Kemalist Ekonomi Modeli-1: Mecburiyet Dönemi (1923-1929) – İlteriş Civelek

0
31176

“Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa meydana gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner.”

Mustafa Kemal Atatürk

Cumhuriyetin ilk yılları dönüp tekrar tekrar okumamızı gerektiren güzel hikayeler barındırır. Belki de bugün içinde bulunduğumuz durum, yaşadığımız sıkıntılar eski güzel günlere duyulan özlem gibi birçok yönüyle hepimizi millet olarak doğrulup ayağa kalktığımız bağımsızlık mücadelesinin tarihine tekrar dönüp bakmamızı gerektiriyor. Bizler o yılların atılımlarını, kahramanlıklarını okurken, dinlerken ‘efkârlanıyoruz’. Biliyorsunuz efkâr Arapça ‘fikir’ kökünden geliyor. Cumhuriyet tarihini okurken bizler hem kelimenin kökü itibariyle ‘fikirleniyor’ hem de bugün geldiğimiz günlerle karşılaştırınca kelimenin yaygın kullanıldığı anlamında olduğu gibi tasalanıyoruz. Baştan söyleyelim ben tasalanma taraftarı değilim, cumhuriyetimizin ilk yıllarının bizleri ‘fikirlendirmesi’, bizlere ışık olması taraftarıyım.

Cumhuriyetimizin ilk yıllarında uygulanmış ekonomik politikalar, sıkıştığımız hemen her durumda olduğu gibi ekonomide de hala incelenmeye değerdir ve esin kaynağı olabilecek somut, tarihi örneklerdir. Bu örneklerin bizim olması, kendi reçetemize sahip olmamız da bu incelemeyi güdülemektedir. Kendi devrimimizi tamamlayamadan karşı devrimciliğin mevzi kazanması ve bugünlere gelmemiz, içinde bulunduğumuz ekonomik kırılganlıklarımız ve neo-liberalizme 40 yıldır belden bağlı oluşumuz bizlere, ekonomik bakış açıları arasında bir çıkış arayanlara soluk kazandırabilecek olduğundan Kemalist dönemin ekonomi anlayışı oldukça değerlidir.

Sadece emperyalizmi ilk ve kesin bir zaferle bozguna uğratmış bir millet olarak bizi değil, aynı zamanda mazlum milletler için örnek teşkil eden devrimimiz ve devrimin ekonomik atılımları; mazlum milletlerin emperyalizmin boyunduruğundan kurtulması adına, sanayileşememiş toplumlarda uygulanabilecek ekonomik kalkınma metodu arayışlarına cevap olabilecek niteliktedir. Yarım kalmış bir Türkiye idealimizin en önemli dayanaklarından biri, belki de en önemlisi, Cumhuriyetle birlikte gerçekleştirdiğimiz ve gerçekleştiremediğimiz ekonomik kalkınma hamleleridir. Gerçekleştirdiklerimizin esin, tamamlayamadıklarımızın ödev olarak karşımızda durduğu Kemalist ekonomik model iki ayrı dönemde somut örnekleri ile ele alınmalıdır. Tezimiz erken cumhuriyet dönemindeki, 1923-1929 yılları arası, uygulamalar Kemalizm’in hedeflediği ekonomik modelin hazırlık evresidir. Bu evre Osmanlı borçlarının ve yeni kurulmuş bir devlet olmamızın getirdiği zorunluluklar sebebiyle bir mecburiyet dönemidir ve Kemalizm’in ekonomik hedeflerinin alt yapısını oluşturur.

Mecburiyet dönemi kavramını anlamak için İzmir İktisat Kongresi (17 Şubat-4 Mart 1923), Lozan Antlaşması (24 Temmuz 1923) ve Osmanlı mirası(!) iyi irdelenmelidir. Osmanlı bir devlet olmaktan daha çok Anadolu topraklarında kurulmuş bir pazar özelliği taşır. Avrupalı devletlerin kolayca, hatta imtiyazla, kullandığı bu açık pazarı pazar olmaktan çıkarıp bir devlet haline getirmek için verilmiş çabadır aslında cumhuriyetin 1923-1929 yılları. Batı devletlerinin ürettiği malları kolayca getirip satabildiği bir pazar olan Osmanlı serbest ticaret antlaşmaları ile batılılara akıl almaz kapitülasyonlar vermiş, ihracat yapma hakkı elinden alınmış ve gümrük uygulama hakkı olmayan bir devletti. “Osmanlı İmparatorluğu’nun yarı sömürge niteliğinin en açık belirtisi, dış borçlanmalar -Düyun-u Umumiye– sürekli imtiyazlar arayarak ülkeye giren yabancı sermaye yatırımları, giderek ağırlaşan ve yaygınlaşan kapitülasyonlar zinciri sonunda ülke yönetiminin önce iktisadi, sonra büyük ölçüde askeri ve siyasi alanlarda emperyalizmin denetimine girmiş olması idi.” Düyun-u Umumiye ile birlikte artık tamamen sömürülen ve sürekli borçlanan Osmanlı’nın devamı niteliğinde bir ülke kurmanın zorlukları düşünülürse, Lozan’da Türkiye Cumhuriyeti’nin kapitülasyonları kaldırma kararlılığına karşılık batının talepleri de eklenirse bu mecburiyet döneminin oraya çıkışı anlaşılabilir.

Böylesine bir mecburiyet dönemine rağmen Osmanlı’nın Düyun-u Umumiye yoluyla tütün gelirlerini batıya bıraktığı Reji şirketi yine bu dönemde genç Türkiye Cumhuriyeti tarafından kamulaştırılmış ve kendi toprağında özgürce tütününü üretebilme ve gelir elde edebilme hakkına kavuşulabilmiştir.

Varlık sebebi tam bağımsızlık olan Kuvayı Milliye hareketinin öncüleri Lozan’da da İzmir İktisat Kongresi sırasında da bağımsızlığını kaybetmiş Osmanlı Devleti’nin devamı niteliği taşıyan ama tam bağımsız bir devlet kurma hedefinde olmuştur. Bağımsızlığını ekonomik boyunduruktan farklı düşünmeyen Mustafa Kemal ve arkadaşları İzmir İktisat Kongresi’nde de bu vurguyu yapmış, kendi toprağımızda üretim hakkımızın olduğu vurgulanmış ve Avrupa’yı korkutmamak adına da Sovyet modelinin aynı bir kapalı ekonomi olmayacağını da belirterek Lozan’da elini güçlendirmiştir. (İİK’da alınan sosyal kararlar oldukça fazladır: işçiye sendikal haklar tanınmış ve çocuk işçilik yasaklanmıştır.) Bu sebeple emperyalist düşmanı cephede yendikten sonraki ilk hedef kapitülasyonların kaldırılması olmuştur. Lozan Antlaşması gereğince Türkiye 1929 yılına kadar Osmanlı’nın borçlarını taksitlerle ödeyecek ve -kapitülasyonlarının kaldırılmasına rağmen- yine aynı yıla kadar çok güçlü gümrük duvarları uygulayamayacaktı. Burada Avrupalıların asıl hedefi liberal politikalardan Türkiye’nin hemen vazgeçmesini engellemekti. Bu sebeple 1923-1929 yılları arası Kemalizm’in arzuladığı ekonomik anlayışın ön aşaması olmuş ve mecburiyetlerin gerçekleştirildiği, borçların ödendiği, daha az korumacı ekonomik anlayışın devam ettiği bir evre özelliğindedir.

Bu zorunluluk dönemini anlamadan Kemalizm’in daha somut olarak ekonomik ideallerini gerçekleştirmeye başladığı dönemi, 1930ları, idrak edebilmek güçtür. Kısaca 1923-1929 dönemi, Kemalizm’in Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını taahhüt almak adına ideallerini ötelemek zorunda kaldığı ve ekonomik ideallerine altyapı olma özelliği taşıyan bir dönemdir. Bu dönemde güçlü gümrük uygulanamasa dahi Sanayi teşvikleri ile üretim ekonomisine geçilerek fabrikalar açılmış, Kabotaj hakkı yabancı sermayeye yasaklanmış, feodal döneme ait Aşar vergisi kaldırılmış ve ciddi kazanımlar elde edilmiştir. Bu mecburiyet dönemi ideallerin tam olarak yaşanamadığı dönem olsa bile idealleri yaşatabilmek adına zorunlu olan bağımsız bir devlet kurulabilmiş ve üretim hamleleri başlatılmıştır.

Mecburiyet evresinin bir geçiş dönemi olduğunu, liberalizmin tam anlamıyla kabul edilmediği ve sosyal ekonomi idealinin baskın olduğunun anlaşılması için Atatürk’ün 1925 yılında temelini attığı ve sonradan TİGEM bünyesinde kurumsallaştırılmış olan yatırımlardan da söz etmek gerek. Bu yatırımlar sayesinde o yıllarda ülkenin dört bir yanında fidanlıklar oluşturuldu ve devlet tarafından yetiştirilerek köylüye dağıtıldı. O yıllarda atılan bu adım, bir mecburiyet evresinde bile Kemalizm’in kamulaştırmaya verdiği önemi ortaya koyar. Yarım kalan devrimimizin en önemli eksiklerinden Toprak Reformu hamlesi karşı devrim tarafından sekteye uğramasa idi TİGEM bu topraklardaki en büyük sosyal devrimin öncüsü olacaktı.

Kemalist ekonomik modelin daha somut örneklerini barındıran, liberal ekonomiden vazgeçişin öyküsü ve bağımsız ekonomik ideallerin gerçekleşmeye başladığı dönem olan 1929 ve sonrası bu dizinin ikinci yazısı olacak.

İlteriş Civelek

 

Kaynakça

Boratav, K. (2016). Türkiye İktisat Tarihi. İstanbul: İmge Kitabevi.Güler, İ. (2000).

Osmanlı’nın Son Yıllarına Bakış (1875-1914). Muğla Üniversitesi SBE Dergisi, 1-8.Koç, Y. (2000).

ATATÜRK’ÜN MİLLİLEŞTİRMELERİ VE DEVLETLEŞTİRMELERİ, GÜNÜMÜZÜN ÖZELLEŞTİRMELERİ. Türk-İş Eğitim Yayınları, s. 1-16

CEVAP VER