Nevizade’de Ayak Kaydıranların Hileleri – Nihat Genç

0
18056

Biz bu küçük sinsilikleri felsefesini yapacak kadar çok iyi tanıyoruz.

Güzelin aynası çoktur, onlarca yıl sözümona liberaller bu ülkenin ekranlarında güzeller güzeliydi, baş üstünde taç idiler, AKP’nin Fetö’nün kankisi sevgilisi idiler, her söyledikleri manşet her çıktıkları ekrandan memlekete demokrasi özgürlük rüzgarları esiyordu. Ekranların aynaları bütün çirkinlikleri yalanları örtüyordu, hangi cümleyi kursalar, deha bunlar, hangi ekrana çıksalar, yahu adam özgürlük kahramanı, hangi röportajı verseler evrensel hukuk ileri demokrasi gırla gidiyordu, O günlerin ‘aynaları’ malum uluslar arası pompalar tarafından tam da bu liberal güzeller için döşenmişti.

Ve birgün Fetö kanlı bir darbeye kalkışıp bütün güzellerinin aynalarını kırdı, aynalar 15 Temmuz gecesi kırılınca millet çıplak gözleriyle güzellerini manyak piskopat kripto vahşi vatan haini diye görmeye başladı ve hepsine Silivri yolu göründü.

Ama bizler hiçbir zaman bu güzellerin aynalarına inanmadık, satır aralarında hep bu küçük hilelerin bu küçük sinsiliklerin bu küçük hesapların peşine düştük, karakterlerini tıynetlerini hep bu küçük gibi görünen, suya sabuna değmez gibi, aman sende deyip geçilen harcıalem söz aralarında onları suçüstü yakaladık.

Mesela siyasetten bağımsız olarak metinlerini analiz ettik, düpedüz cahildiler, üçyüz kelimeyle konuşan ve hep tekrar yapan ve ülkeye dayatılan proje konulara odaklanan yalan yanlış gerçeklik taşımayan demokrasi özgürlük laflarının peşine düştük. Ünvanları profesör diyordu ancak hem Apo hem Fetö’nün yeminli müridleri gibi otuz yıl dev aynalarında konuşturuldular.

Kardeşlerim, bugünkü yazımız bu küçük hilelerin küçük kayda değmez hırsızlıkların peşine düşmek ve insan malzememizin mayası üzerine birkaç filozofik laf etmek.

Bir akşamüstü Nevizade’de bir masaya oturun, yan masada, birbirinin ayağını kaydıran bir yayınevinin gazetenin dedikodularına şahit olacaksınız. Otuz yılın tecrübesiyle konuşuyorum, birkaç entelektüel görünümlü PKK’lı ya da özgürlükçü liberal görünümlü cemaat dostu, bulundukları yerde yükselmek, önlerini açmak için, kariyerine ve yeteneklerine bakmadan birilerinin kellesini kestiğini göreceksiniz.

Çok büyük yetenekleriniz olabilir, yurtdışında çok iyi bir eğitim almış olabilirsiniz, Nevizade’de masaya oturmuş bu arkadaşlar için yetenek başarı değeri sıfırdır, tek değer kıstasları, onların adamı mısın, onların önünde engel teşkil ediyor musun?

Aynı şekilde bir devlet dairesine girin, bir takım gruplaşmalar olduğunu göreceksiniz, bu gruplar çok defa Çukurambar gibi semtlerde ya da değişik mahfillerde yan yana gelirler, gerçekten yetenekleri ve kariyeri olan insanları alaşağı etmek, iplerini pazara çıkartmak için, söylenmedik aşağılamadık lafın kalmadığını göreceksiniz.

Çok ciddi bir yayınevinden bir devlet dairesine, gruplaşmalar adam tutmalar, taraf olmalar, hepsinin gözünü diktiği yer, önlerinin açılması, mesela Cumhuriyet Gazetesi de buna iyi bir örnektir, CHP de iyi bir örnektir, nicesi.

Dedikodu laf dolaştırma sıradan gelişigüzel bir komşu kadın dedikodusu değildir, PKK’lı ya da Fetöcü kendi dostlarının önünü açmak için planlanmış büyük bir gizli hareketin parçasıdır.

Mesela şöyle bir cümle tedavüle sokulur, yahu Ahmet var ya, bugün bir telefon geldi masadan kalkıp tuvalete gitti, ağbi, kimden gelir bu gizli telefon, maksadı nedir? Hop al sana yıpratma altını oyma itibarsızlaştırma kuşku şaibe oluşturma..

Ahmet var ya, diye başladığı bu cümle suç oluşturmaz, sıradan bir dedikodu görünümdedir, hesapsız kitapsız söylenmiş gibi görünebilir..

Bu küçük küçük laflar..

Bu küçük küçük yıpratmalar.

Bu küçük küçük altını oymalar.

Bu küçük küçük itibarını kuşkulu şaibeli hale getirmeler.

Bu küçük küçük aşağılamalar..

Bu küçük şeyler, BÜYÜK ŞEYLERDİR..

Çünkü bu küçük asılsız dedikodunun altına girersen, gerçekte Ahmet’in direndiğini, fikirlerinden taviz vermediği, kendine güveni tam olduğunu, yeteneği ve başarılarının tartışılmaz olduğunu göreceksiniz..

AYIKLANMALARI İMKANSIZ

Ahmet’in tek kusuru, onların laflarına dinlememek, onlardan değildir..

Kırk yılın tecrübesiyle söylüyorum, çok ciddi yayınevi ve gazete ve edebiyat kurumlarının yapıları işte bu ‘ilişkilerle’ düzenlendi.

Ve sonunda akıl almaz bir şey ortaya çıktı, yeteneksiz kim varsa ama PKK sempatizanı ama cemaate yakın, işte bu ‘kurumların’ başına yönetimine getirildi, vekil oldular, gazeteci oldular, osuruk kitapları şaheser övgülerine mazhar oldu, ekranların ve köşelerin gözdeleri oldular, ve siyaseti sadece onlar konuşmaya ve bu kurumları sadece onların dostları yönetmeye başladı..

Ama bir şey eksikti, kalite, yetenek..

Ve bir şey vardı, peşine düştükleri PKK ve Fetö’nün hesabı büyüktü, bu büyük hesap içinde kendilerinin ‘kukla’ ‘figüran’ olabileceklerine ‘aynalar’ yüzünden pek inanmadılar..

Ve sonunda bütün bu kurumlar ve kişiler büyük suç’un şaibesi ve bataklığına bulaştı çözülmeleri ayıklanmaları temizlenmeleri imkansız..

Kardeşlerim, konumuz küçük şeyler küçük hileler küçük hırsızlıklardır.

Nevizade’de akşamları toplanan o arkadaşlar orada olmayan arkadaşlarının ayağını kaydırırken yanlarında olmalıydınız, bu küçük hilelerden çok büyük zevk duyduklarını bir de siz görmeliydiniz.

Bu küçük dedikoduların onlara zevkten de öte kişisel tatminin en üst zirvesi gerçek bir ‘aydınlanma’ yaşattığını görmeliydiniz.

Bir hinlik bulma, bir açık yakalama, bir aşağılayıcı nitelik bulma, bu kişiler için meditasyon seansı gibidir, bu alaycı laf sokmaların her biri onları gruplarında nasıl Yogileştirdiğini görmeliydiniz.

Devlet dairesinde sivil kurumlarında medyada yayınevlerinde esen bir büyük kasırgaydı bu, bağırsaklar sadece devlette emniyette orduda hukukta değil, bu küçük küçük yayınevi ve gazete ve sosyal ve sivil kurumlarında da boşaltılıyordu..

Kasırga kırk yıldır esiyor, kırmadık dal harap etmedik kişilik tarümar etmediği insan kalmadı..

Bugün kasırga bittikten sonra enkaz görüntüleri içinde önce kırılmış güzellik aynalarının parçalarını gördük, sonra, devleştirilmiş romancı ve yazarların içler acısı konuşacak lafı kalmamış yaralı acıklı rezil hallerini gördük..

Önce şunu sorabilmeliyiz, ihanetle hainlikle suçlanan bu yazar ve yöneticiler birkaç kişi değil beş-on kişi değil, sosyal ve sivil kurumların yüzlercesinde bu kadar yaygın ve köklü nasıl yerleştiler?

Yazımın sonunu şimdiden söyleyeyim sıkılanlar ayrılsın: Nirvana, büyük aydınlanmayla yerleştiler..

Ülkemiz hukuku topluma saygıyı liyakat ve kariyeri otuz uzun yıl öylesine unuttu ki bu sosyal ve sivil kurumlar bambaşka planlı hesapların eline geçti.. Bu planlı hesaplar büyük kumpas ve komplo teorilerinin kendisi değil, bu küçük hesaplar, küçük şahsiyetlerin kendilerine yer arayan makam kahramanlık başarı arayan içsel kişisel maceralarıdır.. Onlar kifayetsiz kişilikleri için kumpasın ve komplonun yani büyük plana odaklanmadılar, sadece bu komplonun kişisel kazançları yüzünden parçası olmaktan zevk aldılar..

Ve..

Ülkemizde en zor olan şey PKK’lı olamamaktır, ülkemizde en zor olan şey hırsız olamamaktır, ülkemizde en zor olan şey yakın arkadaş kayıramamaktır, ülkemiz bu hale geldi..

Liyakat kariyer başarı özgür irade topluma ve hukuka saygı ve dürüstlük ise çok zor tek başına direnmenin imkansız olduğu bir hale geldi..

Her şey gözle görünmeyen bu küçük hileler bu küçük kayırmalar bu küçük aşağılamalar bu küçük itibarla oynamakla oldu..

Sonunda,

Hırsızlık yapmadığı zaman yalan söylemediği zaman ‘acı çeken’ bir beyin yurdun dört bucağında insanımızı kuşatıp esir aldı..

Hırsızlık yaparak kanlı bir örgüte üye olarak ‘topluma uyum sağlıyor’, hırsızlık yaparak kanlı bir örgüte üye olarak ‘davranışlarını’ düzeltiyor ve hayata karşı duygusal tepkilerini ancak böyle dindirebilen milyonlar, ülkemizin mayası oluverdi, bu küçük kişisel hesaplar, bu ülkenin en büyük iç savaşı oluverdi..

Hırsızlık yapamadığı yalan söyleyemediği kanlı gizli bir örgüte gizlice destek veremedikleri zaman kendilerini ‘tutsak’ ve ‘kapanda kıstırılmış’ hissetmeye başladılar.. Çünkü gizli kanlı örgüte bir küçük imalı destek onlara kapıları ağzına kadar açacak imkanlar sunuyordu..

Küçük hırsızlıklar küçük göz yummalar küçük kaytarmalar milyonlarca insanımız için bir ‘meditasyon’ tekniği haline geldi.

Küçük hırsızlık ve küçük hilelerle kendini buluyor küçük yalanlarla dinçleşiyor, küçük hilelerle insan içinde daha bir deli fişek hayatın tadını çıkarıyor, üstüne bir de olmayan nitelikleriyle özgürlük kahramanı oluveriyor..

Ancak şunu da söyleyelim, bu küçük yalan küçük hilelerle yaşayan kitlelerin yüzde doksandokuzu kendini ‘aşmayı’ yani örgüte gizli desteklerini yani hırsızlığı büyütmeyi deneyemez, çünkü..

Bir, görünür olmaktan çekinir, iki, risk büyür..

Hırsızlık, küçük yalanlar küçük hilelerle, bir dini örgüte üye olmak ya da gizli bir örgütün sempatizanı olmanın yollarını risk almadan kendini kişiliğini çok da tehlikeye atmadan kazasız belasız düzenler..

Biraz da..

Bilinçlerini hayatın akışına bırakmış milyonlardır bunlar..

Düşünce dediğimiz şey: ‘neyi nasıl gizlice kaparım’dır, desteğimi imayla olsun gizlice nasıl veririm’dir..

İşte..

Bu insanların çok rahat güldüklerini gördüm ama üzüldüklerini hiç görmedim..

Örnek bir vakayla, devam edelim..

Mesela devlet dairelerinde boldurlar, mesailerine çok katı disiplinle bağlı çalıştıkları halde son derece ‘özgür’ insanlardır.

Amirlerine karşı görüntüde büyük bir saygı gösterirler ancak kural dışı bölgeler ve alanlar ve fırsatlar ve arazi olmalar, yani kuralların görmediği ‘kör noktalar’ o kadar çoktur ki, sonsuz özgürlük içinde kuş gibi uçarlar..

Hareketsiz akıl, hedefleridir ve nirvanaya ulaştıkları yerdir..

Hayatta düşünülmesi gereken erdem güzellik iyilik için bir alan o hareketsiz akıllarında hiç yoktur, olmamıştır..

Bir devlet dairesinde ya da gizli bir örgüt üyeliğinde ya da dini bir yapılanma içinde, uzay boşluğunda gibi serbest hareket ederler.

Küçük bir kaytarmaca küçük bir yalan küçük bir hırsızlık, onlar için ‘aydınlanma’ yani kendi egolarının fenafillah zirvesidir..

Araya küçük notlar da iliştireyim, on yıl kadar önce bir mafya babası, bana, biz dedi, emniyetten ve polisten bir adam bulup ortak çalışmamızın sebebi kendimizi güvende göstermek değildir, emniyette adamınız varsa: görünmez olursunuz..

Görünmez olduğunuzda alemin kralı olursunuz, görünmez olmak o maldan kazandığınız milyon dolardan daha değerlidir..

Bir zaman önce onbeş yıl hapis yatıp tövbe etmiş bir PKK’lı bana şöyle dedi, zulalanmış arabayı özellikle karakolun önüne çektik, oysa, her zamanki gibi çaktırmadan yüzlerce kez geçirdik,  polisin deve yükünü dahi göremeyeceğini, devletin hukukun gerçekte görmediğini kendi arkadaşlarımıza göstermek, ama dahası, karakolun önüne çekmemize sebep hepimize büyük bir zevk yaşatıyordu.. Yaşadığımız o zevk o zuladan aldığımız avantadan daha büyüktü..

Polisin devletin görmeyişiyle eğlenmenin tadı o arabayı gözlerden uzak kaçırmaktan daha büyük bir zevk veriyor..

Küçük kaçırmalar küçük hırsızlıklar küçük yalanlar birbirini izleyen ve mutlu sona ulaşan bir zincirin parçaları!

Küçük hırsızlıklarla kazanılan paradan çok küçük hırsızlığın keyfi başka..

Küçük imalar küçük laf sokmalar küçük hileler küçük işmarlar küçük yalanlar, bu insanlar için küçük şeyler değildir, kişiliklerini ispat ettikleri, kişiliklerini tatmin ettikleri, kişiliklerini ‘esere’ dönüştürüp bu esere hayranlık duydukları bir şeydir..

Yaptıkları iş zaten yemeden içmeden kesilip nefsini terbiye eden bir ermişin başardığı işle aynıdır ve o ermiş gibi, kendileri de bu kişisel keyfin tadını kendi inzivalarında yaşarlar.

Bir devlet dairesinde yüzlerce personeli altı yıl süresince izledim, doktor, hemşire, kapıcı, odacı, teknisyen, amir, memur…

Kaytarmaya hileye hırsızlığa açık fırsat kollama konusunda gizlice anlaşmış bir büyük gizli örgütle tanıştım.

Yüzlerce örneğini oturup bir kitap olarak yazdım..

Küçük hilelerin küçük hırsızlıkların onları yalnız yaşadıkları ‘inziva’ hayatlarında onları ‘özgürleştiren’ bir şey olduğuna şahit oldum.

Özgürlükleri için iğne deliğinden ustalıkla geçecek naif ve kolay söz uydurma sanatında her biri ustalaşmıştı.

Başhekimin nasıl büyük büyük kaçırdığını, müdürün nasıl kalorifer yakıtından benzinden götürdüğünü birbir anlatmak değil derdim..

ÇOK MASUMDUR ANCAK ALDANMAYIN

Nirvanaya büyük aydınlanmaya ulaşmış ‘insan’ımızın düşünce yapısını merak ettiğim için, bir örnekle bu güzel tezimi besleyeyim..

Devlet dairesinin kapıcısı.. Yirmidört saat kapıda oturuyor..

O kapıcıyı anlamak için onun oturduğu sandalyeye günler boyu oturdum, onun baktığı yerden devlete duvarlara tavanlara kapıya mozaiklere koridorlara baktım.

Gün geçmiyor, bir hırsızlık vakası..

Musluğu sökmüşler.. Koridoru su basmış..

Kapıcıya ‘musluğu kim çaldı?’ diyorum, ‘valla bilmiyorum’..

Bu ‘bilmiyorum’ kelimesine iyi bakın, bu ‘bilmiyorum’ nirvanaya ulaşmış budistin ‘bilmiyorum’u..

Nasıl olur, sen görev başındaydın, ‘valla görmedim..’..

Bilmiyorum, görmedim, kelimeleri, bütün idareyi ve hukuku ve sorumluluğu aşıp üstünden atladığı yüksek atlama çubuğu, el marifeti, sihirbaz çubuğu..

Dairenin devletin hukukun koridorların ‘kör noktaları’ o kadar çok ki..

Hayatlarımız gibi..

‘Peki nasıl oldu?’ diye soralım kapıcıya, o kör noktaları, aklımıza geldik gelmedik saatleri ve olayları ve insan trafiğini öyle basit ve dehaca anlatır ki..

‘Haaa!’ der, ağzınız açık kalır..

Bu küçük hilelerin bütün devleti ve hukuku yarıp geçme gibi üstünlükleri vardır, bir ses dalgası bir röntgen ışığı gibi, görülmezler, ama yasanın ve amirin içinden kolaylıkla yakayı ele vermeden geçebilirler.

Gerçek şudur, kapıcı, musluğu çalmıştır, sonra yeniden kapıya oturmuş tavandaki kabloları görmüş bir gece yarısını da o bol kabloların bol tarafını kesip kısaltmıştır, sonra yeniden kapıya oturmuş, dairenin önündeki mozaik taşlarını görmüş ve onları iğne kazar gibi incelikle söküp satmıştır.

Kapıcının ‘bilmiyorum ve görmedim’ ifadesi çok kullanışlıdır çok masumdur ancak aldanmayın.

Bilmiyorum ve görmedim, derken, gözlerinde hiç korku yoktur, yüzünde utanç yoktur ve kendi sorumluluğunda olan bölgedeki hırsızlık için öfke de duymamaktadır.

Devlet, sorumluluk, hukuk, bütün bu küçük hırsızlıklar için asla engel değildir.

Devlet o dairenin sessiz taş duvarlarından başka bir şey değildir. İçinde güya çalışıp giren çıkan herkes bu taş duvarlardan ibaret devleti herkesin gözü önünde yalnız çaresiz kimsesiz bulup yağmalamaktadır.. Çok azarlanan küçük bir çocuğun da kalkıp bir kedi yavrusunu taşlaması gibi.. Bu taş duvarlara karşı aşmak istediği kurtulmak istediği bir şey vardır, bir musluğun değeri, üçbeş liradır, sorun asla para değildir, kişisel bir eyleme ihtiyacı vardır, taş duvarları delip oyması ama yakalanmaması, ve yakayı ele vermeyen gizlenmiş kimliğini yakayı ele vermedikçe kendine hayranlığı büyümeye başlamıştır, ve bu heyecanlı da bir oyundur..

Hem küçük hilelerle amirleri ve yasaları nasıl aldattığını hem de aldatan yol ve yöntemleri çok iyi becerdiği için artık orada oturan bir kapıcı değil, bir zeka küpü, bir uyanık, kendisini zekaların en büyüğü görmekte..

Ve küçük hilelerle zekasına hayranlığa zamanla uyuşturucu gibi bir alışkanlık haline gelir ve artık bir yogi ustası bir Budist rahip gibi, beynini aydınlatan bu an’lara çok sık ihtiyaç duymaya başlar.. Küçük yalan ve hileler beynine pompalanan ‘oksijen’ gibidir.. Bugün hangi lafı sokuşturayım hesabını yaparken bu sokulan becerikli laflar beyninde evrensel ampullerini yakar.. Aydınlanır..

O hırsızın kafasında devlet bir engel değil, o hırsızın kafasında devlet, ince tülden bir örtü gibidir, bilincinde bir engel oluşturmaz, belki gören olur şikayet eden olur gibi bir düşünce kafasında yoğunlaşır ama çok kısa süre içinde o düşünce bulut gibi dağılır, çünkü kendi zekası ve dehasına inancı tamdır, çünkü bu parlak zekayı çok defa denemiş mutluluktan sarhoş olmuştur.

Engelleyen durduran yasaklayan hesap soran olmayınca, bulut dağıldıkça, küçük hırsızın küçük yalancının yükselişi başlar ve çok geçmeden kendisi gibi küçük hile ve küçük hırsızlıklarla yaşayanları görür tanır gizlice uzaktan anlaşır, kendi gibilere karşı bu sefer gerçekten samimi içten konuşur ve hayatını kendi gibi bu insanlarla kurar..

Bir musluktan kapıcının kazanacağı maddi bir şey yoktur.

Bir küçük torpilden, bir küçük kaytarmadan, bir küçük imalı laf sokmadan, bir küçük kendi adamına torpilden, bir küçük anlaşmalı ihaleden, bir küçük görmezden gelmekle, o küçük hırsızın kazanacağı büyük bir meblağ yoktur, başka bir şey vardır!

Bu küçük yalanlar küçük hırsızlıklar küçük hilelerle ‘özgürleşir’ ‘kendi gibilerin çok olduğu içinde yaşadığı topluma uyum sağlar’..

Hayata ve kurumuna karşı direnip göze batıp sivrilip kendini bu büyük gizlenmiş ve kişisel zevklerden mahrum edemez..

Her insanın en büyük macerası başrolünde oynadığı kendi filmidir, hukuka ve topluma saygı, bu insana başrolün heyecanlarını vermez, sadece duvarda bir tuğla olmasını sağlar..

Hem Diyarbakır Sur’da bir genç olacaksınız hem de PKK’lı olmaya karşı direneceksiniz, bu kapıcının hırsızlık yapamaması kadar zordur, bir büyük yayınevinde bir büyük gazetede kişisel zevk ve maceramız aynıdır..

Düşünceyi ve hayatı akışına oluruna bırakmak ve ortama uyum sağlamak, zihinsel rahatlığın, özgürlüğün, ta kendisidir.

HANGİSİ GERÇEK HANGİSİ RÜYA

Bu küçük yalancılar bu küçük hırsızlar bu küçük hileciler bu küçük kaçakçılar bu küçük dini örgüt üyeleri..

Öyle bir özgürlük içindeler ki..

Düşünün, birden yerçekimi kalksa.. Ve hepimiz birbirimiz havada asılı kalsak..

Bir anda kendimizi havada gezinirken bulacağız..

Kimse bunun gerçek olduğuna inanmayacak, hepimiz ‘rüyadayız’ sanacağız..

Birbirimizi cimcikleyeceğiz ama yine de rüyada olduğumuza inanacağız..

Şimdi bir gerçeklik içinde yaşadığımız halde zaman zaman belki de bu hayat bir rüya demiyor muyuz?

Hangisi gerçeklik hangisi rüya?

Dini örgütler, katil terör örgütleri, Fetö, İşid, devleti saran hırsızlıklar, liberali gazeteci sosyal sivil kurumu, hepsi ‘rüya’ içinde bir hayat yaşadı, yaşıyor..

Öyle özgür bir atmosfer ki.. Kanun kurum kural engel dur diyen yok..

Çünkü bu insanlar zevkten dört köşe mutluluktan çok öte bir başka dünya hukuk ve topluma saygı dışında başka bir gerçeklik içinde yaşıyorlar.

Küçük hileler küçük yalanlar küçük kaytarmalardan öyle bir ‘haz’ alıyorlar ki..

Görülmedikleri için yakalanmadıkları için suçlanmadıkları için o kadar aşkın taşkın bir duygu durumu içinde yaşıyorlar ki..

Toplu bir ayin..

Milyonların meditasyonu..

Her biri başka bir örgüt, başka bir yapı, başka bir amaç içinde olabilir, ama, hepsi, kuşlar gibi özgür bir hayat sürüyorlar.

Kırk yıl tekkede inzivaya çekilin, kırk yıl yoga yapın, kırk yıl başarıdan başarıya zaferler içinde bir hayatınız olsun, bu insanlar kadar özgür ve mutlu ve aydınlanmış olmanız mümkün değildir.

Bu insanların bizden çok üstün becerileri var..

Topluma ve hukuka saygılı gerçek bir insan halinden ‘sıyrılmışlardır’..

Kafatasları içindeki benlik bilinç hallerini bizlerin anlaması çok zordur..

Bizim bir ömür çalışıp üretip nihayetinde ulaşmayı düşündüğümüz bahtiyarlığı bunlar hayatın her anı sabah akşam bolca yaşarlar.

Devleti hukuku seni beni her günün her saati kandırdıkça gizledikçe aldattıkça bambaşka bir ‘güzellik’ yaşarlar.

Uzayın boşluğunda yaşıyorlarmış gibi başka tür bir atmosferde yaşıyorlarmış gibi, sürekli bir ‘uçmuşluk’ hali içindeler.

Kendi ağırlıklarını hiç hissetmeyen dünyanın dert ve sıkıntıları ve sorumluluklarından ebediyyen kurtulmuşluk hali, bir PKK’lı canlı bomba dehşetinden bir Fetö vahşetinden hiç utanç ve sorumluluk duymayışlarının sebebi bu makam şöhret zevk macera her yönüyle kişisel tatmindir..

Burası Hindistan değil, Türkiye!

Bunlar küçük hile pırıltıları küçük yalan kıvılcımlarıyla kişiliklerini evrensel anlamıyla tutuşturmuş büyük ‘aydınlanmayı’ başarmış milyonlar!

Bilinçlerini akıllarını düşüncelerini, akışlarını hayata bırakmış ve akışındaki bu halinden kovalarını PKK ve Fetö gibi örgütlerin bol bol doldurduğu milyonlar!

Üstelik bu muhteşem mutlu zihinsel nirvana noktasına çok basit çok kolay birkaç cümleyi tekrarlayarak kazanıyorlar, bilmedim, görmedim, yapmadım..

Hareketsiz akıl ama işlek zekanın çocukları!

Gerçek insan ahlakının hikayesi ise çok farklı çok uzakta bir yerdedir, bana sorarsan en görülmez yerde yaşayan gizli örgütler değil ‘ahlak’tır..

Ahlak kesintisiz ve uzun sürer, meyveleri geç toplanır, bazen toplayamadan yolunda ölürsün..

Suçüstü yakalandığında ‘eee ne olmuş yani’ ‘herkes yapmıyor mu’ mesela,  ‘bak ODA TV’de yapmış’ gibi zırvalık iftirasıyla kurtaramazsın.

Ve suçüstü yakalansalar dahi tedirgin olmaz panik yapmazlar.

Bu endişesiz halleri küçük hilelerle yaptıkları büyük yolculuğun ‘bilgelik’ halidir.

Mahkeme kodes, bu bilgeler için sadece geçici bir dinlenme durağıdır.

Üstelik mahkeme kodes gibi ara duraklar bu bilgeler için tatmin sağlama yerleridir.

Yakalanmaları kendileri için sadece ‘küçük bir budalalıktır’..

Hayatımız için ise en zor olan imkansız olan sorun olan, sorumluluk ve toplum duygusudur.

Onların tek bir güzellik aynası vardır kendi zekaları ve o zekalarıyla ‘ele geçirme’ ‘kapma’ ve ‘aşırma’ ve hukuku ve toplumu aldatma..

Ve halimize ağlayalım, bu insanlar sıra dışı ve marjinal ve azınlık bir grup hiç değildir.

Halimize ağlayalım, hukuk ve topluma saygı bu insanları ‘dehşete’ düşürür.

Çünkü kuralları nitelikleri değerleri olan bir ülkede makam şöhret sahibi olmaları, imkansızdır..

Ki, kocamış dünyamızın hakikatı da budur, ilk çağdan beri genlerimiz, yalan, bencillik, hırsızlık, görünmeyen güçlere meyli fazladır.

Üstelik büyük devletler büyük diplomatlar büyük zenginler büyük şahsiyetler dahi hayatlarını, küçük yalanlar, bencillikler, görülmez güçlerle sinsice ittifak kuran kendi zekalarına hayranlıkla inşa etmişlerdir, ama topluma saygı ama kendine saygı, çok uzakta bir ülkenin adıdır..

İnsanları ve devletleri yöneten üst aklın da ana malzemesi bencillik küçük hileler görülmez sanılan binlerce yılansı yalanlar üretmektir..

Hızlı büyümek, hızla başarmak, hızla işini bitirmek, hızla büyük adam olmak isteyen, herkes aynı bu yöntemleri hergün her saat kullanır, dinleri imanları ibadetleri bu küçük hileler bu küçük yalanlarla ilerledikleri kaptıkları gaspettikleri….

Doğa belgeselleri de zaten bu ‘hız’ı anlatır, açın belgesel kanalını, aslanlar panterler kurtlar, hepsi işini ‘hızla’ yapar..

Öyle bir hızla saldırırlar ki, bir av’ı yiyip bitirmeleri, üç beş saniye sürmez, bir ülkeyi, bir devleti, bir hukuku bitirmeleri, ne kadar tuttu?

Hızla bitirdikleri topluma saygı hukuk onbinlerce yılın bilgeliğinden sürekliliğinden geliyor, kaç saniye tuttu bitirmeleri?

Nihat Genç

Odatv.com‘dan yazarın izniyle 14.09.2016 tarihli yazısından alınmıştır.

CEVAP VER