Kemalizmi İyi Anlamak Gerek – Doğan Avcıoğlu

0
5672
30 Haziran 1967’de 222. sayısı ile Yön Dergisi’nin yayın hayatına veda etmesinin ardından Avcıoğlu 21 Ekim 1969’da yayınlanan ilk sayısı ile Devrim Dergisi’ni çıkartmaya başladı. Derginin logosunun altında Mustafa Kemal’in “İdare-i maslahatçılar esaslı devrim yapamazlar.” sözü yazılıydı. Yön’den Devrim’e geçişi şöyle ifade ediyordu: “Yön arayıştı; şimdi yönün ne olduğu bellidir; devrim”.
Bu dönemde Devrim Dergisi’ne ve Avcıoğlu’na yönelik cuntacılık suçlamaları arttı. O ise kendisini şu şekilde savunuyordu: “Halktan kopuk cunta yönetimleri defalarca yazdığımız üzere, çözüm yolu değildir. Türkiye’yi ancak ve ancak, demokratik bir halk iktidarı kurtarabilir.” (Devrim, sayı 43, 11 Ağustos 1970),
“Günümüzün koşullarında bir kurtuluş sıçraması, ancak örgütlü ve bilinçli halk kitleleri eliyle gerçekleştirilebilir.” (Devrim, sayı 71, 2 Mart 1971).

 

“Kemalizmi İyi Anlamak Gerek”
Atatürkçü bildiğimiz bazı çevrelerden dahi gelen bir eleştiri var: Neden hâlâ Kemalizm? Kemalizm bugünkü sorunlarımızı cevaplandırmaya yeter mi? Kemalizm geride kalmadı mı? DEVRİM gazetesi, neden hâlâ ‘Kemalist Devrim’de ısrar eder?
Türkiye, politik bağımsızlığını ekonomik bağımsızlık temeline oturtarak, tam bağımsızlığını gerçekleştirmiş, feodalizmin ülke çapında alt ve üst yapılardaki etkilerini kesinlikle silmiş, geniş kitleleri ekonomik özgürlüklerine kavuşturmuş ve kalkınmasını tamamlamış bulunsaydı, bu eleştiriler bir ölçüde geçerli sayılabilirdi; Kemalist Devrim’in amaçlarına eriştiği ileri sürülebilirdi. Oysa bağımsız, kalkınmış, uygar ve gerçekten demokratik bir Türkiye, dün olduğu gibi bugün de bütün halkçı ve ulusçu güçlerin ortak özlemini teşkil etmektedir. Kemalizm, bu ortak özlemin ifadesidir. O halde Kemalist Devrim daha tamamlanmış değildir. Devrimcilerin baş görevi, ulusçu ve halkçı güçlerin bu ortak özlemini bir an önce hayata geçirmeye çalışmak olmalıdır.
Kemalizm, her şeyden önce bazılarının ‘Batılılaşma’ adını verdikleri Tanzimat’la birlikte başlayan uydulaşma ve sömürgeleşme sürecine karşı milliyetçi bir tepkidir. Bu tepki, daha Namık Kemal günlerinde ‘Avrupa neden üstün? Türkiye Avrupa gibi üstün duruma nasıl gelebilir?’ sorusuna cevap arama biçiminde ortaya çıkmıştır. Namık Kemaller, Ziya Gökalpler gibi vatansever düşünürler, bu soruyu cevaplandırmaya çalışmışlardır. Namık Kemal, ’Kurtuluş Yolu’ olarak, ‘İçerde şeriat düzeninden ayrılmayalım. Avrupa’nın demiryolunu, buhar makinesini alalım’ görüşünü ileri sürmüştür. Ziya Gökalp, ‘Harsa bağlı kalma, medeniyeti ithal etme’ formülüyle bu düşünceyi geliştirmiştir. Fakat her iki milliyetçi düşünürde de, emperyalizmin boyunduruğu altında açık pazar haline getirilmiş bir ülkede, medeniyet ithalinin nasıl mümkün olacağı hususunda açık bir fikir yoktur. Emperyalizm, sömürgeleştirdiği bir ülkenin medeniyet ithaline, yani sanayileşmesine ve kalkınmasına elbette müsade etmeyecektir. Medeniyeti getirebilmek için her şeyden önce, emperyalizmin boyunduruğundan kurtulmak gereklidir. Bugün için de geçerli olan bu gerçek, ilk kez Atatürk tarafından tam bağımsızlık ilkesiyle ortaya atılmıştır. Tam bağımsızlık, duygusal bir milliyetçi talep değil, kalkınmanın ve çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmanın vageçilmez ön şartıdır.
Peki, bağımsızlık elde edilince kalkınma nasıl gerçekleştirilecektir? Alt ve üst yapısıyla feodal olan bir düzen üzerine, buhar makinesi ve lokomotifiyle medeniyeti ithal edip yerleştirmek mümkün müdür? Namık Kemal ve Ziya Gökalp, bunun mümkün olabileceğini düşünmüşlerdir. İlk kez Atatürk, ‘Feodal yapı üzerine sanayi uygarlığı aşılanmaz. Uygarlığa giden yol, içerde düzen değişikliğini gerektirir’ tezini açıkça ortaya koymuştur.
Kısa bir sürede uygarlığa ulaşmak isteyen bir ülke, gerekli düzen değişikliğini nasıl sağlayacaktır?.. Devrimle.
İşte Kemalist tez, kısaca bundan ibarettir: ‘Bağımsızlık içinde, devrim yoluyla düzen değişikliğini gerçekleştirmek ve kısa sürede çağdaş uygarlığa ulaşmak.’ Ne var ki, üst yapıda esaslı değişiklikler yapılmakla birlikte, devrim altyapıya indirilmemiştir. Feodalizmi bütün kalıntılarıyla kökünden tasfiye edecek toprak devrimi başarılamamıştır. Bu başarısızlığın nedeni, kişilerde değil, tarihsel şartlarda aranmalıdır. Kurtuluş Savaşımızın, devrimcileri, feodal ve yarı feodal unsurlarla işbirliğine zorlayan şartları, altyapı devrimlerinin başarılmasını önlemiştir. Atatürk’ün devrimleri gerçekleştirme amacı olarak kurduğu parti, halkın değil, eşrafın partisi haline gelmiştir. Devrimci olması gereken parti, bu yüzden kısa sürede tutucu nitelik kazanmıştır. Ama devrimcilerin bütün zorlamalarına rağmen, altyapı devrimlerinin başarılamayışı, Kemalist tezin doğru ve bugün için de geçerli olduğu gerçeğini değiştirmez.
Günümüzde çağdaş uygarlığa, halkın ve bütün ulusçu güçlerin elele verecekleri tam bağımsızlık ve düzen değişikliği mücadelesiyle ulaşılacaktır. Bu da, yarıda kalan Kemalist Devrim’in günümüz şartlarında sürdürülmesinden başka birşey değildir. Kemalist Devrim bitmemiştir, devam etmektedir.
Doğan Avcıoğlu
Devrim, Sayı 4. 11 Kasım 1969

CEVAP VER