David Graeber’in Rojava’ya Olan Hürmeti – Phil Greaves

0
1056
Hem emperyalistler hem de kronik NATO amigosu “akademik anarşist” David Graeber ve ünlü kontenjanından solcu Charles Davis tarafından yönlendirilen, emperyalizme her daim sadık Batılı “Solcular,” Suriye Kürtlerini kendilerine mal etmeye ve İspanya İç Savaşı’nda ortaya çıkan olaylara oldukça benzer – hem “Solculara” ilişkin olarak algılanan propaganda açısından hem de emperyalistlere ilişkin somut durum açısından – bir vaziyeti Suriye için planlamaya çalışmaktadırlar. Bu süregelen aldatmacanın bir sonucu olarak, Suriye’yi emperyalist saldırıya karşı savunan kişiler, görünürde “gittikçe büyüyen demokratik Kürt özerkliğine” veya Kuzey Suriye’de liberteryen ve sözde anarşist bir ekolojik ütopya yaratıp “korkunç Esad rejiminin” (ya da oryantalist burjuva propagandanın dili dışında konuşabilen yetişkinlerin bildiği şekliyle Suriye Devleti ve genel olarak Suriye ulusunun) kıskaçlarından kurtulma savaşında “Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkına” engel olan kişiler olarak resmedilecektir.
Graeber ve şürekasının efsanevi fantezilerinin aksine çoğu komünist, ABD ordusu vasıtasıyla kazanılan bu sözde “özerkliğin” emperyalizmin himayesinde asla oluşamayacağının bütünüyle farkındadır. Bu özerklik zamanla gasp edilecek ve ABD imparatorluğunun Suriye’yi bölme yolundaki gerici hedeflerini desteklemek amacıyla ve hem irticanın hem de tüm bölgenin yavaş yavaş ABD’ye bağlı hale getirilmesinin sonuçlarını daha da şiddetlendirmek amacıyla kullanılacaktır.
Tıpkı oportunistlerin ve anarşistlerin İspanya’daki iç savaşın maddi-tarihsel uluslararası özelliklerini yanlış anlayıp kendi ütopyalarının peşinden koşmalarında ve Franco faşizmine karşı oluşturulan ortak cephe ve cumhuriyetten kopmayı seçmelerinde olduğu gibi, onlar da Kürtlere giden emperyalist “yardımın” yaratacağı kaçınılmaz emperyalist tahakkümü ve Suriye’nin bölünmesini destekleyerek, ulusların – Suriye ulusunun ve etnisiteden bağımsız olarak tüm Suriye halklarının – kendi kaderlerini tayin hakkına karşı çıkmış oldular. “Batılı “Sol” oportünistler ve kendini pek de iyi gizleyemeyen sosyal şovenler, “haklı bir davaya” olan öngörüsüz destekleriyle bir kez daha irticaya giden yolu desteklemektedirler.
Tabii ki insanlar (ABD imparatorluğundan) “kirli yardım” almaya çalışan ezilen tarafla “empati” yapabilirler fakat bir komünistin görevi, bu “kirli yardımın” özünde gerici olduğunu, yani hem onu elde etmek için çabalamaya zorlanan ezilen tarafın hem de genel olarak bölgedeki işçi sınıfının ve ezilen halkların çıkarına ters olduğunu göstermektir. ABD imparatorluğu, kendisinin daha büyük çıkarlarına hizmet etmediği sürece (ki bu da her noktada yalnızca gericidir) en ufak ilerici hareketi dahi asla desteklememiştir.
“Solcular” şu türküyü tutturabilir: Suriye’deki Kürt davası, Suriyeli Arap yönetici sınıftan şüpheye yer bırakmayacak derecede gördükleri tarihsel zulme dayanmaktadır ve dolayısıyla Kürtlerin “kirli ABD yardımı elde etme isteği,” hayali ütopik bir geleceğe ulaşmak adına desteklenmelidir; fakat bu yalnızca olaylara tek yönden bakan bir budalanın görüşü olabilir. Bir komünist hiçbir koşulda ezilen İrlandalıların İngiliz yönetici sınıfının boyunduruğundan kurtulmak için Nazilerden askeri ya da politik “yardım” – ve dolayısıyla eşit derecede Nazi tahakkümü – almasını, denize düşmemek için yılana sarılmasını savunur muydu?
ABD imparatorluğu tarafından verilen “yardım” üzerinde PYD hiçbir politik yetkiye sahip olmayacak ve tıpkı NATO/İsrail’e bağlı Barzani grubu tarafından yönetilen Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer bir şekilde, böyle bir yardım almanın sonucu olarak ABD imparatorluğunun emrine girmek durumunda kalacaktır. Yine ABD, PYD’ye ve onun askeri kanadı olan YPG’ye yalnızca ABD imparatorluğunun çıkarlarına hizmet ettiği sürece (emperyalist “sol” David Graeber’den gelen fanatik desteğin nedeni budur) yardım edecektir ki bu çıkarlar özünde tüm bölgenin, özellikle de Kürt nüfusunun büyük çoğunluğunun çıkarlarına aykırıdır. Suriye’deki ABD çıkarları, Suriye devletinin, emperyalist tahakkümü (Batı/İsrail) engelleyemeyecek durumda olan, birbirine düşman etnik-mezhepsel “küçük devletlere” bölünmesi yönündedir. Bu yol, Suriye’deki ve bölgedeki işçi sınıfı şöyle dursun, Kürt işçi sınıfının kurtuluşuna bile çıkmamaktadır. Bu yol daha çok, nüfusun büyük çoğunluğunun köleleştirilmesi pahasına – Irak’taki Barzani grubunda görüldüğü üzere – Kürt burjuva unsurlarının küçük bir azınlığının “özgürlüğüne” (emperyalist himayesine) çıkmaktadır. “Rejim yönetimindeki” hayatın daha iyi olmadığı savunulabilir fakat bu tüm gerçeklerle zıt düşen tarih dışı ve kör bir varsayımdır. “Rejim yönetimi altında” hayat Suriye’deki Kürt azınlık için baskıcı olmuş olabilir fakat bunun bölgedeki en kötü durum olduğu, hele de ABD’ye bağımlı rejimler altında yaşayan azınlıkların gördüğü baskıyla karşılaştırılabilir olduğu hiçbir şekilde iddia edilemez.
O halde sevgili “solcularımız,” Suriye ordusuyla ara ara yaşanan sürtüşmelere, PYD içerisindeki Esad karşıtı unsurlara ve tüm Suriyeli Kürt topluluğunun tek sözcüsü olarak PYD’yi dışardan kendi doğrultusuna sokmayı amaçlayan kişilere odaklanarak bir kez daha kendilerini, faşist ABD imparatorluğuyla ittifak kurma ve ondan yardım almaya çalışma hatasını yapan Suriyeli Kürt topluluğunun bazı kesimlerini kendine mal ederken bulmuş oluyorlar (Ayrıca bu noktada şu da belirtilmeli ki gelecekte izleyeceği yol ve sürekli değişen ittifaklar konusunda PYD’nin kendisi de bölünmüş durumdadır ve Suriye ordusuyla ve Ulusal Savunma Kuvvetleri’nin yerel milisleriyle ara sıra çatışmalara girilse ve “Esad’ın faşist kuvvetleri” gibi saldırgan suçlamalarda bulunulsa bile, Suriye Baas’ı ile PKK/PYD önderliği arasındaki tarihsel bağlar şöyle dursun, sahada farklı noktalarda somut yerel ittifaklar vardır). Graeber ve şürekası, şu anda büyük bir emperyalist saldırı altında olan ve her yönden gelen gericilik tehdidiyle karşı karşıya olan Suriye ulusunun bölünmesine ve zayıflamasına insanları aldatan bir biçimde katkıda bulunmaktadır. Dahası, Kürtlerin ABD imparatorluğuna boyun eğmelerini, bir saldırı savaşında onun oyuncağına dönüşmelerini ve Suriye ordusuna ve devletine karşı vekil tayin ettiği infazcılar olmalarını; PYD’ninse, onlarca yıldır Kürt topluluğunun gördüğü zulümde önemli rol oynamış bir imparatorluğa boyun eğmesini savunmaktadırlar.
ABD imparatorluğunun basit bir şekilde Suriye Kürtlerinin politik özerklik arayışına yardım etmeye çalışmadığını vurgulamak oldukça önemlidir; ayaklanma boyunca ABD ve ortakları, Kürtler ve Suriye devleti arasında daha fazla yarılmaya neden olmak amacıyla ve ABD/Türk kontraları için bir hat işlevi görmesi açısından “IŞİD” ve ona bağlı grupları PYD’ye karşı bir baskı aracı olarak kullanmıştır. PYD’nin Suriye Ulusal Koalisyonu’nda emperyalizmin kuklalarından kopup 2012 yılında Suriye devletine karşı yürütülen projenin bir parçası olmayı reddetmesinden bu yana Kürt topluluklarına alçakça saldıranlar bu “isyancı” kontralar olmuştur – tabii ne tesadüftür ki o dönemde David Graeber ve şürekası, herhangi bir türden Kürt öz-yönetimine tamamıyla karşı olan aynı “ılımlı” şoven tekfircileri övmekteydi. ABD ve Türkiye, PYD’ye gidecek yardımın katı şartlara tabi olacağı konusunda oldukça net olmuştur ki en önemli şart, PYD’nin tarafsız duruşunu – ve dolayısıyla da Bookchin’in liberteryen anarşist eko-ütopyasını – terk etmesi ve Suriye ordusuna karşı bu “isyancılarla” birleşmesiydi.
“Sol” emperyalistler, ABD sanki Suriye Kürtlerinin bu metafiziksel “demokratik liberteryen özerklik” isteğini “desteklemeye” razıymış gibi yaparken (ya da mevcut koşullarda bu bunun tatbiki ufacık da olsa mümkünmüş gibi yaparken), ABD imparatorluğunun Kürt işbirlikçileri, Suriye ulusunun geriye dönülmez bir şekilde bölünüp parçalara ayrılmasında ve böylece tüm bölgenin ve bölge halklarının Batı-İsrail menşeli emperyalist faşizme direnme becerisinin daha da zayıflatılmasında PYD’yi bir araç olarak kullanmak amacıyla, örgütü emperyalizmle ittifaka girme konusunda zorlamaya ve baskı altına almaya çalışmaktadır.
Suriye Kürtlerinin faşist Amerikan imparatorluğunun tahakkümü altına girmesini savunan Batılı “solcular,” Kürt ilericiliğini veya “kendi kaderini tayin hakkını” değil, Kürt ilerlemesi kılığına girmiş emperyalist gericiliği desteklemektedir. Ve tıpkı Barzani’nin Irak’taki ABD ve İsrail emperyalizminin kukla Kürt petrol devletini oluşturan yarılmanın oluşumuna yardım etme hatasına düşmüş olması gibi, şu anda bu eylem planıyla ve gerici ittifaklarla ayartılan Kürtlerin de seçimlerinde hata yapmış olduklarını hatırlatmak yönündeki talihsiz ama gerekli sorumluluk yine komünistlere düşmektedir.
ABD imparatorluğundan bu şekilde “yardım” almaya çalışmanın gerici ve tehlikeli bir politika biçimi olduğu ve ezilen Kürtler de dâhil olmak üzere Suriye halkının daha fazla yoksullaşmasına ve baskı altına alınmasına yol açacağı konusunda PYD’yi ve destekçilerini uyarmak bir komünistin (bizler “kendi seçilmiş yerlilerini” destekleme görüntüsü altında kendi emperyalist burjuvazisine tavizler veren kültürsüz şovenler değil enternasyonalistler olduğumuzdan, burada herhangi bir ulusun komünistinden bahsediyoruz) görevidir. Komünistler, Arap yönetici sınıflarının içindeki şoven unsurları ve onların Kürt nüfusuna yönelik baskısını eleştirip buna karşı çıkarken bir yandan da bu antagonizmanın tarihsel köklerini teşhis etmeli ve emperyalist faşizme karşı birleşik bir Suriye cephesine omuz vermelidir. Mesele, emperyalist faşizmin içinde bulunduğu dönemde, üretim biçimleri altında yürüyen sınıf mücadelesinin bütünlüğü içerisinde, bu iki eğilim arasında ayrım yapmak ve her iki konuda da, küresel olarak işçi sınıfının ve ezilen halkların çıkarlarını geliştirecek ilkeli bir mevzi belirlemektir.

 

Phil Greaves

Çeviri: Can Ali Çetin

CEVAP VER