Referandum Sonuçları Hakkında Bazı Gözlemler – İbrahim Kaya

0
773
Rejim değişikliğine yönelik halkoylaması, şaibeli olarak evet lehine sonuçlandı. Bir yargı organı olan YSK’nın yasayı yok hükmünde sayması ve dolayısıyla keyfi bir uygulamaya imza atması halkoylamasını şaibeli kıldı. Bu nedenle, sonuçların tanınması, kabul görmesi, hayır oyu vermiş kitle için ya da bu kitlenin en azından bir bölümü için mümkün görünmüyor. Hukuksuzluk hakkında epey yazılıp çizildi ve yazılıp çizilmeye devam edilmesi elzemdir, bunda hiç kuşku yok. Bu konuyla ilişkili ama yine de bazı açılardan onun dışında bir yerde konumlanan başka bir konuya değinmek istiyorum. Sosyolojik olarak bu sonuçların toplumda karşılığını bulmasının “normal” veyahut “demokratik” yollardan mümkün görünmediğini yazmak istiyorum.
Neden bu sonuçların sosyolojik olarak karşılığını bulmasının normal yollardan mümkün olmadığını altbaşlıklar halinde ele alacağım.
Uzlaşı metni Olarak Anayasa
Demokrasilerde, anayasalar, çok sık değinildiği gibi, gerçekten de toplumdaki önemli bir uzlaşıyı işaret etmelidir. Yani anayasa demokraside bir toplumun birlikte yaşama arzusunu ve idealini gösteren temel metindir. Bu sebeple, toplum üyelerinin yani yurttaşların önemli bir çoğunluğunun bu sözü edilen metin üzerinde hemfikir olması beklenir ve gerekir. Halbuki bu referandum sonuçları toplumun konuya ilişkin olarak ikiye bölündüğünü göstermektedir. Deyim yerindeyse, karpuz gibi ortadan ikiye bölünmüş bir toplumu işaret eden sonuçlar, anayasa yapma için gerekli sosyolojik desteğin bulunmadığını göstermektedir. Dolayısıyla, şaibeli sonuçlar evet seçeneğinin %51 ile kazandığına hükmetse de bu bir anayasa değişikliği olduğundan toplum halinde birlikte yaşama idealini önemli ölçüde yaralayacak ve güçsüz kılacaktır. Yani uygulamaya geçilirse, toplumun aynı kurallara uyum sağlayarak düzen içinde yaşaması değil fakat derin bir kuralsızlık gündelik yaşamın esasını oluşturacaktır. Bu durumda da ortaklıkları güçlü olan ve böylece birlikte yaşayan toplumdan ziyade parçalanmış, aynı kurallardan farklı sonuçlar çıkaran cemaatler toplamı söz konusu olacaktır. Yani bu yeni uygulama, yeni rejim toplumsal bir fayda değil aksine net bir zarar getirecektir.
Kaçınılamaz Sorunlar Yumağı
Referandum öncesi birkaç yazımda ve konuşmamda dile getirdiğim gibi, son dönemlerde ülke üç temel sorunsal açısından büyük bunalımdadır: ekonomik, politik ve kültürel sahalarda adeta bir sona yaklaştığımızı haber veren bunalımlar yaşanmaktadır. Neden tam yetkili cumhurbaşkanlığı rejimine geçmek zorunda kaldılar sorusunu sorduğumuzda görüyoruz ki başka bir çıkış yolları yoktu. Artık Türkiye’yi getirdikleri noktadan çıkarmaları ve yeniden başlamaları “normal” yollardan mümkün değildi, bu yüzden, rejim değişikliğini tek çare olarak gördüler. Yani kendi deyimleriyle Yeni Türkiye artık kolayca kendileri tarafından yönetilebilir olmaktan çıkıyor. Ekonomik, politik ve kültürel krizler bir dönemin sonuna işaret ediyor. Ancak, bu son kendileri için de bir son olmayabilir ümidiyle rejim değişikliğine sarıldıkları aşikar. Şimdi evet kazandığına göre, kendileri açısından “kurtuluş” gerçekleşmiş gibi görünebilir. Ancak, bu sözünü ettiğimiz birikmiş sorunlar olayın hiç de öyle olmadığını gösteriyor. Ekonomi derin bir krizden geçiyor; işsizlik, yoksulluk oranları artıyor; ülke üretmiyor; bütün memleket inşaat şantiyesine dönmüş durumda; ülkenin tarımı ve turizmi önemli ölçüde bitirilmiş… Politik sahası da derin bir bunalım yaşıyor; çoğunlukçu-araçsal demokrasi anlayışının galip gelmesi yurttaşların siyasete olan ilgisini kırıyor; kamusal, ortak yarar gözetmeyen siyasal aktörler adeta nefret edilecek örnek insanlar oluyor; temsil krizi doruğa çıkıyor … Kültürel sahadaki bunalım çok ağır sonuçlar doğuruyor; bilimsel-laik bilginin ve eğitimin İslamcı ideoloji tarafından ikamesi üstesinden gelinemeyecek büyük sorunlar getiriyor: genç kızlar ve kadınlar nefret objesi haline getiriliyor; mini etek giydikleri için şiddete uğruyor; çocuklara yönelik şiddet artıyor … Kısacası, bu üç sahadaki bunalımlar yeni bir rejime geçince pat diye kesilmeyecek, aksine, siyasal erki çok daha zorlayacak. Bu karşılığında demokrasiden daha da uzaklaşan bir Türkiye’ye neden olacak ama işin içinden çıkmak siyasal iktidar için hiç kolay olmayacak.
Nicelik-nitelik Sorunu
Referandum sonrası İPSOS’un yaptığı çalışma sonuçlarında en göze çarpan nokta elbette ki eğitim ve kent ile ilgili olan noktadır. Üniversite mezunu olanların ve kentli değerleri benimseyenlerin önemli bir çoğunluğu hayır oyu kullanmıştır. Lise mezunlarının da önemli bir çoğunluğu hayır demiştir. İlkokul mezunlarının %70 gibi büyük çoğunluğu ise evet oyu kullanmıştır. Ortaokul mezunlarında da evet oyu yüksek görünmektedir. Kentli değerlerin içselleştirildiği kent merkezlerinde hayır oyu tavan yaparken, kırsalda ve kentlerin henüz kentlileşmiş bölümlerinde evet oyu yüksek çıkmıştır. Aslında referandum sonuçlarının işaret ettiği en önemli kutuplaşma bu bağlamda kendini göstermektedir. Eğitimli-cahil veyahut kentli-köylü kutuplaşması bu toplumun birlikte yaşamasına mani olacak en önemli kutuplaşma olabilir. Daha önce söylediğim gibi Yeni Türkiye’nin yarattığı en derin krizlerden birisi kültürel sahadaki krizdir. Bu kriz esaslı olarak entelektüelliğe yönelik düşmanlığı körüklemektedir. Daha eğitimli, donanımlı ve yetenekli insanlara karşı onların seçkinci olduğuna yönelik kara propaganda aracılığıyla kitleler hareketlendirilmektedir. Örneğin, Fazıl Say’ın başına getirilenler bu konuyu aydınlatabilecek boyuttadır. “Ortalamanın zaferi” olarak daha önceden nitelediğim bu durum gittikçe kötüleşmektedir. Yakın bir zamana kadar ülkenin çoğunluğunun eğitimsiz, köylü ve cahil olduğu anlayışı iktidarı zinde tutarken muhalefeti zayıflatıyordu. Ancak, bugün gelinen noktada toplumun artık “niteliklileri” de az sayıda değildir. Yükseköğrenim mezunu sayısında ciddi artış söz konusudur. Batı’daki emsaline göre hala patolojik olsa da bu ülkede de kentliler artık su yüzüne çıkmaktadır. Dolaysıyla, nicelik her daim niteliği yenecektir anlayışından hızla uzaklaşılmak durumundadır. Nitelikli, donanımlı, eğitimli, kentli nüfus sanıldığından biraz daha fazladır bugün ve gelecek herhalde daha çok onun ellerinde şekil bulacaktır. “Öteki modernler” olarak tanımlamış olduğum bu demografik kesit, hayır’ın kazandığı konusunda şüphe duymamaktadır. Kendisinin uzun zamandır ötekileştirildiğine ilişkin bilinci yeni yeni oluşmaktadır. Bu bilincin olgunlaşması, iktidarın kendi istediği şekilde yeni rejimi uygulamaya koymakta büyük zorluk yaşayacağına işaret etmektedir. Bu bilincin oluşmasında “gençlerin” önemli bir bölümünün hayır çizgisinde toplanmış olmasının da ciddi bir etkisi olacaktır. Yine İPSOS’un çalışmasında öne çıkan verilerden birisi gençlerin özellikle de ilk defa oy kullananların çoğunluğunun hayır oyu kullanması olgusudur. Zaman içerisinde gençlerin yaşlı kuşaklara oranla çok daha talepkar, sorgulayıcı, eleştirel olacakları kaçınılmaz görünmektedir. Eğitimli, modern, kentli gençlerin çoğunluğu oluşturmaya başladığı bir süreçteyiz ve bu süreç elbette iktidarı Türkiye’yi yönetme konusunda zorlayacaktır.
Bu sözünü ettiğim önemli meselelerden dolayı Türkiye’de toplumun varlığını koruması ve geleceğe yürümesi, rejim değişikliğine bağlı değildir, aksine konu üzerinde yeniden düşünmeyi zorunlu kılmaktadır. Hukuksal olarak geçerliliği tartışmalı olan referandum sonuçları sosyolojik olarak da pozitif anlamda sonuçlar doğurmayacaktır. Eğer toplum halinde birlikte yaşamak iktidar için bir anlam ifade ediyorsa, şaibeli bir sonuçla ülkenin yeniden kurulamayacağını aksi halde kendisinin de hiç beklemediği sonuçlarla karşılaşacağını idrak etmesi elzemdir.

İbrahim Kaya

CEVAP VER