İki Cephe Bir Kahraman – Attilâ Altay

0
1741
Yıllar geçti, bir milletin karakterini kendisine hatırlatan Mustafa Kemal Atatürk’ün ne ışığı söndü, ne de savaştığı karanlık bitti.
Geçen hafta, gündemi manipüle etmek amacıyla bir paçavrada Mustafa Kemal hakkında mesnetsiz iftiralar yer aldı. Bu iftiralara cevap vermek veya ciddiye alıp okumanın hiçbir manası yok. İhale peşinde koşan şirketlerin fonladığı, iplerini tutanların “hadi oğlum biz siyaseten sıkıştık, sen biraz havla da gündemin yükünü üzerimizden al” dediği tetikçilik yuvaları burası. Amaçları kültürel birikimimize katkı şöyle dursun, aksine bu milletin birleştirici mutluluğu olan liderlerimize, birikimimize düşmanlık. Öyle bir çukur ki dibi görünmüyor, öyle bir iğrençlik ki suratlarına bakmaya bile sabredemiyorsunuz. Bu çukurdan daha fazla bahsederek miğde bulandırmaya gerek görmüyorum. Onlar saldırdıkça cumhuriyetçiler birbirlerine daha çok yakınlaşıyor. Madem Mustafa Kemal’den bahsetmek istiyorlar biz de bahsedelim o zaman!
25 Nisan 1915. Çanakkale Kara Savaşları’nın başladığı tarih. O günlerin Time dergisi savaşı “kavimler savaşı” olarak tanımlamıştı. Çünkü İngilizler yanlarında İskoçları, İrlandalıları, Avusturalyalıları, Yeni Zellandalıları ve sömürdüğü ülkelerden askerleri getirmişti; Fransızlar ise Afrika’daki sömürgelerinden askerler getirmişti. Bizdeyse üç kıtada savaşmaktan bitap düşmüş Anadolu’nun ve Balkanların yağız çocukları vardı, bir de sembolik 500 kişilik bir Alman kuvveti. Elimizdeki envanter öyle az ki, Türk topları boş mermi atıyor yani sadece piyadelere psikolojik destek amaçlı ses çıkarıyorlar! Limon von Sanders Çanakkale Savaşı’nı “etin ve kemiğin çelikle savaşı” olarak tanımlıyor. Küçücük bir haritada 950 bin kişi savaştı. Gemiler aylarca dünyanın her tarafına ceset taşıdı.
Gelelim Mustafa Kemal’e! Düşmanın nereden çıkartma yapacağı daha belli değilken, tüm komuta kadrosu gece gündüz bunun üzerine kafa yormuştu. Düşman Gelibolu’nun ucundan yani Seddülbahir’den çıkabilir, Anadolu kıyısından da göstermelik bir çıkartma yapabilir. Eldeki kıt imkanlar yüzünden cephenin tüm dizaynının değişmesi çok zordu. Eğer düşmanın esas çıkartma yapacağı yer tespit edilip diğer birliklere zaman kazandırılamazsa, düşman tüm gücüyle cepheleri paramparça edecek ve savaşı çok kısa sürede bitirecekti. Düşman 25 Nisan sabahı Arıburnu’ndan ilk çıkartmasını yaptı. Düşmanı ilk karşılayan iki takım askeriyle 27. Alay’ın komutanı Şefik Aker olmuştu. 4 bin düşman askerine karşı ilk başta iki üç manga askeriyle çarpışan komutan Şefik Aker! Gökyüzünde keşif balonları ve tayyareler, denizde insanlığın gördüğü en büyük savaş makineleri, karşılarında 7 kavimden birleşmiş 4 bin asker.. Hepsi bu otuz kırk aslana ölüm yağdırmaya yemin etmiş üzerlerine saldırıyordu. O aslan parçaları 27. Alay’ın tamamı yetişene kadar düşmanı kıyıda tutmayı başardı.
27. Alay’ın tamamı düşmana karşı artık sıfır noktasında çarpışıyordu. Komutan kadrosu bunun hala düşmanın bir sahte çıkarma hamlesi olduğunu düşünüyordu. Tüm savaşın seyrini değiştirecek bir karar alınması lazımdı. Zaman daralıyordu kararın geç alınması bile bir faciaya sebep olabilirdi. Bu sahte bir çıkartma mıydı yoksa düşman gerçekten Arıburnu’ndan mı çıkıyordu? Ve 57. Alay’ın komutanı Mustafa Kemal, birliklerine 27. Alay’a destek vermesi için emir verdi.
57. Alay öyle bir ateş hattının içine girdi ki yerde basacak toprak bile yoktu. Tayyareler havadan askerlerimizin üstüne çivi bombaları bırakıyor, bu bombalar eğer üzerinizde patlarsa sağanak bir çivi yağmuruna maruz kalıyorsunuz. Kafa omuz bacaklar her tarafınız daha düşmanla karşılamadan çivilerle delik deşik oluyor. Bombalar önünüzde patlarsa tüm alan çivi tarlasına dönüyordu. 57. Alay, karşısında düşmanın makineli tüfeği ve ardında insanoğlunun o zamana kadar yaptığı en büyük ölüm makinelerine doğru koşuyordu. İşte Mustafa Kemal Paşa, beni size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum nutkunu 57. Alay için söylemiştir. 57. Alay’ın hepsi düşmanı durdurup diğer birliklere zaman kazandırmak için şehit olup Kemal Paşa’nın emrini yerine getirmiştir.
Avustralya’daki Gelibolu müzesinde 57. Alay’ın sancağı sergilenir ve altında şu bilgiler yazar: Ey ziyaretçi, önünden geçmekte olduğunuz sancak, dünya müzelerinin en nadir eseridir. Çünkü bu sancak, dünyada tek esir Türk sancağıdır. Bütün alay şehit olduktan sonra ağaca dayalı bulunmuştur.
Biz ağzında cemaatin salyası kurumamışların değil, Mustafa Kemal’in askeri 57. Alay’ın çocuklarıyız!

Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Trablusgarb’taki hikayesini daha detaylı bir şekilde uzun uzadıya anlatmak isterim. Fakat bugün konumuzla ilgili olarak bu anıyı eklemeyi daha sağlıklı buldum. Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının Trablusgarb’ta gösterdiği cesareti dünya tarihinde çok az asker göstermiştir. Türk gencinin Çanakkale, Fahrettin Paşa’nın Medine Savunması, Osman Paşa’nın Plevne Savunması gibi Trablusgarb savunmasını da ezbere bilmesi gerekir.
Trablusgarb savunmasına giden, Türk Hava Kurumu eski başkanı Fuat Bulca, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bizzat önderliğinde gerçekleşen, Gazi’nin gözünden yaralandığı Kasr-ı Harun baskınını anlatıyor.

“ … Burada boğaz boğaza bir boğuşmadır başladı. Harabenin duvarları arkasında cereyan eden bu mücadelenin safhalarını göremiyordum. Elimdeki dürbünle bizimkilerin Kasr-ı Harun’un yarı ayakta olan harabelerin içerisine kadar varabilidiklerini görünce, Eşref Bey’e hemen bir haber uçurdum ve ben de menzil neferleri dahil taaruza iştirak ettim. Biz harabeler içinde mücadeleye devam ederken Mustafa Kemal’in yanındaki mahdud sayıdaki arkadaşı ile Kasr-ı Harun’un merkezini teşkil eden ve geniş bir avlunun içinde kalan merkez binasına kadar ilerlediği ve buraya kadar daldığı görüldü. İşte bu sırada gökyüzünde bir gürültü duydum. İki İtalyan hücum tayyaresi alçaktan uçuyor ve bizim arkamızdan saldırarak bombalarını koyuveriyorlardı. Yerliler arasında bir panikten korkuyordum. Tam bu anda, sathı mail üzerinde taze bir düşman kolunun, yılan gibi kıvrıla kıvrıla cebri yürüyüşle bize ilerlediğini de müşahede ettim. Ben ne pahasına olursa olsun, Mustafa Kemal’e erişip zaruri olarak ric’ati kabul ettirmek için ileri atıldım ki, sağ kanadımızdaki toz bulutu içinde bir kaynaşma olduğunu ve bizimle boğuşan düşman safları arasında boşluklar olduğunu gördüm. Gelenler Eşref Bey’in süvari kuvvetleriydi. Ve göz açıp kapayıncaya kadarlık bi süre içinde düşman kuvvetinin sol kanadına çarptı. Karşımızdakilerin bir kısmı ile yeni gelenlerin bu tarafa dönmeye mecbur olmaları bize biraz nefes aldırdı. Mustafa Kemal’in bulunduğu merkez binası harabelerine vardığımızda onun yüzünü tanınmaz halde buldum. Bir elinde kılıcı vardı, diğer elinde mendiliyle sağ gözünü kapatıyordu. Yaralandığını zannettim. Hayır yaralı değildi. Fakat harabeler arasında yıkılan bir sütundan fırlayan kireçli bir taş parçası şiddetle gözüne çarpmıştı. Sönmüş kireç olmasına rağmen, bir kısmı gözüne nüfuz etmişti. Eşref Bey, büyük bir başarı ile düşmanın arkasına sarkmış ve Sünnüsilerin kulakları yırtan naraları İtalyanları dehşete salarak düşmanda gerileme alameti belirmişti. Mustafa Kemal o durumda bile vaziyete hakim olarak bana seslenmişti. “ Hemen taarruza kalkın! Düşman geriliyor!…””

Attilâ Altay

Kaynak: Cemal Kutay, Trablusgarb’de bir avuç kahraman /Tarih Yayınları

CEVAP VER