Evrensellik, Kimlik ve Özgürleşme – Umut Erdoğan

0
806
Evrensellik, Kimlik ve Özgürleşme, Laclau’nun 90’lı yıllardaki makalelerini içeriyor. Evrensel ve tikel arasındaki gerilimi, kendine özgü tikellik iddialarının ortaya konulabilmesi için tikelin ötesinde olana, yani evrensel olana muhtaç oluşunu belirten Laclau, özellikle kültürel çoğulculuk ve farklılıkların öne çıktığı ya da çıkarılmak için sürekli dürtüklendiği günümüz dünyasında, kültürel farklılıklara has taleplerin kendi iç çelişkilerine işaret ediyor. Evrensel gerçekten kopuk bir tikel talebin, etki yaratabildiği alan genişledikçe daha evrensel olan gerekçelere ihtiyaç duyacağını ortaya koyması, buna bir gösterge.
Farklı kimlikleri antagonistik sınırlar ile kurmayı, farklılaştıran noktaları yıkan şey olarak gösteren Laclau, sistem içerisindeki farklı kimliklerin oluşumunun aslında sistemin varlığına bağlı olduğuna da işaret ediyor. Farklılıkların sınırları olmadığında, fark üzerinden ilerleyen ve bu noktada bahsettiği tikel taleplerin de aslında olamayacağı, çünkü sınır yoksa tanımlanacak kimliğin farklılaştırıcı noktalarının da olamayacağını söylüyor. Tikelin evrenseli dışlama noktasında içine düştüğü çelişki. Farklılıkların var olmasının sisteme, tikelin var olmasının evrensele muhtaç olması çelişkisi.
Buradakine benzer bir çelişkiye ilerleyen bölümlerde de değiniyor yazar. Örneğin özgürleşimin baskıya olan ihtiyacı. Bahsettiği, baskının olmadığı yerde özgürleşim olamayacağı ve tam bir özgürleşim için mutlaka bir “öteki”nin olması gerektiği. Bu noktada Laclau, ikiliğin kurucu ya da kurucu olmayan rolünü de sorguluyor. Karşı karşıya gelen iki noktanın bir diğerinin kurucusu olması da, bahsettiği durumun göstergesi. Zira Laclau, ikiliğin nesnel bir zorunluluğa dayandığı koşullarda bu gerilimin aslında kurucu oluğunu ortaya koyuyor. Birbirinin varlığına ve birbirini dışlamaya ihtiyaç duyma durumu. Bir yanda mümkün olanı bir yanda da imkansız olanı yaratanın bu olduğunu söylüyor.
Günümüzde kimi durumlarda coşkuyla karşılanan yeni toplumsal hareketlerin, çoğulculuğun – farklılıkların ifadesinin bir yansıması olarak görülmesi bir yana, bu hareketlerin yarattığı ve barındırdığı potansiyel işlevsiz kimlik oluşturma çabaları bir yana diye düşünüyorum. Yeni toplumsal hareketlerin ifadesi için uygun bir alan olmadığında ya da bu alanın sınırları, tikelin evrenselden kopuk, idrak kabiliyetinden yoksun kalmış taleplerince sarmalandığında ortaya çıkacak olan manzara her daim iç açıcı bir tablo çizmiyor. Laclau’nun ayrışmaları üzerine getirdiği, her bir ayrılmanın bir diğeriyle ilişki içinde olma gerekliliğinin burada hatırlatmakta fayda var. (Bu noktada postmodernizme karşı aydınlanmacı, modernist akla hala dönüşün mümkün olduğunu ve açmazın çözümü için çıkışın hala modernizm üzerinden geliştirilecek yeni çıkış yolları üzerinde olduğunu öne sürenleri de unutmamak lazım). Kimlikler olarak öne çıkan bu tikel gruplar, bütünleşmeye karşı tavırlarında evrensele doğru gitmekten kimlikçilik sınırları içinde kaldıkları müddetçe, yani modernizm yerine postmodernizmin (nihilist homurtusundan başka bir yere götürmeyecek yoluna) saplandıkları müddetçe işlevsizleşirler. Yani tikel, eklemleşeceği evrensele doğru gitmekle ve zaten ilişki içinde olduğu diğer tikel gruplarla olan ilişkisini inatla dışlamamakla bu yüzden yükümlüdür. Mesele bir yere varmak adına mı yoksa bir yere varmamak adına çaba harcamak mı?
Ulus devletlerin günümüzdeki durumu, yakın dönem dünya tarihinde farklı kimlik inşaları üzerinden biçimlenen hareketlerin vardığı nokta, farklılıkların ifadesinin ihtiyacının ve sebebinin sorgulanması gerekliliğine işaret ediyor. İşlevsiz ifadelerin ve kimliklerin, çoğulculuğun zenginliğini bir yana atıp birçok farklı gruba bölündüğünde ortaya çıkan tablonun pek mükemmel olduğu söylenemez. İnsanların birden çok kimliğe bölündüğü, tek bir karşı duruş için en insanı durumlarda dahi fikir birliği sağlanamadığı durumları düşünün. Evrenselle arasındaki ilişkinin idrakını barındırmayan tikel taleplerin, bu yüzden, örneğin antiemperyalist bir tavra en çok ihtiyaç duyan ülkelerde tamamen yıkıcı bir etki yaratacağını, antiemperyalizmde birleşemeyecek birçok kimliğin ve grubun işlevsiz ve kopuk muhalefetinden başka pek de bir işe yaramayacağını düşünüyorum.
Umut Erdoğan

CEVAP VER