Kıbrıs Barış Harekatı ve Ulusal Savunmamız – Umut Erdoğan

0
1050
Kıbrıs sorununun 1960’larla beraber daha da gergin bir hal alması, 1974’teki Kıbrıs Barış Harekatı’nın koşullarını ve bu harekatın kendi gerekliliklerini de beraberinde getirmiştir. Türk siyasi hayatının ve diplomasi ilişkilerinin olduğu kadar, Türk askeri tarihinin de en önemli noktalarından biri olan Kıbrıs Barış Harekatı, Türkiye’nin ve Kıbrıs’taki Türkler’in güvenliğini sağlamayı kendisine görev edinen bir bilincin varlığının da göstergesidir.
20 Temmuz 1974 yılında iki tümen, iki hava indirme tugayı, bir amfibi alayının katılımı ile Kıbrıs Barış Harekatı gerçekleştirilmiştir. Yirmi yedi subay, kırk sekiz astsubay, bir sivil işçi, dört yüz yirmi iki erbaş ve er şehit düşmüştür (Tarakçı, 2010). Bu harekatın ardından Kıbrıs’ta kolordu seviyesinde Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı kurulmuştur. Harekatın öncesinde ve sonrasında, karada olduğu kadar denizde ve havada da güçlü olunmasının gerektiği bir kez daha görülmüştür. 1974 yılında Kurtarma ve Sualtı Komutanlığı bünyesinde bulunan Sualtı Savunma ve Sualtı Taarruz Grup Komutanlıkları Kıbrıs Barış Harekatı sırasında su altı keşfi yapmak, mayın arama – bulma – imha etmek, çıkarma gemilerine rehberlik etmek gibi görevlerin yer aldığı görevlerle harekatta ilk kez aktif görevde yer almıştır. Benzer şekilde, 1974 öncesi Kıbrıs’ın durumu, ülkemizin ilk komando tugayının kurulması ihtiyacını da yaratmıştır. 1965 yılında kurulan Hava İndirme Tugayı, 1992’de 1. Komando Tugayı adını almıştır. Bu tugay 1974 yılına gelindiğinde, 20 Temmuz gününde, harekata üç paraşüt taburu ile katılan, Kıbrıs’a ilk askerleri indiren tugaydır.
Bir ülkenin bağımsızlığının kapsamı içerisine kendi teknolojisini, kendi bilimini üretebiliyor oluşunu eklemek de tıpkı bayrağını ya da sınırlarını koruyor olabilmesi kadar ya da kendi kültürünü, tarihini, kurucu ideolojisini muhafaza edebiliyor olması kadar önemli diyebiliriz. Bu yüzden de bir ülkenin savunmasının tamamen bağımsız ve ulusal bir nitelikte olması beraberinde gelişmiş, çağdaş bilim ve teknoloji ihtiyacını da getirecektir. Bu bağlamda Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında, uygulanan silah ambargosunun neticesinde bağımsızlığın savunma alanındaki ihtiyacının aciliyeti sonucunda, dışa bağımlılığı azaltmak adına ulusal savunma sanayisinin oluşturulması da gündeme gelmiştir. Bu sürecin sonunda şu anki adı Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı (1987 yılında bu adı almıştır) olan vakfın ilk adımlarından biri olan, Türk halkının desteğini ve bağışlarını esirgemediği Türk Kara Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı (1974) kurulmuştur.
Ulusal bağımsızlığı sağlama yolunda bilim, teknoloji ve sanayi alanındaki gelişmeleri savunma sanayimizde de yakalamak ve bu yolla dışa bağımlılığımızı azaltabilmek adına 1973 yılında kurulan ülkemizin Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan Türk Uçak Sanayii Anonim Ortaklığı kurulmuştur. Ulusal bağımsızlığın bilim, sanayi ve teknolojiyi de yakalamak yolunu Mustafa Kemal Atatürk’ün de belirttiğini tekrar hatırlayarak devam edersek, 1974 sonrasında savunma sanayimizde dışa bağımlılığa karşı kendi teknolojimizi de kullanabilmek adına (şu an Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı’nın kuruluşları arasında – bağlı ortaklık ilişkisi ile) yer alan 1975 yılında öncelikli olarak askeri haberleşme sistemlerini ve dolayısıyla bilgi güvenliği sistemlerini güvenli (ve yerli olarak) geliştirmek için ASELSAN, 1982 yılında ulusal siber savunma sistemlerini geliştirebilmemiz amacıyla kurulan ve şu an siber tehdit istihbarat analizinin de hizmetleri arasında olduğu HAVELSAN, 1988 yılında ülkemizde roket ve füze üretiminin, tasarımının yapılabilmesi ve kara, hava ve deniz sistemlerine uygun biçimde roket ve füze teknolojilerinin geliştirilebilmesi amacıyla ROKETSAN kurulmuştur.
Kıbrıs Barış Harekatı’nın Hava, Deniz ve Kara Kuvvetleri’nin sonraki dönemlerinde ulusal savunma sanayimizin gelişmesi üzerinde nasıl bir etkisi olduğuna dair kısa bir şeyler paylaştık. Aynı zamanda, üç koldan da gerçekleştirilen bu harekatın askeri imkan ya da imkansızlıklarla olan ilişkisini de (öte yandan, elbette bir ambargoyu ve Türkiye’nin uluslararası ilişkileri kapsamında dahil olduğu/parçası olduğu diplomatik ilişkiler ağını da unutmadan) sonrasında ulusal savunma sanayimiz üzerinde de görmek lazım. Kurtuluş Savaşı’nı vermiş toprakların çocukları olarak kendi vatanımızın, tam bağımsızlık yolunda Mustafa Kemal’in yolundan bir an olsun ayrılmamış askerlerimizin, ordumuzun yanında dururken, meselemizin her zaman emperyalizme karşı tam bağımsızlığın her alanda sağlanması gerektiği meselesi olduğunu biliyoruz. Bu yüzden, kendi bilimimizi ve kendi teknolojimizi üretebilmemizin tam bağımsızlık yolunda ne derece önemli olduğunu unutmamakta fayda var.
Umut Erdoğan

CEVAP VER