Cevdet Sunay’a Açık Mektup – Talat Turhan

0
1002

Sayın Cevdet Sunay,

Yeni yıl nedeniyle yayınlanan mesajınızda diyorsunuz ki:

“Türk milleti, Milli Kurtuluş Savaşı’nı, büyük kurtarıcımız aziz Atatürk önderliğinde kırk sekiz yıl önce yaptı, ve kazandı. Bugün ikinci bir kurtuluş savaşından söz edilmesi, hem Atatürk’ün, hem şehitlerimizin ölümsüz hatıralarına hem de devletime karşı bir saygısızlıktır.”

Atatürk’ün “Tam Bağımsızlık” ilkesinin yeniden gerçekleşmesi için, tek çıkar yolun bir ikinci kurtuluş savaşı vermek olduğuna inanan, yıllardan beri hayatı ve geleceği pahasına bu davanın kavgasını verenlerden biri olarak, sizi uyarmak için kendimi görevli saydım:

“Tam Bağımsızlık demek, elbette siyaset, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür…gibi her alanda tam bağımsızlık, tam özgürlük demektir. Bu saydıklarımızın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk ulusun ve ülkenin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlıktan yoksunluğu demektir.” (Muammer Aksoy, “Atatürk’ün Işığında Tam Bağımsızlık İlkesi”, Abadan’a Armağan, AÜSBF, 1969)

Atatürk’ün tanımlaması ile günümüzün somut gerçeklerinin tam bir zıtlaşma içinde bulunduğu, yıllardan beri çeşitli çevrelerce ortaya konmuş ve kanıtlanmış bir gerçektir.

Elimizi kolumuzu bağlayan ikili anlaşmalar yürürlükte kaldıkça politik bağımsızlıktan; bir yılda 450 milyon borç faizi ödemek durumunda kalan ve 2014 yılına kadar borçlu bir ülkede mali bağımsızlıktan; yeraltı ve yerüstü servetleri dünya kapitalist-emperyalizmin işbirlikçisi kompradorlarca sömürtülen, endüstrileşmesi montaj ve ambalaj sanayii uyduluğuna terk edilen bir ülkede ekonomik bağımsızlıktan; yabancı makamlara yargı kapitülasyonu tanınan bir ülkede adli bağımsızlıktan; ABD eski Cumhurbaşkanı Johnson’un mektubunda hakkından yoksun bir ülkede askeri bağımsızlıktan ve sonuçta nüfusunun yarısı okuma-yazma bilmeyen bir ülkede ABD ‘barış’ gönüllüleri kol gezer ve yabancı uzmanlar Milli Eğitim Bakanlığı’nda tünerken kültürel bağımsızlıktan söz açmak, hem Atatürk’e hem Milli Kurtuluş Savaşı şehitlerine, hem devletimize karşı bir saygısızlıktır.

Atatürk’ün “Tam Bağımsızlık” ilkesiyle kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin bekçiliği gençlere emanet edilmişti. Basiretsiz, yeteneksiz, ödüncü ve oportünist politikacıların eliyle yaratılan bugünkü ortam karşısında, emanetin bekçileri “Tam Bağımsız Türkiye” sloganıyla kavga veriyorlar. Bu kavganın adıdır İkinci Kurtuluş Savaşı. Gerçek Atatürkçülerin zaferine dek bu mücadele sürecektir. Bizim kişisel yargımız değil tarihi determinizmin verisi böyledir.

Bu çok yönlü ve karmaşık savaşı anlamak yeteneğini kazanmalıyız. Bu mücadelede düşman hem içerde, hem dışarda bulunur. Dış düşman, emperyalizmin ve sömürünün her türlüsü ile onun uygulayıcısı mihraklardır. İç düşman ise bu sömürünün yurttaki maşa ve işbirlikçisi olan kompradorlar, onların gerici destekçisi ırkçı, faşist ve dinci kara gericiliktir; bu desteklerle yaşayan karşı-devrimci iktidar güçleridir.

27 Mayıs’ı gerçekleştiren güçler, 14’ler, 22 Şubatçılar, 11’ler, Genç Kemalistler, 21 Mayısçılar, boykot ve işgalle üniversite ve tüm eğitim sorununun düzeltilmesini isteyen öğrenciler, inançları uğruna sokaklarda kurşunlanan gençler, mütegallibenin toprağını işgal ettiği köylüler, emekçiler, işçiler, işsizler, yargıçlar, boykottaki polis öğrencileri, iktidara alet polisin kurşununu yiyen emekçiler, 69’lar** ve bu güçlerin düşün ve eylem koşulunda olan tüm namuslu insanlar, bütün vatandaşlar, gerçekte bilinçli ya da bilinçsiz “İkinci Kurtuluş Savaşı”nın birer eri olarak görevlerini yapıyorlar.

(…)

Sayın Cevdet Sunay,

27 Mayıs 1960’tan bu yana gelişen çizginizde bugün bulunduğunuz yer ilgi çekicidir. Türkiye ise bugün gerçek bir bunalımın içinde kıvranıyor. Sosyoloji bilimine göre, bir toplumda bu ölçüde huzursuzluk işaretleri görülürse o toplum bazı geleceklere gebedir. Bu doğum suçlamalarla önlenemez. Sosyal olayları suçlamayla önlemek gibi bir formül henüz keşfedilmemiştir. Siz ise çelişme içinde bulunmakta ısrar ediyorsunuz. Hem demeçlerinizde “Köy sahipliği- toprak köleliği” kurumunun varlığını itiraf ediyorsunuz hem de toprak reformu için bilinçli mücadele verenleri kınıyorsunuz; bir yandan irticadan şikayet ediyor, öte yandan da irticaya karşı çıkanları suçluyorsunuz. Yaşama savaşı veren işçi sınıfı ve emekçiler, öğretmen, memuru kınamak yerine, onlara devlet istatistiklerindeki asgari geçimi sağlamak yolunda ağırlığınızı kullanmalısınız. Bugün Türkiye öyle bir haldedir ki, Anadolu köylüsü açlık ve sefaletin pençesinde kırılırken İstanbul’un jet sosyetesi yılbaşını yurt dışında dünya jet sosyetesi ile kucak kucağa geçiriyor. Bu durum içinde Anayasa’da ‘sosyal adalet’ ilkesi bulunmasının bir anlamı yok bizce. Gerçek bir ‘ülkücülük’ içinde, vatanseverlik anlayışıyla, yurt ve emekçi halk çıkarları için öne atılanları suçlamakla, ister istemez karşı-devrimci saflara destek verir duruma düşüyorsunuz. Bu durum, makamınızın tarafsızlığı ile bağdaşmadığı gibi, yukarıda grafiği kabaca çizdiğimiz 1960’dan bu yana gelişinizle ters düşüyor.

Öyle anlaşılıyor ki danışmanlarınız ve istihbaratçılarınız bulundukları yerlerdeki konumlarını sürdürmek için sizi gerçeklerden uzaklaştıracak bilgileri taşımakta kendilerince yarar bulmaktadırlar. Bizler kulaklara hoş gelmeyecek gerçekleri pervasız söyleyecek kişileriz. Uyarılarımızdan yararlanmanız umudunu saygılarımla sunarım.

Talat Turhan

(Devrim Gazetesi, 20 Ocak 1970)

Dipnotlar:

*Bu açık mektup yazıldığı tarihte Sunay cumhurbaşkanı idi.

**O dönemde bir bildiriyle öne çıkan 69 genç deniz subayı, 12 Mart 1971 darbesinden sonra İstanbul Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nde açılan 84 sanıklı davayla TSK’dan tasfiye edilmiştir.

Yararlanılan Kaynak: Talat Turhan(2015), Direniş, İstanbul: Nergiz Yayınları

CEVAP VER