AKP anti-emperyalist mi oldu? – Muasır

0
3278

Ülkemiz ve bölgemizdeki emperyalist saldırganlık ve bunun yarattığı son günlerdeki tartışmalar üzerine, Muasır olarak belirli noktalara dikkat çekmek ve takipçilerimizle görüşlerimizi açıkça paylaşmak isteriz. Bu sebeple 6 soru hazırladık ve bunlara mümkün olduğunca basit bir dille cevap vermeye çalıştık. Kamuoyu ve sosyal medyadaki yüksek sesli tartışmaların, yaftalamaların ve bilgi kirliliğinin, ülkemize ve halkımıza açıkça düşman kesimler tarafından nasıl ele alındığının bilincinde olarak, çeşitli açıklama ve uyarıları bir görev biliriz.

1- AKP Antiemperyalist mi oldu?

Antiemperyalist olmaktan kasıt, bir siyasi partinin askeri, siyasi ve iktisadi olarak, bütünlüklü bir şekilde emperyalizm ile mücadele etmesi ise, AKP antiemperyalist değildir ve asla olmayacaktır. Büyük ve işbirlikçi sermaye gruplarının sınıfsal çıkarlarını temsil eden ve doğası gereği kozmopolit çıkarlara sahip olan bir siyasi eğilim, vatan savunmasının kararlı ve tutarlı bir öznesi olamaz. Attığı adımlarda kaçınılmaz olarak tavizkardır, anlaşma yollarını kovalamaktadır, keyfimiz bozulmasın diye hesaplar yapmaktadır.

2- Türkiye emperyalizm tarafından tehdit edilmekte midir?

Türkiye hem 70 yıldır emperyalizmin örtük/finansal işgali altındadır ve bu örtük işgal sebebiyle Türk ordusu yıpratılmış, Türk sanayisi çökertilmiştir; hem de 25 yıldır Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) isimli fiili işgal tehdidi ile karşı karşıyadır. Bu proje kapsamında önce Irak fiilen ikiye bölünmüş ve Kuzey’de özerk bir bölge kurulmuştur. Ardından Türkiye siyaseti dizayn edilerek 2002 senesinde iktidara AKP getirilmiş, 2007 senesinden itibaren Türk ordusuna çeşitli kumpaslar kurularak bu sefer ordu dizayn edilmeye çalışılmıştır. Bunu takiben içeride çözüm süreci başlatılmış, Suriye’ye ise cihatçı teröristler sokularak merkezi hükümet düşürülmek istenmiştir. İktidardaki AKP tüm bu ayaklarda Haçlı ordusunun taşeronluğunu yapmıştır. Fakat bu baştan sona hatalı Suriye politikasının sonucunda Suriye de fiilen ikiye bölününce (ABD-Rojava koridoru) ve Güneydoğu’daki çatışmalar yeniden başlayınca, AKP çok geç de olsa daha dengeli bir dış siyaset izlemeye karar vermiş, bunun üzerine de misilleme olarak ABD-FETÖ darbesi gelmiştir. Özetlemek gerekirse, Türkiye emperyalizm tarafından tehdit edilmektedir, hem de emperyalizm, kendi iktidara getirdiği AKP’yi indirmek pahasına bunu yapmaktan çekinmemiştir.

3- Emperyalizmin bir ülkeye müdahale etmesi için o ülkede antiemperyalist ve solcu bir iktidar olması gerekmiyor mu?

Gerekmiyor. Eğer dünya siyaseti o kadar basit olsaydı, yani bir yanda emperyalistler öbür tarafta antiemperyalist vatanseverler ve sosyalistler, bu kadar diplomata, strateji enstitüsüne vs. gerek kalmazdı. Örneğin ABD Güney Vietnam’da kendi iktidara getirdiği faşist Diem’e darbe yapmıştır. Daha yakın ve bizi ilgilendiren örnek ise Irak. Saddam Hüseyin yıllar boyunca Amerikan dış politikasının taşeronu olmuştur, Saddam’ı İran’a da Kuveyt’e de saldırtan ABD’dir, buna rağmen ülkesini emperyalist müdahaleden kurtaramamıştır. ABD de zaten Irak’ı Saddam Hüseyin yönettiği için değil, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında ikiye bölmek için hedef almıştır. Dolayısıyla emperyalist jeo-strateji, bir ülkeye saldırmaya karar vermişse iktidarda kimin olduğuna bakmaz, hatta iktidarda diktatör sıfatını hak eden birisi varsa, bu müdahale daha kolay olmaktadır. Çünkü böylelikle emperyalist saldırganlık, küresel kamuoyunda meşruiyet bulmaktadır.

4- Emperyalist saldırganlık ile diktatör arasında kalan sol ne yapmalıdır?

“Taraf değiliz, seçim yapmak zorunda değiliz” gibi laflar bir aldanmanın ürünüdür ve hemen her zaman emperyalizmin işine yaramaktadır. Bu nasıl bir aldanma? Emperyalizm sanki gerçekten diktatöre saldırıyormuş, sanki diktatörle gerilim yaşıyormuş gibi, esasında emperyalist kampanya merkezlerinde oluşturulmuş yalanlara prim vermektedir. Oysa gerçekte olan şey, emperyalizmin, diktatörü, çoğu zaman da kendi yarattığı canavarı bahane edip bir ülkeye veya bölgeye saldırmasıdır. Bu durumda solun tarafı bellidir, ülkesini emperyalist saldırganlığa karşı korumalıdır. Bunun Saddam’ın arkasına mevzilenmekle hiçbir ilgisi yok. Irak savaşı başlar başlamaz tüm dünyadaki sol örgütlerin savaş karşıtı tutum izlediğini hatırlayalım, bu durumda tüm dünya solu Saddam’ın arkasına mı mevzilenmiştir? Sol bilmiyor muydu Saddam’ın senelerce ABD hizmetinde olduğunu? Biliyordu. Ama şunu da biliyordu, emperyalizm Irak’a Saddam’ı bahane ederek saldırırken, aslında Ortadoğu sınırlarını yeniden değiştirmek amacındaydı. O halde soru “emperyalizm mi diktatör mü?” değildir, soru böyle sorulduğunda aldatıcıdır çünkü zaten emperyalist kampanyanın ürünüdür. Gerçek soru şudur: “emperyalizm mi yaşadığımız, nefes aldığımız ülke mi?” Burada taraf olmamak, seçim yapmak zorunda olmamak gibi bir şey söz konusu olamaz, solun tarafı ülkesidir.

5- Sol bu görevinde niye başarısız oldu?

Solun bir parçası, emperyalist planlara, Büyük Ortadoğu Projesi’ne doğrudan destek verir pozisyona düştü. Bunu yaparken de selefi-cihatçı terörü ve AKP’yi bahane ediyorlar. Oysa BOP’ta cihatçı terörü geçici bir aşama olup, sınırların gelecekte siyasi olarak parçalanması Rojava olarak isimlendirilen coğrafi bölgenin koparılmasıyla amacına ulaşacaktır. Yani cihatçı terör ve Rojava’daki yapı birbirinin siyasi alternatifi değildir, aralarında aşama ilişkisi vardır. Bugün ABD/PKK’nın, Suriye ordusu Deyrzor ve İdlib’i cihatçılardan temizlemesin diye neler yaptığını görüyoruz. Bunun sebebi, o bölgelerin plan dâhilinde, Amerikan koridoruna yani Rojava’ya katılacak olmasıdır. Sol partilerin çoğu “Kahrolsun Amerikan emperyalizmi” diyor şüphesiz, ancak Amerikan emperyalizmi sanki soyut bir şeymiş gibi, ABD’nin bölgedeki en kuvvetli kara gücü PKK’nın adını anmamaya özen gösteriyorlar. Öte yandan solun, antiemperyalist, vatansever bir iktidar alternatifi oluşturması esas görevidir. Ancak hem 1980-sonrası solda bu türden siyasi programlara karşı alerji ve tepkisellik olması, hem de emperyalizmin ülkemizdeki Kemalist ve sosyalist birikimi, HDP, Y-CHP ve yakın zamanda kurulacak milliyetçi sağ gibi partilerle soğurması ve ketlemesi, antiemperyalist bir kitleselliği engellemektedir. Böylelikle de, yani AKP’ye karşı gerçek bir siyasi alternatif yaratılamadığında, emperyalist saldırganlık sanki ABD-Tayyip gerilimi, ABD-Saddam gerilimiymiş gibi sunulmakta ve algılanmaktadır. Oysa belirtmiş olduğumuz gibi, ABD bir ülkeye bu motivasyonla değil bölgesel çıkarları için saldırır.

6- Sol treni kaçırdı mı?

Hem Gezi’nin yarattığı potansiyelin PKK’ya angaje edilme çabasıyla çarçur edilmesi, hem de fiili Amerikan işgali sırasında seçilen yanlış pozisyonlar sebebiyle büyük bir fırsat kaçtığı gibi, ülkemiz de çok tehlikeli bir durumun içine düşmüş oldu. Bugün hala, emperyalist saldırganlığa dikkat çekenlere karşı “Siz diktatörün arkasına mevzileniyorsunuz” laflarıyla, Batı liberalizminden pek de ayırt edilemeyen bir sol mevcut maalesef. Solun 7/24 diktatör edebiyatı yapmak yerine, gerçek bir antiemperyalist iktidar alternatifi oluşturup, ABD-Rojava koridorunun kurulmasındaki payına kadar AKP’nin emperyalistlerle girdiği kirli ilişkileri ifşa edip, halk desteğiyle iktidarı indirmesi gerekiyor. Fakat Rojavacılık ya da Amerikan müdahalesi ülkemizi değil de sanki AKP’yi hedef alıyormuş gibi, liberal tezlerde bir ısrarcılık görülüyor. Tren kaçtı diyemeyiz ama çok geri bir pozisyona düştüğümüz açık. Bu sebeple bundan sonraki süreç, solun yeniden bilinçlenme ve örgütlenme, ülkesiyle ve bu toprakların devrimci değerleriyle barışma dönemi olacaktır.

Muasır

CEVAP VER