Güvensizlik Belgesi – Uğur Mumcu

0
305

“Aldıkaçtı Anayasası” kimlere, hangi kişi ve kuruluşlara karşı güven duymakta, hangilerine karşı güvensizlik beslemektedir? Bunun dökümünü yaparsak, taslağın “ideoloji” ve “felsefesi” iyice ortaya çıkar. O zaman bu taslağın kimlerin anayasası olduğu anlaşılır.

Tasarı, basına hiç güven duymamaktadır. Bu yüzden basın özgürlüğüne çok sıkı kayıtlar getirmektedir. İşçi sendikaları için de aynı güvensizlik söz konudur. Aynı kuşkucu yaklaşım, sendikalarda olduğu  gibi, siyasal partilerde, derneklerde, meslek kuruluşlarında, kooperatiflerde, vakıflarda da egemendir.

Gazetecilere, yazarlara, işçi liderlerine, sendika yöneticilerine, kooperatif kurucusu köylülere,  siyasal partileri oluşturacak ve yönetecek yurttaşlara, barolara, tabip odalarına, mühendis ve mimar odalarına, kültürel etkinlikleri ön plana alarak vakıf kuracak yurttaşlara karşı tam bir güvensizlik söz konudur.

Güvensizlik, yargı kuruluşları içinde geçerlidir. İdari yargı, iyice budanmıştır, verilecek kararlar sınırlıdır. İdari denetim alanı daraltılmıştır.  Tasarı, yüksek yargı yerlerinde görev yapmış deneyimli hukukçulara karşı güvensizlik içindedir. Anayasa yargısının alanı daraltılmış, Anayasa Mahkemesi üye seçimi, üyelerin nitelikleri belirtilmeksizin, Cumhurbaşkanına bırakılmıştır.

Tasarı, kamu görevlilerine güvenmemektedir. Kamu görevlilerinin “Sendika kurma hakkı”  bir yana dernek kurma hakları bile yoktur.

Bir anayasa ki, basına güvenmez, yüksek yargıçlarına, yargı kuruluşlarına güvenemez, bir Anayasa ki işçilerine, memurlarına, köylülerine güvenemez. Bir Anayasa ki, avukatlarına, mühendislerine, doktorlarına güvenemez, bunların yasal örgütlerini, birer suç odağı gibi görür… Bir Anayasa ki, devlet sektörünü nerdeyse anayasadan silmeye çalışır.

Aynı Anayasa bakın, görün kimlere güvenir:

Özel sektöre güvenir. Bütün hak ve özgürlüklere karşı devletin sınırlama yetkisini getiren ve bu özgürlüklere asık yüzle bakan Anayasa, sıra özel sektöre gelince yumuşar, yüzü güler. Özel sektörü özendirir, ona yol gösterir.

Toprak reformu ve kamulaştırma söz konusu olunca bu kez, Anayasa, devletten kuşku duymaya başlar. “Rayiç bedel” ilkesini getirerek devletten vergi kaçıran toprak sahiplerini korur. Toprak mülkiyeti ile ilgili öncelikler sıralayarak, toprak reformunun, toprak sahipleri zararına uygulanmaması için aklına gelen her önlemi almaya çalışır. Doğal kaynakların işletilmesinde, özel sektöre, geniş olanaklar tanır.

Buralarda, Anayasanın yurttaştan değil, devletten kuşkusu vardır. Toprak ağalarını, maden sahiplerini, devlete karşı Anayasa ile korumaya çalışır.

İşçi sendikalarının önemi yoktur, siyasal partilerin önemi yoktur. Başbakanların önemi yoktur. İdari yargı ve anayasal yargı kuşa çevrilmiş, yargı denetimi iyice sınırlanmıştır. Bunların da önemi yoktur. Böyle bir devlet çarkında tek bir adamın önemi vardır: Cumhurbaşkanı.

Toplumun işverenler dışındaki bütün kesimlerine, bütün kişi ve kuruluşlarına güvensizlikle bakan Anayasa, devlet çarkı içinde bir tek kişiye inanmakta, bütün yetkileri, bu kişiye vermektedir. Ve bu kişinin, kırk beş milyon kişi içinden seçilen bir tek kişi olduğu için bu kişiye güven duyulması gereğine inanmaktadır.

Ve tasarı bu anlayışı sergilerken Türk tarihini unutmaktadır. Birinci ve İkinci meşrutiyetleri, 1950-60 dönemini, 27 Mayıs ihtilalini unutmaktadır. Son otuz iki yıl içinde seçilenlere karşı güvensizlikten kaynaklanmış olan üç askeri ihtilalin varlığını unutmaktadır. Ve yine bu yetkilerin kurtuluş savaşımızın yüce önderi Atatürk’e bile verilmediğini unutmaktadır.

Temel felsefe, ideoloji budur: Toplumun büyük kesimlerine karşı kuşku, özel sektöre ve Cumhurbaşkanına duyulan güven, “Aldıkaçtı Anayasası”nın temel ideolojisini oluşturmaktadır.

Uğur Mumcu

Cumhuriyet, 15 Ağustos 1982

CEVAP VER