Yeni Nesillerin Cumhuriyet Sınavı – Kutay Çiçekçiler

0
1905

Politika, kravatlı, döpiyesli bir takım insanların kürsü sporu olarak icra ettikleri tutarsız eylem ve söylemler dizisi değil; toplumsal yaşamın kendisidir ve doğrudan doğruya yurttaşların yaşam biçimleri ve fikirsel birikimleri ile ilişkilidir. Kişi ile toplum arasındaki çizgi, hukuksal açıdan bireysel özgürlük alanıyla ayrılabilir ancak. Mahremiyeti ve kişinin bizzat kendisini ilgilendiren tercihlerini bir yana bırakırsak, politik gidişatı belirleyen etkenler, toplumun ortak çıkar ve ülküleridir. Bu birliğin oluşması için ise bilinç ve örgütlenme gerekir. Aksi durumda, asgaride çeşitli farklılıklardan oluşan insan kitleleri belirli bir amaç uğruna ortaklaşamaz ve böylece toplum kavramı fiilen ortadan kalkmış olur.

Türkiye, adına sınav denen bir dizi düşünsel ve kültürel işgal aşamasından, geride ciddi bilinçsel kayıplar vererek günümüze geldi. Bu kayıplar, öncelikle ulusun kurucu bilinçten uzaklaşması, tarihsel süreç içerisinde Anadolu topraklarında açılmış bir sürü yaranın üstü örtülü mazeretlerle yalandan sahiplenilmesi ve kaşınması, erişkin toplumlarda sorun oluşturmayacak konuların birer ciddi fark gibi işlenmesi, ulus kavramının kaybı, tüketimcilik, irtica, apolitik sivil toplumculuk, kariyerist eğitim sistemi şeklinde sıralanabilir.

Sürecin dış politika kaynakları sebeplerini yazıya dahil etmeyeceğim; lakin, ülkemiz, değişen dünyanın, kapitalist sistem ve yayılmacılığın çıkarları doğrultusunda rayından çıkarılmış ve yeniden dizayn edilmiştir. Bu dizayn sürecini, aşamalı karşı-devrim olarak tanımlamak, açıkçası daha doğru olur. Türkiye’nin son 60-70 yılda yaşadığı siyasal-toplumsal tecrübeler, ulusal devrim hareketleri ile karşı-devrimin mücadelesinden ibarettir ve etkileri, askeri darbelerden, öğrenci hareketlerinden, terörden tutun da en ufak tüzük değişikliğine, eğitim müfredatına veya bir referandum sürecine kadar yayılır.

Türkiye, bağımsızlık mücadelesinin ve karşı devrimin son aşaması olan döneme, siyasi kökü 12 Eylül 1980 tarihinde yapılan dış kaynaklı askeri darbeyle ve onun bir nevi nihai sonucu olan 2002 genel seçimleriyle girmiştir. Kendi yağında kavrulmasına izin verilmeden şak diye mikrodalga fırına atılan ülkemiz, ikinci paragrafta özetlemeye çalıştığım kayıplarına rağmen direncini ve son atımlık kurşununu şu anda saklamaktadır.

Yazının başında belirttiğim üzere, kişilerin oluşturduğu toplumsal hayat ve kültür, siyasetten bağımsız düşünülemez. Toplumsal yaşayışın izdüşümü, siyasi sonuçlardır.

Peki, yeniden tasarlanma sürecinde oradan oraya savrulan bu ülkenin yurttaşları olan bizler, özellikle son 15 yılın karşı-devrim hareketinde politik bilinç açısından tam olarak ne safhadayız?

İleri yaş, tecrübe sağlar. Lakin, geleceğin şartlarını bina edecek olan bilinç, gençliğin kaygılarında ve yeniliğe açık, cesur tutumunda saklıdır. Bu nedenle ülkemiz ve dünyadaki çoğu toplumsal hareket gençlerin omuzlarında yükselir. Lakin, Türkiye gibi toplumsal-politik dayanak noktaları sürekli olarak saldırı altında tutulan ve kasten yozlaştırılan bir ülkede, tüketim kültürünün gelişimiyle de birlikte yeni nesillerin ister istemez zaafları oluşur. Bunun sonucu ise karamsarlıkla karışık, açık apolitizm veya sığ politikalardır.

Ben bu sonucu kuru sıkı muhalefet olarak nitelendiriyorum. Ortada bir sorun var, ona karşılık oluşan bir tepki var, ama tepkiyi politik düzlemde erişkin ve planlı hale getirecek gerçekçilik yok. Hatta, kısa vadede gelişen politik iniş çıkışlarda, Türkiye gençlerinin toplumsal-politik örgütlülükten bilerek kaçındığını görmek mümkün. Varlığı meçhul, sanal politik cenah isimleri, toplumsal gerçekliği olmayan kavramlar, popülerlik oluşturmak adına kullanılan uydurma terimler, sözler hep bu apolitik direnişçiliğin örneğidir. Yıllar içerisinde, çeşitli aşamalarla politik benliğinden uzaklaştırılmış ve gerek fiziksel gerek düşünsel açıdan tüketimciliğe göre eğitilmiş nesillerin, hiçbir elle tutulur kazanım olmadan kendi göreceli haklılığında ve tutarsız isyanında kaybolmasıdır bu durum.

Türkiye’de birkaç internet mecrasına sıkışıp kalmış olan muhalefetçilik, bahsini ettiğim apolitik direnişçiliğin hem sonucu hem de mastürbasyon ve kısır döngü kaynağıdır. Benim de üyesi olduğum genç yetişkin nesil, tüm toplumsal şikayetlerinin çözümü olabilecek, politik açıdan gerçekçi olan ve bu ülkenin gereklerine dayanan somut adımlardan, bilinçlerden kopuk bir şekilde, kurucu bilinci inkar ederek direnç göstermeye çalışmakta veya kendisini, değiştiremeyeceğini düşündüğü kötü gidişat nihayete erene kadar tatmin etmeye uğraşmaktadır. Kanımca, teslimiyet tam olarak işte budur.

Peki, yeni nesil olarak bizler, ülkemizin bağımsızlığını yeniden nasıl kazanırız?

Gerçekçilikten yanayım. İlk önce kabullenmemiz gereken, geleceği, elde olan ne varsa onunla kurabileceğimizdir. Yaşama dair kişisel beklentiler, hezeyanlar, hayal kırıklıkları elbette bu hissiyatı yaşayan kişiler için önemlidir. Lakin, burası 80 milyonluk bir Avrasya ülkesi. Yani kendi kabuğumuzda, mahallemizde, ortamımızda çalıp oynayarak bir yere varamayız.

Tutarlılığın, politik bilinç ile birlikte bina edildiği kanısındayım. Umutsuzluk ortamında insanlara kof moral sağlayan beylik söylemleri bırakmalı ve ülke tarihinin bize sağladığı tecrübelere odaklanmalıyız. Bayrak, meclis, anayasal sistem, hukuksal kazanımlar, kültürel devrimler ve kurucu bilinç olan Atatürkçü düşünce en saf haliyle, bir nevi maden gibi işlenmeyi beklemektedir. 15 yıllık AKP iktidarında elimizden alınan politik-toplumsal tüm yaşama dair kazanımlar, kurucu bilincin attığı temeller üzerinde kurulmuştur ve savunacağımız cephe, sadece söylemde değil, somut politik adımlarda da bir sancak gibi önde ve belirleyici olmalıdır.

Şunu da belirtmek isterim ki, çağdaş, bağımsız Cumhuriyet’i bina eden kurucu bilinç, insanlığın düşünsel evrimi içerisinde temellerini, adına bugün Batı Medeniyeti dediğimiz havuzdan almıştır. Lakin, sanılmamalıdır ki, günümüz itibariyle kazanımlarımıza destek ve kaynak bulabileceğimiz yer Avrupa’dır. Nihayetinde bizler, Batı Medeniyeti’nin diğer yüzü olan yayılmacılığa karşıt durarak bağımsızlığını kazanmış bu cumhuriyetin nesilleriyiz. Teslimiyetçi ümmet anlayışını yıkmış, toprağında ulus bilinci kurmuş düşüncenin tohumuyuz. Bizimle birebir anlaşmayan insanlarla, hür ülke çatısı altında varacağımız ortak payda da işte bu olmalıdır.

Büyükşehirlerde fakirliğe hapsedilmiş milyonlardan çevre katliamlarına, cinsiyete dayalı ayrımcılıktan Gazi Meclis’in bağımsızlığına, bayrağımızdan ordumuza, kazandığımız paradan anamızdan öğrendiğimiz dilimize, anayasal-devrimsel haklarımıza kadar tüm kazanımlarımız Türk Devrimi ve Cumhuriyet’in varlığı dahilinde ve bilinci içerisinde bir bütün olarak korunmalı ve sahiplenilmelidir. Kurtuluş Savaşı ile birlikte cereyan eden Milli Demokratik Devrim, onlarca yıla yayılan bu karşı-devrim hareketine başka türlü direnemez. Ayağı yere basan ve kökenini bu toprakların gerçeklerinden alan politikalar üretmek ve utangaç, apolitik direnişçiliği bir yana bırakmak zorundayız. Neye itiraz ettiğimiz kadar, itiraz sebeplerimiz ve dayanak noktalarımız da önemlidir. Ancak ve ancak bir politik bilinç zinciri oluşturursak, her saldırıya karşı ortak kitlesel direniş yaratabiliriz.

Ülkedeki dağınık ve içten içe yenilgici/kabullenici muhalefet anlayışını ancak böyle böyle yıkabilir ve ortaya, herkese umut ve odaklanma sağlayan bir bilinçsel yön oluşturabiliriz. İşe, kendinizden başlayın. Kendi söylemi olmayan, kof itirazcı muhalefet bizi bir yere götürmeyecek.

Hayır.

Kutay Çiçekçiler

 

CEVAP VER