İşgal – Umut Erdoğan

0
1213
Emperyalizmin açgözlü saldırganlığının yayılmacılığı, coğrafyanın işgalinin farklı biçim ve boyutlarıyla karşımıza çıkabilmektedir. Bir şehrin çevresine sıçrayan yayılmanın benzeri biçimde, bir ideolojinin kendisine yeni alanlar bulmak amacıyla önce mekanı sonra zihinleri ya da bunun tersi işleyen bir süreçte önce zihinleri sonra mekanı işgal etmesi mümkün olabilmektedir. Bu işgalin yöntemindeki çeşitlilik her noktada kendisini gösterebilen bir halde olabilse de, medyadaki bir emperyalist işgalin bir ülkeyi fiilen işgal etme noktasına geldiğinde oluşturduğu tepki “kültür emperyalizmi tehlikelidir çünkü….” demekten daha fazlasını anlatır haldedir: Sınırların işgal edilmiştir.
Yıllar önce, soğuk savaş sonrasında dünyadaki çatışmaların kültürel unsurlar üzerinden ilerleyeceği iddiasını ortaya atan kaynakların başını çeken çalışmanın ABD çıkışlı olduğunu hatırlatarak ve Ortadoğu’yu akademik olarak çalışmaya pek bir hevesli olan diyarların da yine nedense akla ilk gelen emperyalist ülkeler olduğunu hatırlatarak devam edelim: Bir bölgenin kendisine özgü olan, dengeyi sağlayarak ilerleyebilen ve varlığını sürdürebilen kültürel unsurlarının her birinin birer parçalayıcı unsur olarak, uzaktan bakan saldırgan bir göz tarafından değerlendirildiğini düşünün. Bu gözün ne kadar uzakta olduğunun da o noktada bir önemi kalmayacaktır. Çünkü emperyalist yayılmanın, coğrafyanın işgalinin öte yandan ve doğal olarak kapitalizmden ayrı düşünülemeyeceğini hatırlarsak, her ne düzeyde olursa olsun bir şekilde uyumu yakalamış olan her türlü kültürel unsurun aralarındaki uyumun bu müdahale ile yok olacağını düşünebiliriz. Artık emperyalist işgale uğrayacak olan ya da uğramış olan coğrafya, işgal öncesindeki tüm uyumlu, işlerliği olan ilişkileri yıkıcı ve bozulmuş bir hale gelecektir. Bunu kapitalist bir pazar gibi düşünebilirsiniz. Çünkü işgal, kendisine has yeni bir toplumsal yapı da yaratmaktadır..Bunu örneklendirmek için kendi hayatınızın on ya da yirmi yıl öncesinde ya da otuz yıl öncesinde okulunuzda, mahallenizde ya da haberlerini açtığınızda dünyadan ya da ülkenizden duyduğunuz bir haberde karşınıza çıkan kavramları düşünebilirsiniz. Çoğumuzun bilmediği onlarca küçük, ayrıntının ayrıntısı halindeki kimlikçi ve ayrıştırıcı kültürel detay artık birleşmiş haldeki eski bir yapının yeni karmaşasının neden kaos içinde olduğunu aktarırken kullanılan o cümlelerin içinde yer almakta çünkü. Yani, saldırganlığın altında yatan bu yayılmacılığı kapitalist bir dürtü olarak düşündüğümüzde ABD’nin emperyalist saldırganlığı Ortadoğu’da bölgenin kendisine has olan her türlü uyumlu alanını, başta bahsettiğimiz “kültürel unsurlar”ın her birini neredeyse ayrılamayacağı son noktaya kadar bölerek darmadağın etmeye çalışmaktadır. Ortak tarihinden tutun da günlük hayatın pratiklerindeki ortaklıklara kadar uzanan kültürün önemini bağışıklık sistemine benzetirsek, ABD emperyalizmini de bu noktada bağışıklık sistemini yok etmeye çalışan bir mikroba benzetebiliriz sanırım.
Öte yandan, işgalin değiştirdiği yapı, sadece işgalin gerçekleştiği mekanın sınırları içinde de kalmayacaktır. Etkileşimsiz bir toplumsal yapının olmadığını hesaba kattığımızda, bir yandan değişen ittifakları, bir yandan da toplumsal hayatın, halkın hayatının gündelik akışına doğrudan dahil olan noktaları görebiliriz; işgal ve savaşın bir sonucu olarak göç. Göçün bir sonucu olarak da (ve bir yandan da birikimin bir sonucu olarak) yedek işgücünün varlığının yeniden kapitalizmin ve emperyalizmin bir sorunu olarak, kısır bir döngü içerisinde kendisini göstermesi. Ve göçün yarattığı sorunlar.
Emperyalist saldırganlığı doğrultusunda yeniden oluşturduğu tanımlarla evrensel tanımlarına müdahale ettiği kavramları imha eden ABD, “özgürlük”, “demokrasi”götüreceğini (!) iddia ederek dünyanın diğer ucundaki ülkelerin içişlerine burnunu sokmayı ve topraklarını işgal etmeyi kendisinde hak görecek kadar “gelişmiş bir demokrasi” anlayışına sahip olduğunu sanmaktadır. Burada yine tanımlarla ilgili bir not düşelim: Günümüzde kavramların içini boşaltmak ve kavramları yeniden inşa etmek gibi emperyalist müdahaleler için uygun bir anlam krizi yaşandığından, bu tip boşluk ve belirsizliklerin tehlikesini de tekrar hatırlatalım; kavramların sabit ve evrensel tanımlarına bağlı kalmaya neden ihtiyacımız var diye. Bu yüzden. Yoksa, demokrasi birden “özgürlükçü demokrasi” diye bir şeye sürüklenmesi gereken bir aldatmaca yoluna saptırılır ve siz daha demokrasi nedir diye düşünürken özgürlükçü demokrasi kurgusu/inşası yolunda önce kafanızdaki boşluklar işgal edilir, sonra da topraklarınız. Kavramların hangi yüzyıla ait olduğunun sorgulanmasıyla uğraşmaktansa meselenizin ve kavramın toplumsal işlevinin ne olduğunu düşünmekle uğraşmanız gerekmektedir sanırım; postmodern bataklıklarda debelenmekle değil.
Umut Erdoğan

CEVAP VER