Kurtuluş Siyaseti Üzerine – Kutay Çiçekçiler

0
1402

Son 15 yılda hız kazanmış olmasına rağmen toplumumuzun siyaseten ve iktisadi açıdan yeniden inşası, aslına bakarsanız, çok partili sisteme geçiş bahanesiyle devrimlerimizden ve ulusal niteliğimizden kopuşla başlar. Ülkenin, beşeri kültür açısından henüz kalkınamamış olması sebebiyle arka arkaya iktidar olan sağcı-gerici hareketler, Türkiye’nin Batı medeniyetinin kazanımlarıyla donatılmış bağımsız bir ülke olmasını engellemiş ve ülkeyi emperyalist güçlerin bölgedeki karakolu haline getirmiştir. Ulus, çeşitli siyasi bahaneler üzerinden bölünmüş ve ülke insanının emeği, içerdeki siyasi taşeronlar veya bizzat kapitalist sermaye tarafından planlı bir şekilde çalınmıştır. Bu süreç içerisinde sağcı-gerici iktidarların üstlendiği rol, -gündelik politik gidişattan bağımsız olarak- emperyalizmin işbirlikçiliğini yapmaktan öteye gidememiştir. Verilen her taviz, ülkenin bağımsızlığında bir gedik açmış ve emperyalizmin bölge çıkarlarına tam uyacak şekilde ülkedeki yaşantı her açıdan yoğurulmuştur.

AKP iktidarının, önceki sağcı-gerici iktidarlardan en büyük, belki de tek farkı, Cumhuriyet’in tüm varlığına son darbeyi indirmiş olmasıdır. 15 yıllık süreç içerisinde emperyalizm, halka anlatılan parlamenter demokrasi yalanına dahi artık gerek kalmadığına karar vermiş ve işbirlikçiler eliyle ülkeyi İslamcılığa, bölünmeye, ekonomik teslimiyete ve bir daha geri dönülmemek üzere tüm çağdaş kazanımlardan uzaklaşmaya teslim etmiştir. Bu tablo, hepimize kabus veya kötü bir şaka gibi gelse dahi, malesef yüzleşmek zorunda olduğumuz gerçekliktir. Bizler, Cumhuriyetimizle birlikte, başladığımız noktaya dönmüş durumdayız.

İşbirlikçi siyasetin 15 yıllık başarısı, faşist 12 Eylül darbesinin toplumu ve özellikle cumhuriyetçi muhalefeti yeniden şekillendirmesiyle gerçekleşmiştir. Cumhuriyet, fiziken ortada bir şey yokmuş gibi gözüktüğü için kolay kolay anlaşılamayan işgal sürecine karşı, 27 Mayıs Devrimi’nden başlayarak, askeri ve sivil kadrolarla ve emeğe-bağımsızlığa dayalı cumhuriyet talebi olan öğrenci hareketleriyle kendisini savunmuş; lakin 12 Eylül darbesinin ve küresel politik gelişmelerin sonucunda, 1980’den itibaren hızla diz çökmeye başlamıştır. Sol cumhuriyetçi düşüncenin siyasetten ve sosyal yaşantıdan hızla tasfiyesi, Atatürkçülüğün sağcılar eliyle yozlaştırılarak ortaya saçılması ve belki de en önemlisi, tüketim toplumunun ekonomik gelişme adı altında büyümesi, muhalif hareketlerin günümüze gelen süreçte git gide etkisizleşmesine sebep olmuştur.

2000’lere gelindiğinde, siyasal ortam artık Cumhuriyet’in alenen tasfiyesine başlanması için uygundur. Vurulması planlanan son darbeye direnebilecek tüm unsurlar, AKP iktidarının hemen ilk yıllarında ortadan kaldırılmış ve böylece toplumun yeniden örgütlenebilme olasılığının önüne geçilmiştir. Siyasi tetikçilik yapan aydın figürlerinin halk düşmanlığına varan beyanları ve burjuvazinin siyasi-ticari çıkarlarına hizmet eden medyanın günbegün yaptığı propaganda, özellikle yeni nesillerin beynini yıkamış ve böylece ortaya ”bayraksız, flamasız”, kolay manipüle edilebilen bir muhalefet çıkmıştır.

Tüm bunlara rağmen, kesin bir dille, geleceğin karanlık olduğunu söylemek yersizdir. İslamcılığın kendisini artık hiçbir şekilde gizlemeye gerek görmemesi, özellikle son 4-5 yıl içerisinde ulusun yeniden uyanmaya başlamasını sağlamıştır. Hukukun tamamen ortadan kaldırılması, gündelik yaşantıya dair basit kişisel seçimlerin dahi zorbalıkla muhatap olur hale gelmesi, artan terör, bölgemizdeki savaşlar ve hepimizin malumu olan daha bir sürü kepazelik, demokrasi adı altında siyasi geçerliliği ve akıllardaki değeri sindirilen kurucu düşüncenin, Atatürkçülüğün yeniden canlanmasıyla karşılık bulmuştur. İnsanlar kendisini siyaseten Atatürkçü düşünceye ait görsün veya görmesin, hayatın gerçekliğine uygun bir şekilde, devrimlerimizin kazanımları artık tekrardan örgütlü bir şekilde savunulabilecek noktaya gelmektedir.

Mevcut şartlar altında başlatmamız gereken hareket, tüm ana hatlarıyla birlikte öze dönüş olmalıdır. On yıllara yayılan karakollaştırılma sürecine rağmen, gerek Mustafa Kemal Atatürk’ün -bir siyasi figür olarak- ağırlığı, gerekse devrimin toplum tarafından içselleştirilen nitelikleri ve buna bağlı olarak son 4-5 yılda yeniden doğmaya başlayan ulusal direnç, bize, kurucu düşüncenin 21. yüzyılın toplumsal ve hukuksal yapısına uygun saiklerle geliştirilerek ortaya koyulması gerektiğini bir nevi bağırmaktadır. Belirtmek gerekir ki, bu öze dönüş, cumhuriyetin ilk yıllarında izlenen politikanın fiilen aynı şekilde uygulanması anlamına gelmemektedir. Kastedilen, ulusu, işlev ve geçerliliği kanıtlanmış kurucu düşüncenin yöntemine ve siyasi hattına davettir. 90 küsür sene önce olduğu gibi, ekonomisi yine yerlerde sürünen ve hukuki varlığı yine sorgulanır hale gelmiş Türkiye’nin kurtuluşu, bağımsızlıkçı, emeğe dayalı eşitlikçi ve kurucu düşünceyi köken olarak benimseyen bir siyasi hareket, ülkemizin kurtuluş yoludur.

Ulus bilincinin, yaşamın her alanındaki ülkü birliğinin, etnik ayrışmalarla yozlaştırılmasına, İslamcılığa ümmet safsatalarıyla peşkeş çekilmesine karşı çıkacağız. İktisadi gelişim adı altında halkın emeğinin gaspına, ekonomik hakların yok edilmesine, vatan toprağının sermayeye fütursuzca teslim edilip ülke kaynaklarının sömürülmesine itiraz edeceğiz. Bağımsızlık ve egemenliğimizin simgesi olan bayrağımıza, onun kitleler nazarındaki değerine açıkça sahip çıkacağız. Laikliğin yaptırım gücünü, İslamcılığın ve onun bölgemizdeki siyasi patronu olan emperyalizmin karşısında bir imdat freni olarak benimseyeceğiz. Her aşamasıyla eğitimin akılcı ve özgür bir sistem dahilinde gerçekleştirilmesini, akademinin özgürlüğünü savunacağız. Devrimimizin önemli aktörlerinden olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin dincileştirilmesine, maşalaştırılmasına karşı duracağız. Komşumuz Ortadoğu ülke ve halklarının sömürgeci planlarla bölünmesine alet olmayacak ve tüm bölgedeki devletlerin işgale karşı verdiği mücadeleye destek olacağız. Her şeyden önemlisi, kurtuluşumuzun ancak ve ancak halkın harekete geçmesiyle olabileceğini, halk nazarında bir şey ifade etmeyen ve hatta halkın gün geçtikçe evine kapanmasına sebep olan politikaların işlevsizliğini kabulleneceğiz.

Unutmamak gerekir ki, hayata gerçekler hükmediyor. Şu an gerçeğimiz, halkın, son yılların refleksiyle kazanımlarına, devrimine ve kurucu lider Mustafa Kemal Atatürk’ün hatırasına sahip çıkmaya başladığıdır. Bu kıpırdanma, ancak devrimi açıkça savunan ve çağın şartlarına göre geliştiren siyasetle örgütlü bir harekete dönüştürülebilir.

Kutay Çiçekçiler

CEVAP VER