Atatürk’ün Konya Nutku ve Türk Aydını – İlteriş Civelek

0
2305
Devrimcilik, içinde yaşanılan toplumun hangi tarihsel sürece dahil olduğunu kavramak ve gerekli bir eylem/söylem ortaya koyarak ilerici karaktere bürünmektir. Gerçek devrimci doğru zamanda doğru eylemi yapan kişidir, sözü bu çerçevededir. İlerici eylem ve söylemler geliştirmek için uygulanacak doğru yöntem ise diyalektiktir.
Atatürk de 1923 Mart’ında Konya’da gençlerle yaptığı söyleşide gerçekçi ve ilerici yöntemlerin berrak bir amaç belirlenerek yapılacağını ortaya koyuyor:
“Gençlerimiz ve aydınlarımız ne için yürüdüklerini ve ne yapacaklarını öncelikle kendi beyinlerinde iyice kararlaştırmalı, onları halk tarafından iyice sindirilebilir ve kabul edilebilir bir hale getirmeli, onları ancak ondan sonra ortaya atmalıdır. Ben çok ümitliyim ki, gençlerimiz bunu yapacak derecede yetişkindir.[..]
[…]Arkadaşlar!
Bizim halkımız çok temiz kalpli, çok asîl ruhlu, ilerlemeye çok yetenekli bir halktır. Bu halk, eğer bir defa karşısındakilerin içtenlikle kendilerine yardımcı olduklarına inanırsa her türlü hareketi derhal kabule hazırdır. Bunun için gençlerin her şeyden önce millete güven vermesi lâzımdır.”
Bugünün Türkiye’sinde diyalektiğe uymak ve asıl çelişmenin emperyalizm olduğu tespitini yapmak zaruridir. Tam bağımsızlık şiarı Türkiye için güncel, ilerici ve devrimcidir.
Tam bağımsızlık ve anti-emperyalizm mevzisini devrimciler geçerli ve gerçekçi eylemler ve söylemler buluşturarak en geniş cepheyi kurmak ve bağımsızlık savaşını vermelidir. Bu devrimci yol çizgisidir ve tarihsel materyalizmin şartıdır. Her aşamanın kendine, içinde bulunduğu zamana ve topluma özgü belirleyici unsurları vardır. Toplumun kendine özgü değişkenlerini kavramak ve buna uygun gerçekçi bir ‘devrimci yol’ sunmak da yine devrimcilerin görevidir. Bunu kavramadan sol siyasette argüman üretmek hem sapmadır hem de kaybedecek eylem ve söylemlerin içinde debelenmektir. Bugünkü gerçeklikleri kendi içinde bulundukları bataklığın çamuruyla bulamaya çalışanlar ulusal kurtuluş tezlerini enternasyonalizmin, millilik kavramını da evrensel değerlerin karşısına koyma hatasına düşüyorlar.
Bugünün Türkiye’sinde anti-emperyalizm çelişmesini göz ardı eden aydınlar halkına devrimci bir yol sunamamakta ve kendi mahallerinde Türkiye sevgisizliğini büyütmektedir. Devrimcinin ise böyle bir lüksü yoktur. Kendi milli kurtuluşunun kodlarını çözmek ve ilerici bir tavra bürünerek tam bağımsızlık şiarına sarılmalıdır. Türkiye solunda yaşanan en büyük sorun da bugün budur. Milli kurtuluşu reddetmek, emperyalizmi sorun görmemek gelinen noktada bir kısım aydının kendisini halkından dışlamasına ve geçersiz yollar sunmasına neden olmaktadır. Biz bu tavırda olanlara karşı milli devrimimizin kahramanı Mustafa Kemal’in ve bu sıkışmışlığa hapsolmamış bir aydının, Attila İlhan’ın, cümleleri ile cevap vermek istiyoruz.
Atatürk aynı konuşmasında geçmişten beri bir sorun olan ve memleketin ilericiliğine ket vuran yukarıda tarif ettiğimiz aydın tipine karşı şu cümleleri kuruyor:
“[…]Aydınlar ana kitleyi kendi amacına ulaştırmak ister; halk kitlesi ve avam ise bu aydın sınıfına bağlı olmak istemez. O da başka bir yol belirlemeye çalışır. Aydın sınıfı telkinle, uyarıyla çoğunluğu kendi amacına göre razı etmeye başarılı olamayınca, başka araçlara yönelir. Halka baskıya ve zor kullanmaya başlar; halkı baskı altında bulundurmağa kalkar. Artık burada incelenmesi gereken asıl noktaya geldik. Halkı ne birinci yöntem ile ne de zorbalık ve baskı ile kendi amacımıza sürüklemeye başarılı olamadığımızı görüyoruz; neden?
Arkadaşlar!
Bunda başarılı olmak için aydın sınıfla halkın düşüncesi ve amacı arasında doğal bir uygunluk olması gereklidir. Yani; aydın sınıfının halka vereceği bilgiler, göstereceği ülküler, halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalı. Halbuki bizde böyle mi olmuştur. O aydınların etkileri milletimizin ruh derinliğinden alınmış ülküler midir?
Şüphesiz hayır, aydınlarımız içinde çok iyi düşünenler vardır. Fakat genellikle şu hatamız da vardır ki, araştırmalarımıza temel olarak çoklukla kendi memleketimizi, kendi tarihimizi, kendi geleneklerimizi, kendi özelliklerimizi ve ihtiyaçlarımızı almalıyız. Aydınlarımız belki bütün dünyayı, bütün diğer milletleri tanır, fakat kendimizi bilmeyiz.
Aydınlarımız milletimi en mutlu millet yapayım derler. Başka milletler nasıl olmuşsa onu da aynen öyle yapalım derler. Fakat düşünmeliyiz ki, böyle bir görüş hiçbir devirde başarılı olmuş değildir. Bir millet için mutluluk olan bir şey diğer millet için felâket olabilir. Aynı neden ve şartlar birini mutlu ettiği halde diğerini mutsuz edebilir. Onun için bu millete gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü ilminden, keşiflerinden, gelişmelerinden yararlanalım, ancak unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarmak zorundayız.[…]”
Attila İlhan da bu aydın tipini ‘halk için’ diye tarif ettiğimiz tavırdan kopmuş olması sebebiyle komprador aydın diyerek tarif ediyor. Gönüllü ajan konumuna düşmenin kaynağı da yine bu sapmadır, diyalektik yoksunluk ve toprağa yabancılaşmaktır. Tanzimatçı hastalık denilen durumu Attila İlhan şu şekilde özetlemiştir:
“[…]Tanzimat sonları Meşrutiyet başlarına doğru Avrupa’ya okusunlar diye gönderilmiş aydınların da evcilleştirilmesi suretiyle Beyoğlu’nda, Beyazkule’de veya Frenk mahallesinde yerli Hıristiyanlarla beraber artık Batılılaşmış, yani medeni dünyaya ait olmuş sayılan bir aydın kesimi belirmiştir.
Bu aydın kesimi Türkiye’yi ileriye götürme teşebbüsü içinde görünür fakat aslında Sevr muhadenesine götürürler. Sevr muhadenesini imzalamayı da çok yerinde bir şeymiş gibi yapmışlardır. Ve onlara karşı Kemalist hareket belirmiştir.
Kemalist hareketin neye karşı belirdiği çok nettir. Batılı senin topraklarına el koymaya karar veriyor. Senin topraklarına el koymak için uyguladığı evcilleştirme süreci, devşirme süreci aynen sömürgelere uyguladığı süreç. Önce seni dinden kaydırmaya çalışıyor, sonra dilden kaydırmaya çalışıyor, yavaş yavaş zevklerini ve yaşama biçimini değiştiriyor. Sen gittikçe ona uyuyorsun ve bunu ilericilik ve medenilik zannediyor ve savunmasını yapıyorsun. Halbuki seni kültürsüzleştiriyor.
Mustafa Kemal Paşa medeni dünya dememiştir. Tam tersine Batıya inanılmaz suçlamaları vardır. Mustafa Kemal Paşa “onların yaptığı gibisini aynen yapalım” demiyor. O “biz medeni olacağız” diyor ve “kendi medeniyetimizi yapmaya çalışacağız” diyor. Bunun için de Türk tarihine, Türk diline ayrı önemler veriyor.
Cumhuriyet Türkiyesi’nde Mustafa Kemal’in uyguladığı dış politika inanılmaz esneklikteki bir dış politikadır. Sovyetleri İngilizlere karşı kullanmıştır. İngilizleri Sovyetlere karşı kullanmıştır. İngilizlere karşı Sovyetlerle beraber Fransızları kullanmıştır. Fransızlara karşı İtalyanları kullanmıştır. Mustafa Kemal Paşa bunların hepsini kullanır, hiçbirisine taviz vermez. Cumhuriyet onun için tam bağımsızdır. Bunda çok ısrarlıdır. Rusya büyük dostumuzdur, Rusya’ya da taviz vermez. Ya da yönetime burnunu soktukları anda karşılarına çıkar.
Ulusallık esastır. Ulusallığı ekonomide istemiştir. Ulusal bir ekonomi kurmaya gayret etmiştir, bunun için de kendi tabiriyle bir devlet sosyalizmi yapmak istiyor. Bunu yapmak istemesinin sebebi de çok net çünkü amele sınıfı yok, olmayınca öbür sosyalizm olmazdı. Çok akıllıca bir şey, devlet vasıtasıyla böyle bir şey yapabilirim diye düşündü.
Buna kalkışırken bunun ulusal olmasında çok ısrarlıdır, çünkü olmadığı takdirde sömürge haline düşüyorsun, perişan oluyorsun. Ulusal bir kültür yaratmak gayreti içindedir. Bunun için de dili mümkün olduğu kadar ulusallaştırmaktan yanadır. Bunu yaparken de ulusal kültür eserleri verilmesinden yana çıkmıştır. Kısa süren hayatı içerisinde yönetimde bunları yapmaya gayret etmiştir.[…]
Peki Attila İlhan bu aydın tipinin varlığına karşı nasıl bir çözümleme sunuyor? Yine aynı tarifindeki cümlelerine bakalım:
[…]Tarih birikimimiz çok. Kendi kültürümüze dayanarak, kabile kültürümüzden beri, ümmet kültürümüz de dahil olmak üzere bunları benimseyip koruyarak, tamamen çağdaş ulusal ve gelişmiş bir kültür yaratabiliriz.
Bu bakımdan komprador aydını tipini çok takmamak lazım. Bunu tam önleyemeyiz ama önlemenin yolları var.
Yapılması gereken birinci iş, artık ulusallığını kaybetmiş olan eğitim ve öğretimi ulusallaştırmaktır. Bunun için de ilk önce ecnebi okullarının ortadan kaldırılması lazım. Yabancı dille tedrisatın hele de devlet okullarında kesinlikle ortadan kaldırılması lazım.
Bunun dışında ulusal ekonomiye yönelik tedbirler almak gerekiyor.
AB ile Gümrük Biriği kurma rezaletimizi mutlaka ortadan kaldırmamız lazım.
Kompradorluk gerçekte sömürgeleşme yolunda bir acenta mantığının bir ülkenin herşeyine hakim olmasıdır. Yani orada ulusal hiçbir şey kalmaz. Ulusal olan herşey ikinci plana atılır. Yabancının değer ölçüleri hakim olur. Sen onların acentası olarak görev yaparsın. Edebiyattan tut politikaya, ekonomiden tut bilime kadar böyle olmuştur.”
İlteriş Civelek
Kaynakça
Atatürk, M. K. (1923, Mart 20). Mustafa Kemal Atatürk'ün Konya Nutku. GüncelMeydan:
http://www.guncelmeydan.com/pano/mustafa-kemal- ataturk-un- konya-nutku- t19090.html
adresinden alınmıştır
İlhan, A. (tarih yok). Uşaklığın zirvesindeki komprador aydınlar. Derkenar: http://derkenar.com/attila-
ilhan+usakligin-zirvesindeki- komprador-aydinlar adresinden alınmıştır

CEVAP VER