İkinci Kurtuluş Savaşı – Salih Tüfekçioğlu

0
3178
Karşı-devrimci süreçleri devrimci süreçlerden ayırmayı başaramayanlar, karşı-devrim ile mücadele edemezler. Mustafa Kemal cumhuriyetinin yıkılmasına yönelik girişimlere elbette hayır diyeceğiz. Ancak hayır demenin şekli önemlidir. Hatalı bir politik kampanya, demokratik cumhuriyetin yıkımına direnenlerin bugün hesaplanan aritmetik toplamının daha gerisine düşen sonuçlar verebilir, veya en iyi ihtimalle bize sadece bu toplamı verir ve bunun toplumda çoğunluğu teşkil ettiği şu an dahi şüpheli. Başarılı bir politik kampanya ise aritmetik toplamdan daha fazlasını, öngörülür sayılardan taşan bir fazlalığı vermeli. Peki başarılı olmanın bir kriteri var mıdır? Elbette başarılı olmayı garanti eden bir ilke yok, konu özellikle de çelişkiler yumağı bir toplumun öngörülemez geleceği olduğunda. Fakat savunulan şey yurdumuzun devrimci geçmişi ve cumhuriyet ise, savunu şüphesiz ki devrimci miras ve cumhuriyetimizin karakteri ile tutarlı olmalıdır. Başka hiçbir politik kampanya başarılı bir sonuç vermeyecektir, başka hiçbir şey ilerici bir sonuç vermeyecektir. Sözün kısası, karşı-devrimci bir noktadan hayır denildiğinde, alınacak sonuç hayal kırıklığı olacaktır.
Ama bir dakika. Karşı-devrimci bir hayır var mıdır gerçekten; hali hazırdaki karşı-devrime başka karşı-devrimlerle karşı çıkmanın biçimleri var mıdır? Evet gerçekten de böyle bir hayır deme şekli var. Devrimci mirasımıza dokunmayan, yurtsuz, köksüz, soyut noktalardan hayır deme biçimleri vardır; ve her ne kadar aritmetik toplamda küçük bir payı varsa da bunların, politik kampanyanın yüksek sesli çizgileri haline gelirlerse bozgunla bitecek bir maceraya, bir intihara sebep olacaklardır. Sözünü ettiğimiz biçimler temelde üç tane.
İlkin, küçük burjuva radikalizmini (bağımsızlık, demokrasi ve cumhuriyet için yürütülen Kemalist vatansever politikayı), sınıf indirgemeci hatalı bir bakış açısıyla kapitalizmin ideolojisi varsayıp, devrimi, burjuva reformizmi ile (tutarsız burjuva demokrasisi veya monarşi yanlısı liberal burjuvazi ile) bir tutan veya karşı-devrime sebep olanın 1920 ve 30’ların devrimci değerleri olduğunu iddia eden yarı-anarşist ultra-sol var. Thermidor’a sebep olanlar sanki sosyalizme geçmeyi düşünmedikleri için en başta Robespierre, Marat ve Danton’muş gibi tuhaf ve bilime aykırı varsayımlar geliştirirler. Jakoben küçük burjuva radikalizmi, gerici burjuva reformizmi ile aynı şeydir, Ankara’da yürütülen bağımsızlık mücadelesi, komprador burjuvazinin ticari kaygıları ile aynı şeydir. Dolayısıyla devrimle karşı-devrim iç içedir burada. Cumhuriyetin yıkılmasına Mustafa Kemal’in sosyalist olmaması yol açmıştır. İşte her şey bu kadar basittir onlara göre. Hayır derler, ama zaten iki seçeneğe de hayır dedikleri için.
İkinci olarak, diktatörlüğe karşı liberal demokrasiyi savunan ve kaçınılmaz olarak AB ve ABD emperyalizmlerinin desteğini alan, laik yaşam tarzının temel olarak Avrupa değerlerinin bir yansıması olduğunu varsayan hatalı bakış açısı var. Burada, Mustafa Kemal laikliği sanki ikisi de Türkiye Cumhuriyeti’nden genç olan AB’den veya NATO antlaşmasından türetmiş gibi, hatalı olduğu apaçık bir pozisyon ısrarla savunulur. İlk hatalı hayır biçiminde küçük burjuva radikalizmi ile gerici burjuva reformizminin özdeşleştirilmesi gibi, burada da anti-emperyalizm emperyalizm ile özdeşleştirilir. Hayır derler, ama AB/ABD değerleri bunu gerektirdiği için (aynı imparatorlukların Doğu’da sosyalizm ve demokratik cumhuriyetlere karşı radikal İslamcılığa destek verdiği biline biline). Maalesef bugünkü CHP yönetimi (tabanı değil) bu cenahın açık işgali altındadır.
Üçüncüsü ise, milli demokratik cephe yerine turuncu demokrasi cephesi kuran ve dolayısıyla emperyalist/bölücü terör ile omuz omuza hayır diyen, hayır sloganını büyük ortadoğu projesi yönünde araçsallaştıran siyasettir. Burada tarihten ve coğrafyadan münezzeh, yani Mustafa Kemal’siz bir demokrasi ve laiklik savunusu mevcut. İkinci biçim ne kadar tutarsız ise (çünkü Mustafa kemal cumhuriyeti AB ve ABD ile tutarlı değildir), bu hayır biçimi de o kadar kendi içinde tutarlıdır. Zira hakkını veren Batıcı siyaset büyük ortadoğu projesini ve bölgenin emperyalizm tarafından balkanlaştırılmasını gerektirir. Kısacası hatalı hayır biçimlerinin ilkinde jakoben küçük burjuva radikalizmi gerici burjuva reformizmi ile bir tutulur, ikincisinde anti-emperyalist devrimin savunusu için emperyalizmden destek beklenir, ve üçüncüsünde, faşizme karşı ulusal egemenlik yerine turuncu cephe (emperyalist egemenlik) güçlendirilir.
Peki Hayır’ı hangi mevziden savunalım? Öncelikle bu üç biçime bulaşmayarak savunulmalı, zira üçünde de aritmetik toplam öngörünün altında kalacaktır. Siyaseten açıkça yanlış olmaları bir yana, birbirini dışlayan konumlardır aynı zamanda bunlar. Çünkü devrimci miras ancak devrimci olarak savunulabilir: ne ultra-sol sınıf indirgemeciliği (1), ne liberal burjuvazi (2), ne de emperyalist egemenlik (3) sağlar demokrasiyi. Lenin’in dediği gibi, devrim seneler boyu sadece sağ oportünizmle değil, sol sapmayla da savaştı. Ve bugün yine aynı yerdeyiz. Hayır sloganı bu hatalı mevzilerden değil sadece ve sadece ikinci kurtuluş savaşı perspektifi ile savunulmalıdır, bir başka deyişle, 68’de emperyalizm ve işbirlikçilerine karşı mücadeleye kalkışan ve “Tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye” diyen devrimci ağabeylerimiz gibi savunulmalıdır. Tek tutarlı cephe burasıdır. Işıklar içinde uyuyun. 1968’de tam bağımsız Türkiye için Mustafa Kemal yürüyüşü yaptınız; islamcı faşizme, emperyalizme ve bölücü teröre karşı aynı duygu ve kararlılıkla Hayır diyeceğiz. Size söz veriyoruz, vatanımızı kurtaracağız.

 

Salih Tüfekçioğlu

CEVAP VER