Ulus Devlet Karşısında Bir Proje Olarak Postmodernizm – Umut Erdoğan

0
1228

Modernizmin karşısında, nesnel bilimin, aklın ve akılcığın karşısına kapitalizm krizlerini aşması yönünde bir can kurtaran gibi çıkan ya da çıkartılan postmodernizm, aydınlanmanın tüm değerlerini elinin tersiyle itmekten ve yerine bir şey söylememekten öteye gidemeyişinden başka hiçbir şey söylememesine rağmen modernizmin kazanımlarına bir tehdit haline nasıl gelebildi?

Büyük anlatılara olan düşmanca tavırları karşısında bir yandan bireyci ve kimlikçi politikaların oluşması için zemin hazırlamaktan geri durmayan postmodern düşünürler, öte yandan üst anlatılara olan tavırlarını aslında “üst” olan her çerçeve için de genellenebilir hale getiriyor diyebiliriz. Zira bir yandan özneye vurgu yaparken bir yandan öznenin çaresizliğini dile getirirken, çaresizliğinin üstünde, o sınırı çizen hatta postmodernizmin biraz ilerisindeki nihilizme yolu çıkarabilecek olan şeyin de bir “üst”” olduğunu görmezden geliyor. Buna rağmen çelişkili ve işlevsiz postmodernizmin işlevi (!), kendisini yanında gezindiği kapitalizm ve emperyalizm ile beraberken gösteriyor.

Bir maharetmiş gibi “öznenin ölümü”nü coşkuyla ifade etmekten geri durmayan postmodern düşünürler ve peşine takılmaktan geri durmayanların çıktığı tanımlanmayan noktadan bakınca ulus devlet, bir anlam ifade etmeyen hatta yadırganması ve yok sayılması gereken bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Zira tüm anlamların anlamsızlığını vurgulamak postmodernizm için yer yer “kriz” olsa da çıkış yolu sunmaktan geri durdukları andan itibaren sanki işlerine gelen bir projenin parçası gibi duruyor. Özneyi yok etmenin ulus devlet bağlamındaki zaferine böylesine benimsenmesi, akıl yoluyla devletin korunması vurgusunun olduğu Kantçı devlet anlayışının sadece sınırlar çizdiği iddiasının karşısına bunun bir aldatmaca olduğunu iddia eden postmodern bakışın getirilmesinin kabulünün önünü açıyor. Böylece kimlikçiliğin ve “sınırlar” vurgusunu üzerinden tanımı hala bir çocuğun tanımından öteye gidemeyen “özgürlük” tanımı üzerinden pazarlanan özgürlük aldatmacası üzerinden sunuluyor: Meşruluğun her daim sorgulanabilir hale gelmesinin bir özgürlük gibi gösterildiği yeni, çarpık bir anlayışa nedense “anlam krizi” dışında bakılarak “anlamına dair bir sorgu” ihtiyacı gözetilmeksizin sarılınabiliniyor! Bu sayede sonu getirilen devletin bütünlüğüne karşı birleşme noktasında, gelişmiş kapitalizmin emperyalist aşaması kendisine postmodernizm eliyle yeni işgal alanları açarak “özgürlükler” üzerinden ve müdahalesiyle yıktığı anlamlar, boşalttığı kavramlar ve nedense aslında postmodernizm ile yok saydığı “özneler”inin “bireyci” talepleri ile ilerliyor.

Emperyalist kültürel hegemonyanın kendisini yaymasında ve yeniden üretmesinde, çok-uluslu kapitalist şirketlerin gelişen pazarlar ve bu pazarların sızmakta zorluk çekmediği yeni coğrafyaların kendilerine sağladığı mekansal kolaylığın altını çizmek gerek. Sermaye ve gelişen iletişim ağlarıyla beraber dünyanın her yerine sinmekte zerre güçlük çekmeyen postmodern anlayışı, dahil olduğu coğrafyanın değerlerine müdahale ederken bölüp parçalamanın bir yandan bireysel bir yandan da kitlesel çözümlerini bulmakta aslında hiç de zorluk yaşamayan bir bilgi bünyesine sahip gibi duruyor. Akıl ve akılcılığın getirdiği çözümlere karşı bir duruşu böylesine radikal biçimde reddeden bir anlayışın bir yandan bu denli kitlesel bir yansımasının olması ve yayılmakta güçlük çekmemesinin içinde barındırdığı çelişkiyi görmemek mümkün mü?

Önemli olan antiemperyalizmin bıkmadan, usanmadan küresel – kapitalizm karşısında öznesinin yeniden inşası için alan açabilecek kadar kendi ulusal bütünlüğünü muhafaza edebilmesidir. Bu noktada ulusal kültür, ulusal sermaye, ulusal birlik, ortak tarih bilinci gibi unsurlar ve doğal olarak daha fazlası inşa ya da karşı durma için hatırlanması ve sahip çıkılması gerekenler arasında.a Özneye sürekli yokluğunu hatırlatıp yokluğu üzerinden kendisine yer açmaya çalışan postmodernizm projesi, yıktığının yerine yerleştirdiği emperyalist değerler ile yeniden kurgulayacağı her şey için karşısındakinin umudunu kırmaya bu yüzden heveslidir. Tam da bu yüzden ölmemeyi ve yaşar halde olduğunu, kendisini yok sayanın ya da kendisine yok olduğunu anlatmaya çalışanın aslında bir kurgu olduğunu özneye, ulusa, ulus devlete hatırlatmak önemli.

Umut Erdoğan

CEVAP VER