Fransız Devrimi’nde Bir Yol Ayrımı – Umut Erdoğan

0
959
  • Toplumun amacı herkesin mutluluğudur.
  • Bütün insanlar özgür ve eşit haklarla doğar ve bu durum değişemez.
  • Egemenlik ilkesi ulusa dayanır; bütün yetkiler ondan kaynaklanır ve sadece ondan kaynaklanabilir.

1789, Robespierre

1790’da Arras’ta kurulan, 1792’den sonra Jakoben Kulübü olan Anayasanın Dostları Derneğini’nin sloganı “Ya hür yaşamak ya ölüm”dü (vivre libre ou mourir). Bu yüzdendir ki bağımsızlık uğruna verilen mücadelelerin liderlerinin akılda kalan ifadeleri, insanlığın evrensel değerlerini savunmak ve yaşatmak adına yüklendikleri vazifelerin ortak bilincini taşıyan felsefelerinden olsa gerek, şu tarihte başka bir coğrafyanın çocukları için de tanıdık gelen bir anlamı taşımaktadır. Bir ulus olmayı, vatanını sevmeyi, ulusal egemenliği, tam bağımsızlığı bizler de akıllarından bir an olsun çıkarmayan ve bunu görev edinmiş olanlar değil miyiz?
17 Ekim 1813 tarihinde Almanya’da doğan ve oldukça kısa bir hayatı olan (19 Şubat 1837’de İsviçre’de hayatını kaybetmiştir) Georg Büchner, Fransız Devrimi’nin öne çıkan isimlerinden biri olan Georges Jacques Danton üzerine odaklanan eserinde, Danton’un idamına giden süreci, ağırlıklı olarak Danton ve Camille Desmoulins ve çevrelerindeki isimler üzerinden işliyor. Birkaç gerçeği Büchner değiştirse de, bu yanlış bilgileri karakterlerin biyografilerinde ayrıca görmek ya da bulmak mümkün.
Danton’un Ölümü, devrim sonrasındaki bir yol ayrımını, tarihin önderliğinde, Büchner’in kaleminden işliyor. Böylece tarihin şu ana dek göstermiş olduğu, amaçlar ve araçlar arasındaki gerilimin, yöntemin bu iki unsur üzerindeki gücünü bir kez daha görüyoruz: Tarihteki en büyük olaylardan biri üzerinden üstelik. Büchner bu gerilimi birçok kere eserde yansıtmış: Ilımlılığı, halkın gözünde dönem şartları içerisinde bir zayıflık belirtisi olarak ifade eden Lacroix, “Eylül Kahramanı” olan Danton’un halkın gözünde bir “ılımlı”ya dönüşmesi durumunda kendi sonunun geleceğini söylüyor Danton’a. Zira karşılarında, Danton’u yurtseverleri aldatmış bir devrimci olarak gören Robespierre gibi gücün kullanım biçiminin sorgulanabilir hale geldiği anın aslında aldatılmaya da yol açabileceğini bir örnek mevcut. Ya da, St. Just, eserin bir bölümünde Ulusal Konvansiyon Meclisi’nde, toplumsal dönüşümün bazen hızlı olması gerektiğini ve bu yolda yapılacak olanların, yine tüm insanların eşit olduğu ilkesi unutulmamak kaydıyla yapılması gerektiğinin altını çizerken, aslında az önce bahsi geçen ılımlılığın karşı durduğu adımların da bir savunusunu yaparak, bu hareketlerinin gerekliliğinin açıklamasını yapıyor.
Büchner, Robespierre’in Danton ve arkadaşları ile yollarının ayrılması sonrasında içinde olduğunu düşündüğü durumu kurgusunda, (Camille Desmoulins’in de kendisine ihanet ettiğini öğrendikten sonra) Robespierre’in şu sözleriyle yansıtıyor:
“(….) Mesih kendi kanıyla onları kurtuluşa götürdü, bense onları kendi kanlarıyla kurtuluşa götürüyorum, bunun günahını da kendi üzerime alıyorum. O acının hazzını duyuyordu, bense celladın azabını duyuyorum. Kim kendini yadsımış oldu, o mu, ben mi? Kaçıkça düşünceler bunlar. Niye o hep bir kişiyi kendi önümüzde görüyoruz? Aslında insanoğlu hepimizle birlikte çarmıha geriliyor; hepimiz Golgotha Tepesi’nde kan ter içinde boğuşuyoruz, ama kimse kendi yarasıyla başkalarını kurtuluşa götüremiyor. Camille’im benim! Hepsi uzaklaşıyor benden, her yer çorak, her şey boş, yapayalnızım.”
Danton’un Ölümü’nde sıklıkla Robespierre’in “erdem”e olan vurgusuna Danton ve arkadaşlarının bir saldırısı mevcut; Robespierre’in erdem ve ahlak üzerinden yükselttiği ve oluşturduğu sisteme, idealleştirilmiş ve neredeyse ütopikmişçesine bir saldırıyı yapıyor yer yer Büchner’in metni. Robespierre’in kendi ifadelerinde de taviz vermediği, vatanseverlikle örülü siyasi ahlak anlayışı, 1794’teki bir konuşmasında şöyle yer bulmuş:
“Cumhuriyetin ruhu erdemse, eşitlikse ve amacınız Cumhuriyeti kurmak ve pekiştirmekse, bunun sonucu sizin politik yönetiminizin ilk kuralı, tüm faaliyetlerinizin eşitliği korumak ve erdemi geliştirmek yönünde olmasıdır; yasa koyucunun ilk kaygısı, hükümetin ilkelerini güçlendirmek olmalıdır. Böylece anayurt sevgisini uyandırmak, ahlakı arındırmak, ruhları yüceltmek, insani tutkuları kamu çıkarlarına tabi kılmak için ne gerekiyorsa onları benimsemelisiniz ya da oluşturmalısınız. Onları bencil “ben”in onursuzluğuna sıkıştırmaya, küçük şeyler için çılgınlıklar yaratmaya ve büyük şeyleri hor görmeye yönelik ger şeyi reddetmelisiniz ya da ezmelisiniz. Fransız Devrm sisteminde ahlaka aykırı olan her şey politikaya da aykırıdır, rüşvet karşı – devrimcidir. Zayıflık, ahlaksızlık, önyargılar krallığın yoludur.” (Robespierre, “Siyasal Ahlak İlkeleri Üzerine”, 1794)
1794’te henüz postmodernizm denilen lanetin doğmamış (ya da doğurtulmuş olmaması) olmasına rağmen, Robespierre’in keskin ve tavizsiz açıklamalarına, sınırları belli ilke ve kavram tanımlarına bile günümüz serbest piyasacılarının ya da ılımlılarının, coşkulu özgürlükçülerinin (!) o dönemdeki temsilcilerinin ellerinden geldiğince saldırdıklarına şaşırmamak gerek.
Robespierre’in amaçladığı dönüşüm sırasında yanında olanların, iş özgürlükler adlı geniş çerçevenin sınırlarına geldiğinde nasıl yalnızlaştığını düşünün: Paranın daha fazla paraya olan arzusunun, konu egemenliğe geldiğinde dahi kendisini öne çıkarmaktan geri durmayacak kadar kibirli olduğunu görün. Robespierre, “özgürlükler” tanımının geniş (ya da sisli) çerçevesi içerisinde sermayenin büyümesine bir sınır koymaya kalkıştığında, çıkarlar ve hırs, Robespierre ile başlanan yoldan dönmek için bir yandan Jakobenler’in içinden bir kısma, bir yandan da Jakobenler’in destekçisi olan kesimlere (orta sınıf ve işçiler, şehirde uygulanan ekonomik kesintilerden ilk ve doğrudan etkilendikleri an tepkilerini yansıtacakları ilk hedefe yöneleceklerdi). Yani, Danton ve çevresi, çevresinde bir çevre oluşturabilecek kadar güçleniyordu.
En nihayetinde karıştığı yolsuzluktan aklanamayan Danton, daha önce birçok kez kendisini savunmuş olan Robespierre’in bu sefer savunusundan yoksun kaldı. Her ne kadar Büchner eserinde adeta Danton’u ölümü iple çekiyor gibi gösterse de, yer yer yaşamaktan, maddi dünyada var oluşundan bıkmış bir adam gibi yansıtsa da…. Danton, Eylül Kahramanı, Robespierre’in idamından birkaç ay önce Bastille işgalindeki öncülerden biri olan Desmoulins ve beraberindeki arkadaşlarıyla birlikte idam edildi.

Georg Büchner “Danton’un Ölümü”, Mitos – Boyut Tiyatro Yayınları. 

Umut Erdoğan
Yazıda faydalanılan kaynaklar:
Maximillien de Robespierre “Jakoben Söylevler”
Eric Hobsbawm “Devrim Çağı”
Peter McPhee “Robespierre”

CEVAP VER