İlerici Güçler – Doğan Avcıoğlu

0
1099

….Tabiidir ki, Amerikan modeli kapitalizmin çıkmazının ve düzen değişikliği zorunluluğunun ilk farkına varanlar,-gençliği, öğretmeni, subayı, memuru, yazarı ve serbest meslek sahipleriyle- genellikle orta tabakadan gelen, Kemalizme bağlı milliyetçi aydınlar olmuştur. Namık Kemal’den beri bu milliyetçi çevrenin özlemi olan “milli iktisat” denemesi, Türkiye’yi kalkındıramadığı gibi, yabancı sermaye egemenliğinde hiç de milli sayılmayacak bir sonuç vermiştir. Bugün bir çeyrek yüzyılda geri bir toplumun çağdaş uygarlığa ulaşabildiğinin birçok örnekleri görüldüğü halde, üç dört yüzyıl önce dünyanın en ileri ülkesi olan Türkiye’nin iki yüz yıllık kalkınma çabalarının kısır kaldığı ve beyi, ağası, şeyhi, tefecisi ile prekapitalist düzenin hala yaşadığı anlaşılmıştır. Tutucu bir azınlığın israfı ile üretici çoğunluğun arasındaki uçurum, tutulan yolun doğruluğu hususunda şüphe uyandırmıştır.

Bütün bunlar, milliyetçi-devrimcileri hoşnut olmadıkları düzen üzerinde düşünmeye ve yeni bir düzenin özlemini çekmeye itmiştir. Namık Kemal’den 27 Mayıs’a kadar süren, mükemmel bir anayasa ile çağdaş uygarlığa ulaşma hayali artık geride kalmıştır. Anayasanın gerisinde yatan toplumsal güçlerin farkına varılmıştır. Milliyetçi-devrimciler çeşmenin başında olanların mevcut düzeni her ne pahasına olursa olsun sürdürmek için direndiğini, sosyal adalet içinde kalkınmaya en büyük en büyük engeli bu tutucular koalisyonunun teşkil ettiğini ve yeni bir düzenin yeni toplumsal güçlerle kurulabileceğini sezmeye başlamıştır. “İleri Hür Dünya” şalına bürünen emperyalizmin, tutucu güçler koalisyonu ile ittifakı, gözler önüne sermiştir. Böylece düzen değişikliğinden yana olan ve düzen değişikliğine karşı olan gruplar belirlenmekte ve düzenin ve o düzenden yararlananların ancak bu güç birliği sayesinde tasfiye edilebileceği ortaya çıkmaktadır.

Bütün bunlar, olayların gelişmesi ve zorlamasıyla, milliyetçi-devrimci çevrelere hakim olan yeni görüşlerdir. Bu görüşler, ”bağımsızlık içinde toplumsal devrim yoluyla çağdaş uygarlığa ulaşma” formülü ile özetlenebilir. Kemalizmin amacı da, bilebildiğimiz kadarıyla, bundan başka bir şey değildir. Ne var ki, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra girişilen devrimler, o günlerin tarihten gelen statik şartları içinde tutucular koalisyonuna çarparak temele inememiş ve birçok halde üst-yapı devrimleri olarak kalmıştır. Türkiye’nin dinamik şartlarından bugünün Kemalistlerine düşen görev, Atatürk devrimlerini devam ettirmek, derinleştirmek ve temele indirmekten ibarettir. Yalnız, “Bağımsızlık içinde toplumsal devrim yoluyla çağdaş uygarlığa ulaşma” gibi basit formüle sığdırılabilen düzen değişikliği, gerçekte son derece zor bir iştir ve çetin engellerin aşılması gerekmektedir.

*Türkiye’nin Düzeni/Doğan Avcıoğlu/ Sayfa 606,607             

CEVAP VER