedir.
Vatan sermayenin değil, halkındır; bugün yalnızca halktan çalındığı için sermayenin elindedir. Bayrak solculara yapılan zulmün değil, emperyalizme karşı dünyaya esin kaynağı olmuş bir mücadeleyle kazanılan özgürlüğün, bağımsızlığın sembolüdür; o bayrak sağın elinde yalnızca suiistimal aracıdır. Devlet, zorunlu olarak bir baskı aracı değil, bu coğrafyada insanları birbirlerini öldürmeden bir arada tutabilecek yegâne güçtür. Kavramları ve dolayısıyla o kavramların anlam ifade ettiği insanları kendine kazandırmak yerine takıntılı bir şekilde kavramlarla savaşmak yalnızca ahmakların işidir.
Özellikle Gezi sonrası dinamizmi içerisinde “o egemenin değil, halkın bayrağıdır” tarzı açılımlar yapılmaya çalışılmıştır. Ama bunlar samimi bir şekilde hissedilerek değil, taktiksel olarak yapıldığından devamı gelmemiş, o dinamizm boğulmuştur. Şimdi bizim yapmamız gereken 20-30 yıllık klişe laflarla, aynı şeyi defalarca yapıp farklı sonuç bekleme yöntemiyle halkı kazanma hayalleri görmek değil, sesimizi duyurabildiğimiz her platformda dilimizi geri kazanmaktır. Bunu yapana kadar iyi niyetli dâhi olsa her hareket marjinalize olup bir tarafa atılacaktır.
Enternasyonalist şair Nazım Hikmet’in şu dizeleri bugün birçoklarına bir faşistin kaleminden çıkmış gibi gelebilir. Ama gerçek sol budur. Gerçek sola tekrar kavuşma dileğiyle…
“İnsan olan vatanını satar mı?
Suyun içip ekmeğini yediniz.
Dünyada vatandan aziz şey var mı?
Beyler bu vatana nasıl kıydınız.”
Can Ali Çetin

CEVAP VER