Neden “Umut”? – Umut Erdoğan

0
31890

“Ben ömrümde umutsuzluk nedir bilmedim.” – Mustafa Kemal Atatürk

Beklenti ve beklentiyi gerçekleştirme yolunda düşünce ve eylemlilik içinde olmayı umutlu olma olarak tanımlarsak, tam tersini, beklentilerinden arınmış olma halinin düşünceleri ve doğal olarak pratikleri de terk etme halini de umutsuzluk olarak tanımlayabiliriz. Bu umutsuzluk hali geleceğin tamamını kaplayacak biçimde de karşımıza çıkabilir; belirli bir konuda da karşımıza çıkabilir. Her ne durumda oluşuyor olursa olsun, yarattığı sinsice yayıldığı ve sözde pasif bir tablo çizdiği eylemsizliğin aslında yıkıcı bir ayakbağı olduğunu düşünmek pek yersiz sayılmaz.

Kierkegaard’da umutsuzluk ve umut, kaçınılmaz olduğu için diyalektik bir ilişki içerisinde insan içinde vardır. Bu da insanın kendisini oluşturma sürecinin bir parçası olarak değerlendirilir. Buna rağmen Kierkegaard, umutsuzluğu insan için insan zavallılığının en korkunç biçimi olarak ele alır. İnsan mahvoluşunda umutsuzluğa işaret eder.

Kierkegaard, ölümcül hastalık olarak değerlendirdiği ve kaçınılmaz sonuç olarak ele aldığı umutsuzluk karşısında umutsuzluğun olağanlığını vurgulamasın, bilincin gelişimiyle beraber umutsuzluğun da sürekli artacağı vurgusuna karşılık Sartre, terk edilmişlik durumunun yarattığı eylemsizlik haline tepki göstermektedir. Mevcut imkanların değerlendirilmesi yönünde sürekli vurgu yapan (maddi koşullar) Sartre’ın eylemsizliğe getirdiği bu tepki, terk edilmişlik olarak tanımladığı durumun insan için sunduğu özgürlük fırsatının insan tarafından itildiğini fark etmesine karşı tepkisi olarak değerlendirilebilir. Ancak umutsuzluğun eylemsizliğe iten, koyvermeye iten ve sorumluluktan arındıran(!) yanının cazibesine kapılmak sorumsuz ağlaklara kolay görünebilir. Bu durumda kendisini var etme şansını, elinde değiştirme gücünü yok sayan tembel sorumsuzlara tepkinin ortaya konması da yadırganmasa gerek.

İlk paragrafa dönersek. Değiştirmek istenilen bir şey yoksa, gerçekten yaratılmak istenen bir değişim yoksa, umutsuzluğun kendisini bu kadar yansıtması normal denilebilir o halde. O zaman bu umutsuzluk, gerçek bir beklentisizliğin, tembelliğin, gerisi beni ilgilendirmezciliğin, sorumsuzluğun göstergesidir. Bunun devrimcilikle de bir ilgisi yoktur. Kisvesi ne olursa olsun.

Umutsuzluk kolaya kaçmaktır. Terk edilme halinin metafizik yanı üzerinde düşünmek olduğu kadar günlük hayat içerisinde bireyin ya da toplumsal hayat içerisinde olan biten her şeyin karşısında umutsuzlukla çıkıldığında ağızdan çıkan sözcük sayısından tutunda kafa yorulacak konu sayısına kadar her şey düşmektedir. Umutsuzluk en vahim durumda agresifliğin ya da saldırmanın bir çözüm olduğu yanılgısını insana yutturacak kadar işlevsiz bir boşluğa sizi öyle bir fırlatır ki, sorumsuzluğun ve işlevsizliğin üzerini kapatmak için bilinçaltının bilinçten önce davranıp kendisini korumak için nasıl çırpındığını, neler saçmaladığını birey bile fark edemez hale gelir. Ya da hırpalamak ya da saldırmak için yer arar hale gelmeyi siyaset yapmak sanmanın umutsuzluğun bir yansıması olması gibi.

Bu yüzden umut yine lazım. Bu toprakların her şeyden önce, yine umuda ihtiyacı lazım. Çok değil, yüz yıl öncesinde verilmiş mücadelelerin ardından oturup sızlanmanın zamanı değil. Her adımın arkasından homurdanmanın, her şey kötü gidecek diye surat asmanın zamanı değil. Umutsuz dönüşüm, değişim olmaz. Mustafa Kemal bize böyle öğretmedi.

Umut Erdoğan

Görsel: Hope, George Frederic Watts, 1886

CEVAP VER