30 Ağustos Zaferi – Falih Rıfkı Atay

0
519

Kocatepe’de, bir ağır düşüncenin ebedi heykelini andıran fotoğrafını göz önüne getiriyor musunuz? Mustafa Kemal 26 Ağustos sabahı orduyu saldırıya sürmüştür.

Başlarını ateşe, taşa ve çeliğe çarpa çarpa kan köpüren Türk kahramanlığının düşünen, arayan, bulan, gösteren, bazen bir ”evet”i ile bir ”hayır”ına vatan talihi bağlanan başıdır o! Akıp giden sular gibi, boşanıp giden milli kaderler böyle bir set bulursa durur. Bu milli kahraman denen adamdır. Dağın eteklerinde dövüşen halk ve tepenin üstündeki zafer yaratıcısı, o sabah ikisi birbirine ne kadar layık idiler.

Fakat taarruz sökmeli idi. Arkasından bütün şafaklar sökecek. Mustafa Kemal bu anlarında sert, yalçın, kalbi ve siniri aransa bulunmaz bir iradeden ibarettir. Tam zamanında emrini yerine getiremediği için pek sevdiği bir tümen kumandanı intihar eder. Mustafa Kemal, vah vah, demez. Ağzından ağır bir kelime çıkar. Boşuna da ölmüştür. Çünkü biraz sonra tümeni vazifesini yapmıştır. Canına kıymak, velev onun uğruna canına kıymak! Ne çıkar bundan? Mustafa Kemal, kendisine verdiği söz uğruna ölen bu sevgili arkadaşının, kanlar içindeki hayaletini görmek, ”Yazık oldu çocuğa…” demek için bile şafakların ötesindeki bir günü bekleyecektir.

Uşak’ta esir Başkomutan Trikopis’le General Denis’i karşısına getirdikleri zaman, kendisi de bu kadar ve çabuk zaferin merakı içinde idi. Onları dostça yanına aldı ve meslektaşça konuştu. General, bir ucu Afyonkarahisar’da, öbür ucu Kütahya’da bulunan bir Türk ilerleyişinin bir anda kesinleşerek hızla daraldığını, etraflarını git gide üçgenlemesine kapladığını ve sonunda kendilerini bir dağın eteğine doğru sürdüğünü söyledi!

  • Böyle bir şeyin olacağını anlamadınız mı?

Trikopis taarruzun son dakikaya kadar iyi gizlenebilmiş olduğunu itiraf etti. Kendisinin yüksek yaylada tedbirler alınmaksızın barınılamayacağını yüksek makamlara anlatamadığını söyledi. Ordularını kuşatan üçgen darala darala öyle bir kerteye gelmişti ki, bir yamacın eteğine dalmışlardı.

  • O zamana kadar toplarımızı az çok kullanarak geri çekiliyorduk. Fakat sırtımız o yamaca dayatıldıktan sonra kıpırdamaklığımıza imkan kalmamıştı. O sırada işleyemez bir darlığa geldik. Ancak ellerimizdeki tüfekleri kullanabiliyorduk. Sonunda bir an geldi ki, tüfeklerin bile işleyemediği bir darlığa düşürüldük. Süngüler parlamaya başladı. Arkamız, önümüz, her yanımız süngü! Böylece artık iş bitmişti. Atımı bile bulamıyordum. Yaya olarak ormanlar içine düştük.

Sonra sordu:

  • Siz bu harbi nereden idare ediyordunuz?
  • İşte tam o süngülerin parladığını söylediğiniz yerde, askerlerin yanında idim.
  • Harp böyle kazanılır. Yok beş yüz elli kilometre uzakta, durum gözle görülüp hüküm verilmeksizin, bir harita üzerinde pergelle ölçülerek yattan idare edilmez.

Sakarya’da 3282 ölü ve 13618 yaralı vermiştik. Büyük saldırı harbi bize 2542 ölü ve 9977 yaralıya mal olmuştur.

Bu zafer Millet Meclisi’ne, hükümete, ordu komutanlarına rağmen Başkomutan Mustafa Kemal tarafından kazanılmıştır.

Falih Rıfkı Atay, Çankaya

CEVAP VER