Yürüyüşün Ardından

0
949
Bizler, Muasır olarak, tüm okurlarımız ve Türkiye kamuoyuyla Adalet Yürüyüşü hakkındaki fikirlerimizi paylaşmak ve Kemalist devrimci bilinçle son günlerde durduğumuz yerin açıklamasını yapmak isteriz.
15 yıllık açık emperyalist işgal, ulusun içerisinde kültürel, siyasi, ekonomik çok derin yaralar açmış ve vatan bir nevi bölünme, parçalanma noktasına gelmiştir. Emperyalizmin, cebinde taşeron olarak tuttuğu çeşitli -farklı gözüken siyasetler/cenahlar- eliyle ülkemiz ve devlet kurumlarımıza yaptığı saldırılar, cumhuriyetimizin geleceğinin sorgulanır hale gelmesine neden olmuştur. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yıllar boyu yapılan kumpaslar, cumhuriyetçi subay kadrolarının tasfiyesi ve son olarak 15 Temmuz 2016’da orduya sızmış taşeron/ajan unsurlar eliyle girişilen emperyalist darbe, ordu ve ulusun olası bir fiili işgale cebren direnç gösterebilme, kendisini savunabilme yetisini dahi şüpheye düşürmüştür.
Bahsini ettiğimiz bu vahim şartlar altında, çeşitli siyasi partiler ve onların geleceğe dönük ajandalarının, gündelik manevraları ne olursa olsun, hareketin merkezine ulusu ve onun taşıdığı tarihi devrimci bilinci koyması ve her daim yine ulusu muhatap alması gerektiği düşüncesindeyiz.
Yürüyüşe gelecek olursak; adalet talebi yerindedir ama günümüz Türkiye şartlarında yetersiz ve içi boş bırakılmıştır. Bunun görmekteyiz. Tam bağımsızlığını tekrar eline alamamış ulus, yakasında paçasında bir sürü devrim karşıtı unsur varken adil bir düzen bina edemez. Batı emperyalizmi ve onun yerel unsurları zaten adaletsiz düzenin ta kendisidir.
Adalet Yürüyüşü’nün uygulayıcısı CHP, ne yazık ki bu bilinci bayrak edinmemiş, dile getirmemiş, hareketi siyaseten kısıtlı tutmuş ve siyasi söylemini emperyalist güçlerin kullandığı retorikten tam olarak ayrıştırmamıştır. Lakin bu kısıtlı muhaliflik, yürüyüşe katılan yüzbinlerce, milyonlarca vatanperver cumhuriyetçi için asla geçerli değildir. Dolayısıyla, ortada Atatürkçü vasıf ve bilincini apaçık beyan eden, bayrak edinen yurtsever halkımız varken geriye çekilmek ve yürüyüş ve sonrasında doğabilecek siyasi yankıları başka unsurların eline bırakmak, Atatürkçü bilincin arada eriyip gitmesine ve marjinalizasyonuna sebep olacaktır.
Bizler, yürüyüşün siyasi söylemine dair eleştirilerimizi saklı tutmak ve sürdürmek kaydıyla, Atatürkçü bilincini şüphe oluşturmaksızın ortaya koyan halkımızın motivasyon ve çabasına katık olmak ve böylece halihazırda ortaya çıkmış hareketliliği ileriye taşıma, siyaseten daha nitelikli ve hedefi belli bir seviyeye getirmenin yerinde olacağını düşünüyoruz. Türkiye siyasi bilincinin omurgasını oluşturan Atatürkçü kadroların, kitlelerin sokağa dökülmüş olmasını, eksikleri akılda tutmak kaydıyla, bir tarihi girişim ve uyanış olarak görüyoruz. CHP’nin ulusal bağımsızlıkçı tarihi görevini ifa etmekten çekinmesi ve korkakça davranıp emperyalizme boyun eğmesi durumunda, ilerici kitlelerin sorumluluğu doğrudan yüklenip, cumhuriyet ülküsünü sahipleneceğine inancımız tamdır.
Emperyalizm, Adalet Yürüyüşü’yle başlayan bu uyanışı türlü sapma ve çelişkilerle süsleyip soğurmaya çabalayacaktır. Yürüyüş devam ederken dahi bu tür girişimler baş göstermiş, ulusal bağımsızlıkçı karakter, yine her zaman olduğu gibi demokratik katılım maskesiyle sulandırılmaya çalışılmıştır. Bunun bilincindeyiz. Bizlere düşen görev, halkın çabasına katık olup, ona saygı gösterip, devrimci bilincin budanmasını engellemek ve kurtuluş hedeflerimizin genişlemesini ve nihai cumhuriyetçi çerçeveye oturmasını sağlamaktır.
Unutulmamalıdır ki, kürsüler, makamlar, isimler önemsizdir. Aslolan, cumhuriyetçi, ulusal bağımsızlıkçı, Atatürkçü bilincin hakerete geçmiş olmasıdır.
Muasır yazarları olarak, tam bağımsızlık bilincinin devrimci farkındalığa sahip herkesin karakterinde olduğu inancıyla, yürüyüşe katılan veya kalbini veren vatanperver tüm yurttaşları saygı ve sevgiyle selamlarız.

Muasır

CEVAP VER