Gün Mücadele Günü – Furkan Kaymakçı

0
1661

Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün cumhuriyeti emanet ettiği gençlere hitabesindeki bu sözler günümüzde memleketin içinde bulunduğu durumun bir aynası niteliğindedir. Bugün memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunup, şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit ediyor. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş vaziyettedir.

Memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmemiş olabilir ama bugün Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kapsamlı ve büyük saldırısıyla karşı karşıyadır. Geçtiğimiz yılların hemen hemen her gününü bu saldırının şiddetini artırmasını ve ülkenin bütün kurumlarını, aydınlarını, ilerici birikimini ve toplumsal değerlerini bir bir yıpratmasını ya da yok etmesini izleyerek, izlemek zorunda bırakılarak geçirdik.

Türk solu bugün bu saldırı tarafından yıpratılmış, zarar görmüştür. Uğur Mumcu, sol için “Türkiye solu, Kuvayı Milliye ruhundan yola çıkmalıdır. Dünyadaki çağdaş gelişmeleri, dünyayı bugünkü uygarlık aşamasına getirmiş düşün kaynaklarını inceleriz, bundan sonuçlar çıkarırız; ama Ulusal Kurtuluş savaşımızı da hareket noktası sayarız. Özetlersek: Bir çağdaş sosyalist kültür, artı ulusal kültürümüz, Kurtuluş Savaşı’nın anti-emperyalist ruhu. ” diyor. Bugün solun içinde olduğu durum düşünüldüğünde başlıca sorunlardan birisinin Ulusal Kurtuluş savaşı yahut Atatürk ile ilgili tutum ve davranışların olduğu görülüyor. Attilâ İlhan bu konuyla ilgili: “Neresinden bakılsa, ‘Sosyalist sol’, Türkiye’de Gazi Mustafa Kemal’e sahip çıkmıştır; yo, hayır! ‘Edebiyat’tan konuşmuyorum, ne Nâzım’ın Kuva-yı Milliye Destanı, ne Dinamo’nun Kutsal İsyan’ı söz konusu; altını çizdiğim düzey, ideolojik düzey! Bunda elbet, 20’li yıllardaki Komintern desteğinin etkisi var ama, o olmasa da, Gazi de, va’zettiği Müdafaa-i Hukuk Doktrini de, Türk sosyalistlerinin ‘dünyasında’, muteber bir yer sahibidir. ‘68 Kuşağı’na gelinceye kadar, ‘Sosyalist sol’ Türkiye’de savunmuştur, ona arka çıkmıştır; ancak 70’li yılların ilk yarısından sonradır ki, sosyalistler arasında Gazi’ye karşı çıkmak, onu ‘karalamak’ yaygınlaştı; daha sonraları, ‘Kemalist olmadığını’ açıklamak, ‘devrimciliğin’ şartı bile sayılmamış mıydı, hatırlayınız. Bu ‘vahim’ yanlış, galiba iki ‘veçheli’ tek bir sebebe dayanıyor: Gazi Mustafa Kemal ile ‘ara rejim’lerin ‘paşaları’nı karıştırıyorlar; ‘Kemalist’ cumhuriyet ile de, ‘ara rejimIeri’; bu da besbelli, Kemalizm’in ‘Marksist tahlilini’ Türkiye’nin kendine özgü koşulları içerisinde, objektif olarak yapamayıştan ileri geliyor.” tespitinde bulunmuştur. Öyle ki, 68 Kuşağı’nın yaptığı “Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü” düşünülüp bugünkü Türkiye solu ile karşılaştırılmak istense Attilâ İlhan’ın söyledikleri daha iyi anlaşılacaktır.

Yine Uğur Mumcu sol ve Kemalizm üzerine şunları yazmıştır: “Kendisine devrimci diyen bir aydının Kemalizm’e karşı olması düşünülemez. Bu, olsa olsa günlük devrim kavgasından kaçan korkakların kendi kendilerine buldukları bir sığınaktır. Böylece, toplum içinde en ileri kendileri görünecekler ve fakat devrimci kavganın hiç bir atılımında bulunmayacaklar! Bunlar gizlenen bir sağcılık akımının içindedirler. Atatürk’e karşı Osmanlı hayranlığı, Ulusal Kurtuluş Savaşı’na karşı Çerkez Ethem taraftarlığının adı solculuk olamaz. Hiçbir bilimin verisi, hapishane anılarıyla karıştırılmış bir muhayyilenin tarih olarak sunulmasını gerçek olarak niteleyemez. Kemalist devrimin anlamına karşı çıkan bir devrimci, sadece bir bireycidir; toplumcu değildir, tarihçi değildir ve eylemsel anlamda devrimci de değildir. Sağcılığın en sinsi kesimi, kendilerini devrimci olarak tanıtıp Kemalizm’e saldıranlarca temsil edilmektedir. Türk halkının yaşama savaşına inananların yeri, işçilerle, köylülerle, devrimci gençlerle ve Kemalist aydınlarla yürütülen bağımsızlık savaşının cepheleridir. Artık meyhane devrimciliğinin modası geçmiştir! ” (Devrim, 3 Kasım 1970)

Bugün Cumhuriyet Halk Partisi de bu saldırı tarafından yıpratılmıştır. Objektif olarak incelediğimizde partinin kuruluş amaçlarından uzak siyaset yaptığını söyleyebiliriz. CHP yönetiminin bugünkü sosyal politikaları altı ok ve kuruluş ilkeleriyle çelişmekte ve tabanını kendinden uzaklaştırıp umutsuzluğa sevk etmektedir.

Fakat bunları düşünerek umutsuzluğa kapılmamalı, etrafımıza ümitsizlik aşılamamalıyız. Bilakis memleketin içinde bulunduğu durum bizi birbirimize kenetlenmeye, onun için uğraşıp didinmeye, mücadele etmeye zorluyor çünkü bizim başka vatanımız yok. Ne koşabileceğimiz bir sınır kapısı ne de Samsun’dan tekrar gelecek bir kurtarıcımız, bizim sadece vatanımız ve ona olan aşkımız var.

Gün vazgeçilecek, teslim olunacak gün değil. Gün korkulacak, tereddüt edilecek gün hiç değil. Bu memleketin vatansever evlatları “halka rağmen, halk için” mücadele etmeye devam edecek. Cumhuriyet için, aydınlanma için, kaybettiğimiz ilerici her birikim ve vatanımız için gün mücadele günü. Kaybettiklerimiz oldu, yitireceklerimiz olacak lakin and olsun ki; büyük kurtarıcının fikirlerinden ve onun hedef gösterdiği bilim yolundan sapmayacağız!

Cümlelerimi büyük kurtarıcının bizlere vasiyeti ve hatırlamamız gereken bir gerçekle bitiriyorum.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Furkan Kaymakçı

CEVAP VER