23 Nisan – Yahya Kemal Beyatlı

0
1637
Dört sene evvel o feci ilkbaharda o Mart ve Nisanın üzüntüsü bitmeyen kara günlerinde, vatanın kat’î hâtimesi yani Sevres Muâhedesi tahakkuk ederken, İstanbul baskınına uğrayanların bir kısmı Malta’ya giderken ve bir kısmı düşman dîvan-î harblerinde inilderken ve bir kısmı Anadolu yollarına düşerken Osmanlı saltanatı ile Yunan krallığının müttefik orduları taksim kararlarını imzâ ettirmek için Ankara’da hâlâ Türk milletinin istiklâlini isteyen Mustafa Kemal Paşa’nın etrâfına toplanmış bir zümrenin üzerine atılmağa hazırlanırken, hâsılı Türklüğün kıyâmeti koparken, şehid düşmüş bir Türk, gözlerini hayâta bir daha açsa, vatanın bugünkü harîtasına baksa, dört seneden beri geçirilen mâcerâları dinlese, Meclis’in açıldığı 23 Nisan gününden bu son 3 Mart gününe kadar kat’edilen yolu görse mebhût olurdu.
Evet şimdi sene beş ! Bu geride bıraktığımız dört sene içinde dört yüz sene yürüdü.
Biz, içinde bulunduğumuz için bu devrin doluluğunu hissedemiyoruz. Lâkin çocuklarımız bu dört senenin muazzam destanını hayrâni ile dinleyecekler. Yeni istiklâlin başlangıcı saydığımız 23 Nisan’da Türkler, Osman Gaazî’ye istiklâl alâmeti olarak davul ve bayrak geldiği günlerde olduğu gibi mes’ûd değildiler. Yeni istiklâl, bir vâlide, çocuğunu nasıl ağrılar ve acılar içinde doğurursa, ana vatanın ortasında öyle doğdu. Vatan, dışından ve içinden düşman ayakları altında idi. Osman Gaazî’nin aşîretinden iki yüz sene içinde cihangîrâne bir devlet çıktığını mûcize addedenler Ankara’nın muzdarip bağrından dört sene içinde yeni bir devletin çıkmasını nasıl telâkkî ederler, hem de bu istiklâl hangi devlerle güleşti.
Millî tekevvünün her tarafından sarf-ı nazar, yalnız vatan, bugünkü vatan baştan başa 23 Nisan’da yeni devletin temelini atanların eseridir.
Büyük Millet Meclisi’nin açılacağı binânın üzerinde bile Fransız bayrağı sallanıyor ve içinde işgal müfrezeleri karargâh kurmuş oturuyorlardı! Sâhil ve dâhil bütün şehirlerimiz ve ovalarımız inkısâmın bin türlü cilvesiyle, ya ayrılmış veyahût da ayrılmak üzereydi. Cumhûriyet’in nüvesi olan kuvvet iki senede bütün bu yurtları birer birer kurtardı, bugünkü vatanı yoktan vâr etti. Bugünü vatan mirâs bırakılmış bir kişver değil, Cumhûriyet’in bizzat fethettiği bir ülkedir. 23 Nisan günü en duygulu bir günümüz olduğu için bir noktayı hatırlatmak isteriz.
Nice milletler istiklâllerini kaybederler. Benî İsraîl gibi asırlarca onun hasretini çekerler, sonra uyanırlar, tekrar kan dökerler ve kazanırlar. Türklüğün tâ Asya içerilerinden beri hür ve müstakil yaşamak mîzâcını gösterir bir darb-ı meseli vardı. Türkler istiklâllerini kaybetmek tehlikesinde kalırlarsa asîl bir isyanla “Ya devlet başa ya kuzgun leşe!” derlerdi. Bükülmektense ölmek isteyen hür insanların ağzından çıkan sözlerin, bu söz en güzelidir. İşte 16 Mart baskınından sonra bir ay geçmesiyle bu güzel söz Türklüğün tâlihinde bir daha tecellî etti.
Başımızdaki büyük müncîyi yalnız târihimizde bir esâret fâsılasına müsâade etmediği için sevsek yalnız bu sevgi ömrümüzü doldurmağa yeter.
Yahya Kemal Beyatlı
(Hâkimiyet-i Milliye, 23 Nisan 1924,
“Eğil Dağlar” içinde, ss 301-303)

 

Sözlük
Hâtime = Son, nihayet
Muâhede = Anlaşma
Mebhût = Hayran olmak, şaşkına dönmek
Muzdarip = Acı içinde olan, ızdırap çeken
Tekevvün = Doğuş, oluş
İnkısâm = Parçalanma, bölünme
Kişver = Memleket, ülke, iklim
Müncî = Kurtarıcı

 

CEVAP VER