Kültüre Bakışa Sızan Emperyalizm Tehlikesi – Umut Erdoğan

0
823
“Uygarlık” ve “kültür” kavramlarının ayrışmasının gerekliliği, Batı’nın, Batı merkezli dünya anlayışının kavranması için önemli bir adımdır. Kültür ve uygarlığın “Batı’ya has olan”lar üzerinden tanımlanması, ilk antropolojik çalışmaların “uygar Batı’dan giden araştırmacıların”, “öteki” ile karşılaşması ve “medeni olmayan öteki”ni “barbar” olarak tanımlamaya başlamasıyla, uygarlık-dışında kalanın, medeniyet dışında kalanın Batı’nın dışında kalan olarak yaftalanması sonucunda kültür kavramına da bir müdahaleyi de doğurmuştur. Zira eğer, Batı’nın gözünden “uygar olmayan”, “kültür”den yoksun olarak da tanımlanmaya başlandığında, bu durumda karşımıza “kültürsüz” insan toplulukları çıkacaktı ki bu yanılgı, yaşayan her insan topluluğun kendi kültürel yapısı olduğu gerçeği inkarından başka hiçbir komik sonuç doğurmayacak olan, bilimsel bakıştan ve toplumbilimden hayli uzak, kopuk bir yere bizi fırlatacaktır. Öyle komik bir noktaya gelinir ki, beş çayı içmeyen her topluluğun kültür yoksunu ve barbar olduğunu iddia etmekten farksız olunur. Ancak bu başka cümleler ve başka kavramlarla daha akademik ya da daha edebi ya da daha siyasi ifadelerle yapılır ve hiçkimse bir önceki cümledeki gibi bir saçmalığı görmez.
Peki Batı’nın uygarlık ve kültür tanımları üzerinden yaptığı tanımları, kendi kültürel süreçlerini uygarlık ve kültür ölçütleri olarak dünyanın her bir noktası için idealize etmesini dünyanın geri kalan bir kısmı nasıl benimser hale gelebildi ve kendi toplumuna fark etmeden sırt çevirirken kendi kültürel kodlarını, kendi kültürel süreçlerini Batı’yla kıyaslayıp kendisini birden aşağı görür hale geldi?
Bu noktada emperyalizmin kültür üzerinden azimli ilerleyişi ve postmodernizmin bir proje olarak aklın karşısına bir duvar örercesine çıkarılması bir cevap olabilir.
Terry Eagleton, Kültür Yorumları (Ayrıntı Yayınları, 2011) adlı çalışmasında kültür savaşları kapsamında kültür ve uygarlığı siyaset bağlamında inceleyerek, ulus devletlerin oluşması ya da oluşamaması üzerinden kültürün birleştirici ve ayrıştırıcı unsurlarını değerlendiriyor. Bu noktada postmodernizmin ve kimlikçi politikaların da ısrarla üzerinde durduğunu belirtmekte fayda var. Çünkü; özellikle kültürün kapsadığı alan içerisinde kollektif bir tikellik barındırması bakımından bir yandan tikellikleri öne çıkarırken öte yandan evrensel bir boyutları varmışçasına öne çıkardığı bu kimliklerin her birine görevler yükleyerek onları aslında yeniden tikelliklerinden uzaklaştırdığını vurguluyor. Buradan ulus devletlerin parçalanma ya da oluşma süreçlerinin de benzer bir evre geçirdiklerini düşünebilirsiniz; bir ulusun devletleşebilmesi için ihtiyaç duyduğu şeylerin neler olduğunu düşünün. Akla mutlaka gelmesi gerekenleri kapsayacak olan çatı, kültürün çatısı altında birleşecektir. Buna denk düşecek olan anahtar kavram bu noktada “uygarlık” değil, “kültür”dür. Kültür, bir ulusu bir arada tutar. Ulus-devletin temelinin kültür olduğu vurgusunu Eagleton da kültürün ulus devlet için önemini öyle vurguluyor ki, kültürün ulus devlet için bir koruma sağladığını da belirtiyor. Ancak, bu kültürün karşısında beliren kapitalizm tehlikesine ve doğal olarak emperyalizm tehlikesine de değiniyor. Üstelik, kapitalizmin krizleri ardından kendisine büyüyecek gittikçe daha geniş bir alan bulan postmodernizm tehlikesi karşısında kültürün içine düştüğü tehlikeye de dikkat çekiyor.
Postmodernizmi “insanları temelsiz ve değersiz bırakmak” konusunda azimli bulan Eagleton, küstah ve açıkgözlü olarak tanımladığı postmodernizmin, kültürel idealizme olan karşı duruşu karşında insanları benliklerinin özgürlüğünden kendi iradeleri ile adeta vazgeçmeye zorlayan bir kültürel zorlamayı onlara dayattığını vurguluyor. Böylece, başta da bahsettiğimiz gibi Batı’nın bakışını kendi bakışı gibi benimsemekten çekinmeyen, fark etmeden içselleştiren ve “öteki” olarak konumlandırıldığı tüm bakışları “uygar ve kültürlü/medeni olan Batı”nın gözünden görüldüğü için doğru kabul eden “Batılı olmayanlar” haline geliverdiğini kimse fark etmeyebiliyor. Eagleton’ın uyarmaya çalıştığı temelsizlik, postmodernizmin, kesinlikle ayrı tutulamayacağı kapitalizm ve beraberinde gezdirdiği emperyalist açgözlülüğün içimize dek sinmesine karşı gözümüzü dört açmamız.
Umut Erdoğan

CEVAP VER