Çanakkale ve Mustafa Kemal – Yakup Kadri Karaosmanoğlu

0
1464
Ama, günün birinde, Çanakkale müdafaasının yankıları kulaklarımıza gelmeye başlayınca her şey değişiverdi. Destani unsur, baştan başa harp yangınıyle tutuşmuş yurdun, yalnız bu noktasından yıkılışta gibiydi. Bu, bıçak kemiğe en çok orada dayanmış olduğu için mi böyle olmuştu? Bütün milliyetçiliğimize rağmen, Tanzimatçı babalarımızdan kalma bir bâtıl fikirle hâlâ vatanı yalnız İstanbul’dan ibaret telâkki ettiğimiz için midir ki, savaşın en ziyade bu safhasına ehemmiyet vermekte idik?
İşte, kırk ikilik düşman toplarının sesleri evlerimizin içine kadar gelmeye başladı. İşte, bazen çocuklarıyle Adalara gezmeye çıkan aileler şirket vapurlarının güvertesinden denizaltıların ayna pırıltılarını görür oldular ve herkes biliyor ki düşman akla durgunluk verecek derecede kudretlidir. En büyükten en küçüğe kadar herkes biliyor ki, bütün Türk donanması ingilizin bir tek zırhlısına karşı koyamaz ve zorlanan Boğazlar her türlü modern müdafaa teçhizatından mahrumdur. Asker, Sarıkamış’ta, Filistin’de, Bağdat’ta bozgun veren askerdir. Teşkilât, gene o bozuk düzen, gene o anarşik ve iptidaî teşkilâttır. Fakat, beş on siniri bozuk insandan başka hiç kimse korkmuyor. Bellibaşlı bazı şahsiyetlerin aileleriyle beraber Anadolu’ya kaçtıkları söyleniyor; hükümetin kıymetli hazine eşyasını Konya’ya naklettiği fısıldanıyor. Hattâ bugün yarın padişahın bile o vilâyet merkezine sıvışacağı haberleri dolaşıyor.
Fakat, gene hiç kimse korkmuyor. İşte adalarla Kadıköy kıyılarına siperler kazıldı. İşte, birçok gizli noktalara toplar konuldu. Demek ki, düşmanın Boğazlardan geçmesi imkânı çoğalıyor. İş başında bulunanlar ise imalı bir tebessümle sırıtarak: “Her şey muhtemeldir” diyor ve kaçıp gitmek isteyenlere “kalınız! diyen yoktur. Buna rağmen, yüreklerdeki bu acayip, bu delice emniyet nereden geliyor? Halk, sanki, devletin bilmediği bir sırra ermiş gibidir. Halk emin ve mutmaindir.* Halk, binbir tehlike ile dolu Marmara’nın ufuklarına bir yeni sabahın doğmasını bekler gibi bakıyor. Neydi? Ona gaipten bir şey mi malûm olmuştu?
Evet, halk; bizim bilmediğimiz bir sırra ermişti; evet, ona gaipten bir şey malûm olmuştu. Şu kupkuru resmî tebliğleri, şu gemli gazete ağızlarını; şu bize hep bir “nihaî” zaferden bahseden İttihat ve Terakki propagandacılarını bir yana bırakıp ona kulak verelim! İşte, bir şeyler mırıldanıyor. Milletin, bütün hayatî prensipler gibi, en canlı hikmetlerin kaynağı olan bağrından birtakım nidalar geliyor. Ne diyor? Bir rüya mı görüyor? En son haddine varan şu felâket sıtmasıyle mi sayıklıyor?
Yoksa insanlığın ilk çağlarında olduğu gibi yeni bir efsane mi yaratıyor? Zira, bunun ağzında, Çanakkale harbi âdeta bir “İlyada” destanı şeklini almaya başladı. Bunun içinde şimdiden birçok hamasî menkbeler“ ruhu bir deniz gibi çoşturan dinamizmasıyla birbirini takip etmekte ve muhayyilemizde, keskin profili, otuz ikilik topların fâsılalı ateşinde parlayıp sönen, sönüp parlayan bir genç kahramanın yalın endamı çizgilenmekte idi. Bu kahraman, bu genç kumandan -gene halkın söylediğine göre- yanında bir avuç süngülü askerle, yerden, gökten, denizden kopan sürekli bir gülle, kurşun ve şarapnel sağanağının ortasında durmadan ileriye doğru atılıyor ve kollarıyle kızgın boyunlarından yakalayıp denize yuvarlıyacakmış gibi düşmanın sıra sıra topları üstüne saldırıyordu. Bu insan, ateşte yanmıyordu. Vücuduna kurşun işlemiyordu ve zırhların attığı gülleler başının üstünden munisleşmiş yırtıcı kuşlar gibi geçip gidiyordu.
Kimdi bu acayip adam? Nereden peydah olmuştu? Adını hiçbir gazetede, hiç bir resmî tebliğde görmedik, okumadık. Fakat, halk onun adını da biliyordu: Mustafa Kemal! diyordu. Bir paşa mı? Bir miralay mı? Kimi bir paşa, kimi bir miralay olduğunu söylüyor. Zaten rütbesinin ne hükmü vardı? Böyle adama rütbe ne ilâve edebilirdi?
İşte, onun ismini, halkın arasında, böyle bir efsane atmosferinin içinden, ilk defa böyle işittimdi.

 

Yakup Kadri Karaosmanoğlu

 

Yakup Kadri, Monologlar

 

CEVAP VER