Laiklik Başka, İslam Politikası Başka – Attilâ İlhan

0
30600
Siz bu heyecanlı filmi görmüş müydünüz?
1919, 9 Ekim. Kahire’deki İngiltere siyasi temsilcisi Miralay Meinertzhagen, İngiltere Dışişleri Bakanına rapor ediyor: İngiliz işgalindeki Halep’te “meçhul şahıslar”, ‘Mustafa Kemal’in Suriyelilere Hitabı’ başlığını taşıyan bildiriler dağıtmışlar; bildirilerin içeriği şöyle:
“… istibdadın ve düşmanların kötü niyetlerinin eline düşmüş kederli bir milletin sesine kulak verin! Bir dindaşınız olarak, aramıza sokulan ve bizi ayırmış olan fitneye ve nifaka kulak vermemenizi rica etmekteyiın. Bütün anlaşmazlıkları ortadan kaldırmalıyız ve silâhlarımızı memleketimizi bölmek isteyen düzenbazlara çevirmeliyiz.”
Bu Türk tarafının görüşü. Arap tarafının görüşünü öğrenmek için, Suriye’deki İngiliz istihbarat subayı Binbaşı J. N. Claytonün, aynı Miralay Meinertzhagen’e ilettiği rapora başvuracağız, diyor ki:
“… Halep’teki Müslüman çoğunluk ve Şam vilayetindeki çok sayıdaki Müslüman Arap, Türk emellerine yakınlık duymaktadır ve sevilmeyen, istenmeyen bir Avrupa mandası altında kalmaktansa, Türkiye ile bırleşmeyi tercih etmektedir.” (Kasım 1919)
Oysa tam bir yıl önce Şam’ı ele geçiren Mekke Emiri Şerif Hüseyin kuvvetleri ‘alelacele’ bir Arap hükümeti oluşturmuş ve ilan etmişlerdi; ‘Türklerin yüzyıllarca süren tutsaklığından kurtulmanın sevincini yaşıyorlar’dı. Aradan geçen bir yıl, Suriye ve Irak’ta İngiliz ve Fransızların davranışları, Arapları olduğu kadar Türkleri de ‘intibaha getirecektir’ ama, galiba iş işten geçmiştir.”
Mustafa Kemal Paşa, ‘İslam Politikası’nı, 24 Nisan 1920 tarihli TBMM oturumunda açıklıyor, yeterince duyurulmamıştır; ben bir iki yerde altını çizmişimdir ya, tekrarında yarar görüyorum.
“… ecnebilerin en çok korktukları, dehşetle ürktükleri İslamcılık politikasının da açıkça ifadesinden mümkün olduğu kadar uzak durmaya kendimiz mecbur gördük. Fakat, maddi ve manevi kuvvetler karşısında, bütün cihan ve Hıristiyan politikasının, en şiddetli hırslarla Haçlılar Savaşı yapmasına karşı, sınır dışından bize yardımcı olacak, birer dayanak noktası oluşturacak kuvvetleri düşünmek zorunluluğu da olağandı. İşte, açıkça söylememekle beraber, gerçekte bu dayanak noktasını aramaktan geri durmadık. Elbette selâmet ve necat için tek kaynak, İslamlık Âlemi’nin kuvvetlerimizle, devletimizin geleceğiyle yakından fevkalâde ilgilidir. (Bize) dinsel bağlantıları olmakla ve bu cihetle bütün İslam Âlemi’nin yardımcı ve destekçi olduğunu zaten kabul ediyoruz…”
Aslında, 1919 sonbaharından itibaren Suriye’deki “Kemalist faaliyetini” de bu çerçeve içinde değerlendirmek gerekir; 16 Haziran 1919’da Halep’te Emir Faysal’la -Kerek Mutasarrıfı Esat Bey, aracılığıyla- imzalanmış olan Türk/Arap Anlaşmasının da! Bu anlaşmanın sadece üçüncü maddesine bir göz atmak biteliği akkında fikir verebilir, diyor ki bu madde:
“…sözleşmenin tarafları, Türk İmparatorluğu’nun ve Arabistan’ın yabancı güçlerce paylaşılmasını ve işgalini kabul edemezler…”
Daha sonraları hem Irak, hem Suriye’deki Araplar, dünkü ‘kurtarıcıları’ İngiliz ve Fransızların sultası altına düştükçe, Ankara’dan yardım ve birleşme isteğinde bulunmuşlardır. Mustafa Kemal, Meclis kürsüsünden konuyu şöyle değerlendiriyor:
“…İslam âleminin manen olduğu gibi, maddeten de bağlaşık ve birleşik olmasını, kuşukusuz, memnunlukla karşılarız; ve bunun içindir ki, bizim kendi sınırlarımız içinde bağımsız olduğumuz gibi, Suriyeliler de kendi sınırları içinde bağımsız olabilirler. Bizimle uyuşma ya da bağlaşmanın üstünde bir biçimle, ki federatif ya da konfedereratif denilen biçimlerden birisiyle bağlantı kurabiliriz…”
Aynı konuşmada, Iraklılarla ilgili olarak dedikleri şunlardır:
“… Irak’ta İngilizlerin yaptıkları işlemler Müslüman halkın gönlünü fena halde kırmıştı. Biz kendileriyle temas aramadan, onlar bizimle temas aradı, genel olarak Osmanlı memleketinin bir parçası olmayı kabul ettiler; fakat biz onlara karşı, Suriyelilere söylediğimiz görüşü söylemekten başka bir şey yapmadık: Kendi dahilinizde kendi güçlerinizle, kendi varlığınızla, bağımsızlığınızı sağlamaya çalışınız. Biz de her şeyden önce bağımsızlığımızın sağlanmasına çalışıyoruz. Ondan sonra birleşmemiz için hiçbir engel kalmaz.”
Bütün bunları neden yazıyorum? Kimileri Mustafa Kemal’in laikliği ve laik politikasıyla; öteki İslam ülkeleriyle düşündüğü İslam politikasını birbirine karıştırıyor; bunların birbirine karşıtırıyor; bunların birbirine karşıt olduğunu sanıyorlar; onlara göre, Müslüman ülkelerle yakınlaşmak, onlarla anlaşmalara girmek, birlikte hareket etmek neredeyse ‘Atatürkçülüğe aykırı’ sayılabiliyor. Bunlara karşı Mustafa Kemal Paşa’nın tarihi tavrını açıkça ortaya koymaktan daha faydalı ne olabilir ki?
Bu tavır, gördüğünüz gibi, çok farklıdır; bağımsız ve özgür Müslüman ülkeler arasındaki -hattâ federasyon, konfederasyon oluşturarak- yakın işbirliğini işlemektedir.
Attilâ İlhan
(16 Şubat 1993) 
Hangi Laiklik, İş Bankası Kültür Yayınları

CEVAP VER