68 Devrimcilerinin 27 Mayıs’a Bakışı

0
4520

Deniz Gezmiş ve Arkadaşları

Türkiye’de bugün iki cephe vardır:

Birincisi; yurtseverlerin, devrimcilerin cephesi.

İkincisi de; emperyalizm, işbirlikçi sermaye, feodal mütegallbe ittifakı gerçi cephesi.

Bu karşı – devrimci gerici cephenin, tam anlamıyla 1950’de iktidara geldiğini, 27 Mayıs İhtilali ile durumunun az da olsa sarsıldığını, ancak 1965 seçimlerinde, Demokrat Parti mirasçısı olarak tekrar iktidarı ele geçirdiğini, daha önce somut örneklerle anlatmıştık, baş mirasçı, A.P.’nin başında Demirel vardı (………) Ve bu kişi gayrimilli kimliği ile karşı – devrimci gerici cephenin, politika alanındaki bir temsilcisi olarak şu kadar yıl başbakanlık yaptı Türkiye’de. Şimdi de hala emperyalizmin ve işbirlikçi sermayenin verdiği destekle oturup durmaktadır yerinde.

1961 Anayasası, DP’yi mahkum etmiş bir hareketin, bir ihtilalin yasasıydı. Ve ona karşı yapılan 27 Mayıs İhtilali’ni “Türk Ulusunun meşru direnme hakkı” olarak niteliyordu. Ve biz bugün bu anayasayı yok etmeye çalışmakla suçlanıyoruz.

Demirel; partisinin 5. Büyük Kongresinde şöyle konuşuyordu:

“Daima saygı ile andığımız, D.P.’nin kapatılmasından sonra, bu çatı altında tekrar kalkınma meşalesini yakmaya karar verdiğimiz zaman, 10 sene sonra hangi noktaya geleceğimizi kestirememeşitik. Ve bugün A.P., sönmeye yüz tutmuş D.P’nin kalkınma meşalesini yakmış ve yurdu da Edirne’den Posof a kadar imar ve ihya etmeye, nura kavuşturmaya başlamıştır.”

(Son Havadis Gazetisi ve 23/10/1970 tarihli Cumhuriyet Gazetesi baş yazısından.)

Bu durumda meşru olan, 27 Mayıs İhtilali ve 1961 Anayasası mıydı, yoksa A.P. ve Başbakan Süleyman Demirel’in başbakanlığı mı?

Emperyalizm iş birlikçileri ortaklığı, halkımızı çağ dışı koşullar altında tutmaktadır.

Şeyhlik vardır Türkiye’de. Doktor nedir bilmeyen yoksul insanlar, onların idrarını içerek, bastıkları toprağı muska yapıp saklayarak dertlerine derman aramaktadırlar. En küçük şeyh bir düzüne köyü mürit edinmiştir kendine. Her şeyhin gücüne orantılı halifeleri vardır. Bunlar kasabalarda otururlar ve faizcilik, tefecilik yaparlar. Halifelere de bağlı düzinelerce çavuş vardır. Çavuşlar, hem okur yaşa gelmiş çocukan okuturlar eski usulle, hem de büyük şeyhin propagandasını yapıp “Cer-Hak”ını toplarlar.

Şeyh Selahaddin, Şeyh Sait’in oğludur. Doğu Anadoluda yüzlerce köyü kendine mürit edinmiştir. Desteklediği partiye, bir düzineden fazla milletvekili sağlayabilecek güçtedir.

Şeyh Kasım Küfrevi,  milletvekilidir. 1965 seçimlerine Y.T.P’den aday olmuş, bu partiye iki sandalye sağlamıştır. 1969 seçimlerine G.P’den katılmış, tüm oyları da kendisiyle birlikte bu partiye katmıştır.

Adalet Partisi’nin zor günde transfer ettiği Ulusoy’lar da bunun bir başka örneğidir.

Toprak ağalığı sorunu herkesçe bilinmektedir. Toprak ağasının emrindeki eğitimden sosyal yaşamdan nasibini alamamış köylünün, ağadan bağımsız düşünemeyeceği, hüküm yürütemeyeceği ortadadır.

Türkiye bu çağ dışı koşullardan kurtulmadıkça, Süleymancılık, Nurculuk, Şeyhlik, Derebeyi artığı toprak ağaları ve işbirlikçi sermaye kurumları tasfiye edilmedikçe D.P’ler, A.P’ler  hep iktidara geleceklerdir. Ve hem de “Milli İrade”yi temsil ettiklerini söyleyeceklerdir.

Gerici emperyalist ittifakın dışındaki siyasi partiler de, oy kaybı korkusundan bu kurumlara dokunmaktan öcüden korkar gibi korkmaktadırlar.

Mali Oligarşi’nin, emparyalizm- işbirlikçi sermaye ve feodal mütegallibe ittifakı cephesinin, Türkiye’nin kaderine ve tüm azgelişmiş ulusların kaderlerine ördüğü bir ağdır bu. Karşı devrimci, gerici cephe böylesine örgütlüdür. Politikası, sahte demokrasicilik şartlarını sürdürmek ve bu şartlar altında vesayet ve sömürüyü sürdürmek politikasıdır.

Karşı devrimci cephe bu politikayı sürdürdüğüne göre – devrimci ve millici güçlerin politikası; her ulusal sınıfın, kendi öz siyasi örgütü ve gücüyle orantılı olarak Türkiye’nin gelişimini etkileyebileceği, demokratik düzeni kurma ve bunu başardığı ölçüde tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye’yi kurma yolunda mücadeledir.

Gerici üçlü ittifaka karşı koyacak, devrimci potansiyele sahip sınıflar, işçi sınıfı ile, şehir ve köy küçük burjuvazisi ve onun en aktif kesimi olan asker sivil aydın zümredir. Devrimci sınıfların,  başta işçi sınıfı ve yoksul köylülüğün, önlerine çıkan  anti demokratik engelleri aşıp bilinçli ve örgütlü güçler olarak Türkiye’nin  tarihi gelişimine  damgalarını vurmaları kaçınılmazdır.

İşçi sınıfı ve yoksul köylülük, sınıf bilincine vardığı ölçüde  bağımsız ve demokratik Türkiye’nin en tutarlı savunucuları olacaklarından, toplumumuzun gerçek anlamıyla en millici ve demokratik güçleridir de.

Ulusal varlığımızı yok etmek isteyen emperyalizm ve yerli ortaklarına karşı Millici ve devrimci sınıfların takip etmeleri gereken MİLLİ DEMOKRATİK DEVRİM stratejisi, hareketimizin çizgisidir. Diğer bir anlamıyla bütün millici sınıf ve tabakaların ortak devrim anlayışı, Milli Kurtuluş Savaşı’nın bu savaşı ve onun başındaki Mustafa Kemal’i yok edici, ortadan kaldırıcı bir düzen kuran, Karşı Devrimci – gerici ittifaka karşı yapılmış olan 27 Mayıs İhtilalinin ve 1961 Anayasasının bir devamı ve tamamlayıcısıdır.

Bunun içindir ki, bizler: Türkiye toplumunun tarihi geçmişinde sağlam olan ulusal ve devrimci ne varsa onun mirasçısıyız.

Ve bizler, emperyalizmin, yerli işbirlikçilerinin ve onların ittifak kurduğu çağ dışı, bilim dışı kurumların tasfiyesinin ancak, tüm yurtsever sınıf ve tabakaların ortak devrim stratejisi olan “Milli Demokratik Devrim”le olabileceğine inanıyoruz. Yurdumuzun bu noktaya, çok güç ve zor şartlar altında ulaşabileceğinin de bilincindeyiz. En az, Atatürk’ün kumanda ettiği Milli Kurtuluş Savaşı kadar zor ve çetin. Ama mümkün. Şimdiye kadar ki  şartlar bizi mücadelemizden yıldırmadı, bundan böyle de yıldırmayacak.

defol

Mahir Çayan ve Arkadaşları

Amerikan kredi borçlandırmalarının Amerikalılar tarafından bile beğenilmeyen plansız harcanışı, bir politika güdülmeksizin yapılan yersiz yatırımlar, batan milyonlarca lira para elbette ki kitlelerin sefaletini de beraber getirecekti. Nitekim artan huzursuzluklar ve resmi ağızlardan açıkça ifade edilen “küçük Amerika” hayali üstüne temellendirilmiş uydu politikası, küçük burjuva milliyetçiliğine aktivite getirdi. Bu derin huzursuzluk toplumun dinamik kesimi olan gençlikte ve onun eylemlerinde yansımıştır.

27 Mayıs Devrimini açık seçik ortaya koyabilmek için DP’nin 1950’de politik iktidarı ele geçirmesinin tarihsel anlamı ve niteliğini özetle belirtmek gerekir.

Daha önce de belirttiğimiz gibi, 1950’de Amerikan emperyalizmine sırtlarını dayamış olan hakim sınıfların gayrı milli partisi DP’nin iktidara gelmesi, Türkiye tarihinde tam bir dönüm noktası olmuştur. DP’nin politik iktidarı ele geçirmesi, yıllardan beri sinsi ve el altından tezgahlanan, Anti-Kemalist, karşı-devrimin zafere erişmesi demekti. 1946’lardan hızla emperyalizmin kucağına kayan Türkiye, DP’nin yönetime geçmesi ile tamamen yarı-sömürge bir ülke durumuna gelmiştir. Amerikan emperyalizmi “Hür Dünya Bekçisi” adı altında, yardım paravanası ile, ekonomik, politik, ideolojik, askeri, (NATO örgütüyle), kültürel hegemonyasını, müttefiki yerli hakim sınıfların yardımıyla hızla kurmaya başlamıştır.

Kemalistlerin iktidarları döneminde, sindirilmiş, pusturulmuş olan Feodal ideolojiler, bir anda hızla gelişmiş, görülmedik bir yayılma alanına sahip olmuştur.

Bu dönem her alanda; ideolojik, politik, ekonomik, kültürel… alanlarda gayrı milli olanın milli olana tam bir üstünlük sağladığı dönemdir. Ama, emperyalizmin ihraç malı olan şekli demokrasiciliğin kökleşmesi, yerleşmesi ve aynı zamanda ekonomik alanda yerli sermayenin merkezileşmesi ve yabancı tekellerle bütünleşmesidir.

Bu dönem, oligarşinin anti-Kemalist karşı-devrimi kökleştirdiği dönemdir. Oligarşik yönetim tarımda, ticarette, sanayide ve bürokraside en iri kodamanların yönetimidir. Tarımda, ticarette ve ekonomide feodal mütegalibenin, büyük tefeci bezirganların, tekelci burjuvazinin ve büyük bürokrasi ve de Ordu üst kademelerinin emperyalizmle bütünleşmesiyle ortaya çıkan yönetime sosyal bilim oligarşi adını vermektedir. DP, emperyalizmin, işbirlikçi-burjuvazi ve feodal unsurların, Ordu üst kademesi ile büyük bürokrasinin oligarşik yönetiminin iktidar partisidir.

Anti-Kemalist karşı-devrim sadece ekonomik veya politik alanda değil, her alanda ve her kurumda tezgahlanmış ve kadrolaşmıştır. Öyle ki, Kemalist ilerici geleneğe sahip Türk Ordusu’nun üst kademesi bu oligarşik yönetime dahil edilerek (Namık Argüçler, vs.) uzun süre ülkemizdeki devrimci milliyetçilerin büyük çoğunluğunu barındıran Türk Ordusu, oligarşik yönetime bağımlı kılınmıştır. Ancak Türk Ordusu, ne Latin Amerika’daki oligarşilerin temel dayanağı olan merasim ve bale ordusudur, ne Yunan faşist cuntasını ayakta tutan aristokrat kökenli subayların oluşturduğu Yunan Ordusudur, ne de İran ve Afganistan’da Şah ve Emir’in insanlık dışı, Ortaçağ yönetiminin vurucu gücüdür.

Türk Ordusu’nun geleneğinde emperyalizme karşı, dünyada zaferle sonuçlanmış olan ilk Milli Kurtuluş Savaşı yatmaktadır. Genellikle halk çocuklarından oluşan Türk Subaylarının çoğunluğunun karakterini belirleyen anti-emperyalizm, milliyetçiliktir (1965’ten sonra, Askeri Liselerin kapatılması ve başka tedbirlerle, oligarşi; Ordu’nun niteliğini değiştirme gayretleri içindedir).

Ordu ve bürokrasi içindeki, devrimci-milliyetçiler, bu anti-Kemalist karşı-devrime en sonunda kırmızı ışık yaktılar. Ve oligarşi içinde yer alan bazı Namık Argüç gibi üst kademe subaylar nötralize edilerek, 27 Mayıs 1960’da hakim ittifakın partisi DP alaşağı edildi.

Alt yapıda, Amerikan emperyalizminin ülkedeki varlığından dolayı, radikal ve köklü tedbirlerle gidemeyen 27 Mayıs Devrimci Yönetimi, üst yapıda, oldukça köklü ve radikal dönüşümler sağlamıştır.

mahir-cayan_64183

Ulaş Bardakçı’nın Mahkeme Savunması

Stratejimiz Milli Demokratik Devrim stratejisi derken kastedilen işte bu bağımsızlık ve demokrasi savaşıdır. Biz her yazımızda, her konuşmamızda stratejimizi açık olarak belirttik. Her bildirimizin sonunu ‘Tam Bağımsız Demokratik Türkiye’ diye bitirdik. Tartışmalarımızın sebebi her zaman bağımsızlık savaşımızın temel ilkeleri oldu. Yayınlarımızın temelini bağımsızlık savaşımızın taktikleri teşkil etti. Bütün teorik incelemelerimiz bu konuyu işledi. Bizim dışımızdaki devrimcilerle olan ayrılığımızın temelini bu teşkil etti.

Her şeyi açık yazdık biz. Emperyalizme ve yerli oligarşiye silah çektiğimizi ilan ettik. Bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye için savaştığımızı ilan ettik. 1961 Anayasası’nı gericilere karşı koruduğumuzu dost-düşman herkes biliyor. Anayasanın tatbik edilmesi için Devrimci kanı aktı. Şehitler verdik. Neden budanıyor 1961 Anayasası? Neden Anayasayı değiştirmek Erim’in ilk ‘reformu’ oluyor? Neden Türkiye için ‘lüks’ oluyor Anayasa? Açıktır bunun sebebi. 1961 Anayasası bağımsızlık ve demokrasi savaşımızın hukuki dayanağı oluyor. Budur sebep. Gelelim savcının ağzından eksik etmediği Atatürkçülüğe.

Ne kadar acıdır ki, ezilen uluslara ışık tutmuş Mustafa Kemal sömürgeye bayrak yapılıyor. Nasıl oluyor bu? Şunu herkes öğrensin ki: Emperyalizm ve yöneticileri, zamanın büyük devrimcilerini aziz, evliya haline getirir, doktrinlerinin devrimci yanlarını küllendirir, statik, statükocu yanlarını ortaya atar, kendileri için kabul edilebilir yanlarını reklam eder. Arkalarından ah-vah edilir, radyoda programlar düzenlenir. Artık ölen bir devrimci değil, bir evliyadır. Bu şekilde zararsız hale getirilen devrimciler her fırsatta halka sunulur. Artık o halkın kurtarıcısı değil hakim sınıfların paravanasıdır. Mustafa Kemal’in başına gelen tamı tamamına budur.

7E98C36F290B1B021171

CEVAP VER