Adalete Yürüyenler – İlteriş Civelek

0
1698
Adaletsizliğe uğrayıp bir kumpas sonucu 3 Temmuz 2015’te
hayatını kaybeden Cem Aziz Çakmak ve diğer tüm kumpas mağdurları anısına.
Themis heykeli dünyada adaleti temsil eden bir figürdür, elinde terazi ve kılıç olan kör bir kadın, mitolojik bir figür. Bizde de bu figürü andıran adalet temsili vardır: terazi, teraziyi kollayan iki başak tanesi, teraziyi dengeleyen bir kılıç ve teraziyi tutan bir kitap figürü. Kitap hayattaki en gerçek yol göstericiyi, kılıç adaleti uygulayan ‘zor’u, başak taneleri ise adaletin getirdiği ferahı temsil eder. Adalet devletin temeli olduğu için de üzerinde yükselen bir ay-yıldız vardır. Terazi bunlar olmadan devrik, huzursuz ve/veya dengesizdir, işe yaramaz.
adaletAdaleti dengeleyen bu kılıcın demiri nereden gelmiştir? O kılıcın demiri Ergenekon’dan, dağdaki demir madeninden gelmiştir. Demirci dağdaki demir madenini eritip Ergenekon’dan çıkarken erittiği demiri de yanına alır. O demirden yeri gelmiş Bandırma diye vapur, devlete temel olsun diye kılıç, düşmandan korusun diye kalkan yapılmıştır. O demire tunç bulaşınca kılıç eğilir, denge sarsılır. Bu dengenin sarsıldığını yıllardır bilfiil görüyoruz, yaşıyoruz. Vaziyet demirin tuncuna, insanın piçine kalınan halin sonucudur. Bu sonucun yarattığı huzursuzluk ile ‘adalet’ dövizinin peşinden yürüyen insanlarımızın somut halini anlatmak için bu açıklamalar yapılmalıydı.
Sadece ve sadece adalet için yürüyen insanlara kimse karşı çıkamaz, çıkarsa da kaybeder. Çünkü adalet en neticesinde ay-yıldızı yukarıda tutmaya yaramaktadır ve ay-yıldızı yukarıda tutanların adı bu topraklarda Mustafa Kemal’dir ve bu topraklarda Mustafa Kemaller yenilmez. Tarihin aklına ayak uydurabilmek için bu tarihsel gerçeklik tespit edilmelidir. Fakat sadece ve sadece adalet için yürümek ne demektir? Bu soyut irade biraz somutlaştırılmalıdır: adalet için yürümek o demirdeki tuncu temizlemek ve tertemiz insanımıza omuz vermektir. Bugün insanlarımıza sürekli omuz atılıyor, yıkılıyor. Kılıcımızın demirine tunç kaçmış ve her yere bulaşmıştır. Öğrencilerin sınavlarına şaibe tuncu kaçmıştır, çiftçinin hasadına ithalat tuncu kaçmıştır, işçinin emeğine sömürü tuncu kaçmıştır, askerin yemeğine zehir tuncu kaçmıştır… Bugün 2 Temmuz mesela, 24 yıldır yangın yerindeki ateşi söndürecek bir adalete eremedik. Yarın 3 Temmuz. Bütün bu olan biten hengâmeye rağmen iftiracıların, eli kanlıların kaçını adalet önüne çıkarabildik? 13 gün sonra 15 Temmuz. Vatana yönelen ihanetin bombalarına kurban gitmiş 249 can için ne kadar mücadele edildi, kaç kayınbaba, kaç damat, kaç siyasi sorumlu? O gece ne oldu?
Sırtını gerçeklere yaslayıp bilimi yol gösterici belleyenler, bu olanları hep birlikte görüyoruz, kılıca demir, kitaba bilim, başağa da su yükleyecekler: Adalet isteyeceğiz, alacağız. Bu tarih bilinciyle bugün adalet nasıl istenir?
Adaletin gönderde tutmaya çalıştığı, Anadolu’da namusumuzla, hür yaşadığımızı gösteren ay-yıldızlı bayrak olduğunu unutmayacağız.
Adaletsizliğin mağdur ettiği herkese omuz verip haklarını alacağız. Kılıcın demiri diye tuncu yedirilmiş her mazlumun yanında olacağız.
Adaletsizliğe omuz vermiş, göz yummuş ama bugün eline adalet dövizi almış olanlara daha hızlı yürümelerini, hatta koşmalarını tembihleyeceğiz. Adalet suçsuza özgürlük, suçluya yaptırım demektir. Madem adalet isteniyor bu bilinçle onları da adalete teslim edeceğiz.
Eline mazlumun kanı bulaşmış, ağzından iftira eksik olmamışlara kılıcın demirinden tattıracağız. Kılıcın tuncuna denk gelip iftiraları mezarına götüreceğini sananlara en kısa zamanda arınmış demirden ikram edeceğiz.
Bomba olup üstümüze yağanlara, cana kast edenlere karşı paslanmış kılıcı arındıracağız. O gece bu ülkeyi yıkmaya çalışan ihaneti demirden kılıçla keseceğiz. O geceye götüren sürecin sorumlularının kılıcı kavurmasına izin vermeyeceğiz. O gece ne olup bittiğini saklayanları demirden kılıcın tuttuğu adalet terazisinde tartacağız.
Anayasanın 138. Maddesini hatırlatanlara da, adaletsizliğe gölge olup sallanınca eline döviz alanlara da destek olacağız. Olacağız ki isteğimiz olan hukukun üstünlüğü ve adalet kudretlensin.
Ne terör örgütlerin eski yatak arkadaşlarının kendilerini aklamaya çalıştığı siyasi ajandanın mezesi olacağız ne de teröre göz kırpmaya meyilli, yatak arkadaşlıklarını yıllarca izlemiş, rejime yönelen tehditlere gölge olmuşların kendilerini sıyırmasına izin vereceğiz. Zaten hukukun üstünlüğü ve adalet olursa ikisi de olmaz.
Kısacası ne kayınbabaları, siyasileri kollayanlardan ne de damatların, iftiracıların yargılanmasına karşı çıkanlardan olacağız. Adalet deyince bile korkar olana da adalet ne bilmeden döviz tutana da adalet ne demek anlatacağız.
Adaletsizliklerin uzun zamandır malum olduğu bu ülkede adaletsizlik olmadığını söyleyenlere teşekkür edeceğiz, kılıçtaki demirin tunçtan, tuncun pastan ayrıt edilmesini sağladıkları için. Onlar adalete refakatçi olmuyorlarsa, refakatçisi olduklarıyla birlikte tarih onlara refakatçi olur, çıkışa kadar.
Madem herkes adalet istiyor, işte adaletin resmi. Türkiye de bu resmi göreceği günlere yürüyor.
Tarih bir iktidarı daha çok yaptıklarıyla, muhalefeti de yapmadıklarıyla yargılar. Türkiye iktidarını ve muhalefetini adalet terazisinde tartıldığı sahneleri görmek için yürüyor.
Tarih; kamu kaynaklarını peşkeş çeken adamın politikalarını bire bir uygulayan iktidarı; aynı adamı iktidar olursa bakan yapmaya niyetlenen muhalefetle birlikte tartacağı günlere ilerliyor.
Tarih; kumpaslarla tertiplerle çalınan hayatların, öldürülen insanların tüm sorumlularını teraziye çıkarmaya doğru ilerliyor.
Tarih bunları er geç kendisi yapacaktı; ama görülüyor ki herkes kendi rızasıyla bir an önce bunların olmasını istiyor ve tarihin tekerini doğal ilerleme yönünde ivmelendiriyor. Çok güzel, herkes teraziye çıkmak için hazır. O zaman yürümeyelim sadece, türküler söyleyelim, koşalım.
Bu ülkede bir bağımsız aydının çığlına cevaptı o türkü, sesi cılız, cızırtılar arasında nağmesi duyulan bir ses. “Bu ülkenin çocuklarını, bu ülkenin fırsat eşitliğini sigortalarını, açlığını, bunları gündeme taşıyacak bir yiğit evladı yok mu?” çığlığına cevap olarak verilen cılız nağmeler denizdeki dip dalgası gibi yükseldi. Bir büyük şair tasvir etti o cızırtı içinden gelen dip dalgasını ve şimdi büyüdü, çırpıntılı bir deniz yürüyerek evlere taşınıyor.
Bu ülkenin çocuklarını, fırsat eşitliğini, adaleti savunacak bir değil sayılamayacak çok evladı var. O soruya verdikleri cevaplar şimdi o cılız türkünün nağmesini her yere taşıdı. Çalın davulları.
 İlteriş Civelek

CEVAP VER