Bir Bağımsızlık Portresi: Tıbbiyeli Hikmet – Mustafa Kırmızı

0
19791
”Bir ulusun ruhu esir alınmadıkça, bir ulusun azim ve iradesi kırılmadıkça o ulusa hakim olmanın olanağı yoktur. Oysa asırların yarattığı ulusal bir ruha, kuvvetli ve daimi bir ulusal iradeye hiçbir kuvvet karşı koyamaz.”
Mustafa Kemal Atatürk
Bir Anadolu gencinin bağımsızlık şiarını, karşısındaki kişinin hangi rütbede bulunduğu veya hangi statüye sahip olduğuna bakmaksızın biat etmediği,bu bağımsızlık şiarı için kendisine yüklediği tarihsel görev ve sorumluluğunun farkında olan bir neferi, kahramanı işleyeceğiz. Bu konunun öneminin anlaşılması için memleketin hal-i pürmelal durumunu ve kısa kronolojisini anlatmamız gerekecek.
Birinci Dünya Savaşı ile birlikte Osmanlı İmparatorluğu yenilmiş, Mondros Ateşkes Antlaşması ile ömrünü tüketmişti. Savaşı kaybetmiş olan İstanbul Hükümeti artık son kozlarını oynamak adına sömürgeciliğin yeni versiyonu olan mandacılık fikri doğrultusunda İngilizlerle bütünleşmişti. Antlaşmanın Anadolu’daki ağır tahribatlarından Anadolu direnişi ortaya çıkmış, direnişin lideri olarak Mustafa Kemal bu ipi göğüslemişti. Anadolu’yu bilfiil örgütleme, mücadele etme ve buna müteakip işgalin yansıması olarak toplumsal refleks ile kurtuluş ümidini diriltmeye çalışmıştır. Samsun’a çıkmış, Havza Genelgesinin yayınlanması ile halkın işgallere karşı tepki göstermesi istenmişti. Mesele hürriyet kavgası idi ve Paşa; Osmanlı üniformasını hiç düşünmeden çıkarmıştı. Amasya Genelgesi yayımlanmış, Milli Mücadele’nin programı belirlenmişti. Erzurum Kongresi toplanmadan önce Sivas’ta milli bir kongrenin toplanması kararlaştırılmış, Erzurum’da ise ilk kez manda ve himaye kabul edilemez denmiş, ulusal bağımsızlık kararı alınmıştı. Kongre öncesinde süreci baltalamak adına kara propagandalar yapılmaktaydı fakat karşılarında Anadolu vardı. İnançsızlar ordusunun mandaterlik isteklerinin basına yansıması ise şöyle olmuştu:
Yirminci Asır: ”Amerika mı, İngiltere mi?”
Vakit: ”İstiklali savunanları, pire için yorgan yakmakta mahzur görmeyen komiteci ruhlu milliyetperverler” bu suçlamalarla büyük bir yıkılışa kendilerini hazırladıklarını iddia etmişlerdi.
Sadece inanmayanlar İstanbul Hükümeti veya basını değildi, Milli Mücadele hareketini yürüten bazı komutanlar, gaflete düşüp Mustafa Kemal’e Amerikan mandasının kabul etmesi için birçok telgraf çekmişti. Örneğin Albay Kara Vasıf, Amerika’nın bizi, Avrupa’nın boyunduruğundan kurtaracağından ve Avrupalılar gibi sömürgecilik anlayışında olmadığından bahsetmiş, Ali Fuat Paşa ise, bir yardım şeklinde Amerika’ya taraftar olursak, Wilson’un Amerika kongresine karşı güzel bir dayanak olacağımızdan bahsediyordu. Yani Milli Kurtuluşu Amerika’nın eline veriyordu. Oysa ki Erzurum Kongresinde manda ve himaye kabul edilemez denmişti.
4-11 Eylül Sivas Kongresi
Memleketin ve kişilerin halet-i ruhiyesi bu şekilde idi.Mustafa Kemal bu kara düşünceler ve baskılar altında yola çıkmış, İstanbul Hükümeti tarafından Sivas Kongresinin yapılmaması için Mustafa Kemal’i tutuklama kararı çıkarılmış, bu da yetmemiş gerekirse öldürün emri verilmişti. Kongreye çağrılan kişiler tehdit edilmiş, kongrenin sabote edileceği söylenmiş ve bu baskılar sonucu kongreye sadece 38 delege katılabilmişti.
Kongrenin ilk 3 günü,İttihatçı olmadıklarını ispat etmek için yemin metni hazırlamakla ve padişaha sunulacak yazı ile kongrenin açılışı dolayısıyla gelen telgraflara cevap vermekle geçmişti.
Kongrenin 5. günü çok ateşli manda tartışmalarıyla başlamış ve meclise öyle bir hava hakim olmuştu ki Amerikan mandası mı İngiliz mandası mı tartışmaları havada uçuşmaktaydı. Amerikan mandasının en ateşli savunucusu olan Kara Vasıf Bey, bağımsızlığı küçük bir miktar Amerikan mandasına bırakacaklarını, bu fırsatı ellerinden kaçırmamaları gerektiği ile ilgili sözler sarf etmekteydi. Karahisar delegesi Şükrü Bey, manda ve İstiklal diyor, memlekette ne paranın ne sanatın ne de fennin olduğundan bahsediyor ve Amerikanın en makbul seçimin olacağını söylüyordu. Bununla beraber mandacılık fikrine karşı gelen ve Tam Bağımsızlık fikrini savunan delegelerimizde bulunmaktaydı.Bunlardan biri de Hami Bey idi. Hami Bey, manda kelimesi ile İstiklal kelimesinin bir arada kullanılamayacağından bahsediyor, manda tabirini reddediyordu.
Tıbbiyeli Hikmet
Söz; kongreye İstanbul delegesi olarak katılan 18 yaşındaki koca yürekli bir genç ve öğrenci lideri olan Tıbbiyeli Hikmetteydi. İstanbul işgal altındayken o dönem Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane günümüzde ise İstanbul Tıp Fakültesi İngiliz birlikleri tarafından işgal etmişti. Okulun kuruluş yıl dönümünü olan 14 Mart 1919’da ise Tıbbiyeli Hikmetin önderliğinde büyük bir gösteri düzenlenmiş, okula Türk Bayrağı asılmış ve bu olay Milli Mücadele’nin fitilini ateşleyen olaylardan biri olmuştu. Bu gösteri ona Sivas Kongresi’nde delege olarak katılma fırsatı vermiş bu fırsatı iyi değerlendiren Tıbbiyeli Hikmet ise kongrenin en aktif üyelerinden biri olmuştu ve Anadolu’daki direniş örgütlerinin bir çatı altında (Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti) birleşmesi teklifini veren kişi olmuştu.
Kongrenin 4. oturumunda asıl çıkış, mandacılık tartışmaları hararetli hararetli sürerken söz alan Tıbbiyeli Hikmet tarafından yapılmıştı. Tıbbiyeli Hikmet kongrenin başkanı Mustafa Kemal’e :
”Beni Buraya Tıbbiyeliler İstiklal davamızı başarmak için gönderdiler. Mandayı kabul edemem. Eğer bunu kabul edecek kim olursa ona şiddetli bir şekilde karşı çıkarız. Eğer manda fikrini siz kabul ederseniz sizi Milli Mücadele’nin lideri değil düşmanı sayarız.” diye bağırır.
(Dikkatinizi çekerim; bu daha 18 yaşında yüzünde tüy bitmemiş bir çocuğun bağımsızlık feryadı.)
Etraf bir anda buz kesilir. Mustafa Kemal etrafına döner ve der ki:
”Arkadaşlar gençliği görüyor musunuz, Türk Ulusunun asil kanının ifadesini? ”
Tarihi bir an yaşanmaktadır kongrede, Tıbbiyeli Hikmet’e söyleyeceği son cümle Milli Mücadele’nin parolasını verecektir.
”Evladım müsterih ol, gençlikle iftihar ediyor ve güveniyorum. Küçük bir azınlık dahi kalsak mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez:
Ya İstiklal,ya ölümdür.” der.
Bu konuşmalardan sonra kongrenin havası değişmiş ve mandacılık fikri reddedilmiştir.
Soyadı Kanunu ile Boran soyismini alan bu genç bazen subay, bazen Anadolu’nun en ücra köşelerinde doktor, bazen ise bağımsızlığın vücut bulmuş halidir Tıbbiyeli Hikmet. 1945’te hür Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak mücadelesini verdiği topraklarda hayata gözlerini yummuştur.

Hikmet_Boran

Tıbbiyeli Hikmeti Anlamak
Tıbbiyeli Hikmet’in bağımsızlık konusundaki tavizsiz duruşu, yaşadığı topraklardır yani Anadolu’dur, Cumhuriyet’tir bu duruş. Ve bu miras nesillerin bayrak olarak taşıyacağı bir ödevdir. Ve bu bayrak yüzünde tüyü bitmemiş 18 yaşındaki bir gencin, esaret altında yaşamaktansa, şerefi ile ölmeyi tercih etmesi, karşısındaki kişinin konumu ne olursa olsun bağımsızlık yolunda kimseyi tanımayacağının bir ifadesidir. Türk Gençliği bedenlere biat etmez, sadece ve sadece doğru fikirlerin yılmaz savunucuları olurlar. Bu toprakların en ilerici hareketini küçümseyenlerin tarihsel bir zorunluluk olarak sığınacakları son liman Cumhuriyet’tir, Mustafa Kemal’dir, Tıbbiyeli Hikmettir. Çünkü bu liman kimsesizlerin, namusunu ve şerefini satmayanların, esareti kabul etmeyenlerin, çağdaşlaşma ve bilime inanların limanıdır. Bu limanı elbet, ilelebet muhafaza ve müdafaa edeceğiz.
Ey Türk Gençliği inan;
‘Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”

 

Ve böylece,bin dereden su getirdi İstanbul’dan gelen zevat,
Sivas, mandayı kabul etmedi fakat,
Hey gidi deli gönlüm, dedi,
Akıllı, umutlu, sabırlı deli gönlüm,
Ya İstiklal, Ya Ölüm! dedi
(Nazım Hikmet-Kuvay-i Milliye Destanı, İkinci Bap)

Mustafa Kırmızı

KAYNAKÇA
Mazhar Müfit Kansu,Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, Ankara:Türk Tarih Kurumu Basımevi (2009)
Sina Akşin,İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele,İstanbul:İş Bankası Kültür Yayınları (2010)
Uluğ İğdemir,Sivas Kongresi Tutanakları,Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi (1999)

CEVAP VER