Galiyev İslamcı mıydı? – Hikmet Aslan

0
1411
Sultan Galiyev Bolşevik Partisi’ne Ekim Devrimi sırasında katılan, Müslüman Merkez Komiserliği yapan, iç savaşta emperyalist Batı güdümlü Beyaz Ordu’ya karşı savaşan Müslüman Kızıl Ordu’ya komuta edip iç savaşta önemli bir nirengi noktası oluşturan bir Bolşevik Tatar devrimcidir. 1923 itibariyle görevlerinden azledilen ve burjuva şoven milliyetçi olarak suçlanan Galiyev, çeşitli tutuklama ve baskıların ardından 1940 yılında idam edilmiştir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte Türkiye’de siyasi çevrelerde tartışılmaya başlanan, hakkında söz edilen ve ideolojik bakımdan ne olduğu hususunda farklı çevrelerin -ulusalcı, sosyalist, Kemalist, Türkçü, milliyetçi, İslamcı-  farklı sonuç (ve sonuçlara) vardığı bir isim. 90’lı yıllarla beraber, yıkılan Sovyetler Birliği arşivlerinin açılmasının da önemli etkisiyle (ki 1990’da iade-i itibar verilmiştir) Galiyev hakkında yazın çevrelerinde araştırmalar, metinler, kitaplar artmaya başladı ki Türkiye’de Galiyev’i gündeme getiren ve hakkında birçok gerçeği açığa çıkarıp tanınmasını sağlayan önemli isimlerden birisi Attila İlhan olmuştur. Fakat yine de hala, bahsettiğimiz bu çevrelerde ve özellikle de sol sosyalist çevrelerde yeterince tartışılan ve üzerine düşünülen bir isim değildir. Bu yazımızda Galiyev’in hangi siyasi görüşten olduğu hususunda kesin bir yargıya varmak gibi bir niyetimiz yok. Zira Galiyev’e sadece tek bir dünya görüşü atfetmek mümkün olmadığı gibi, atfedilen birçok görüşü tarihsel bağlamda açıklamak yazımızın oldukça dallanıp budaklanmasına sebep verecektir. Burada, bir siyasi ve kültürel kimliğin coğrafyaya, zamana, çok katmanlı koşullara göre nasıl tanımlanıp değişebileceğini gösterirken bir marksistin aynı zamanda ne ölçüde ve nasıl İslamcı ya da müslüman olabilirliğini, olamazlığını göstermeye çalışacağım.
Galiyev, “milletler hapishanesi” olarak nitelenen Çarlık Rusyası’nın yıkılmasını ve ardından Bolşevikler’in galip gelmesini Türk-müslüman topluluklarının özgürleşmesi için önemli bir adım olarak görüyordu. Yani esir Müslüman halklar sosyalizm ile aydınlanabilir ve gelişebilirdi. İç savaştan sonra ulusal sorunun gün yüzüne çıkmasıyla birlikte bu coğrafyadaki Müslümanların devrime nasıl eklemleneceği sorunu ortaya çıktı. Müslüman kavramı bu coğrafyadaki Rus olmayan, Türk toplulukları için kullanılmıştır. Zira, işte bu müslüman topluluklarına Bolşevik devriminin benimsetilmesi konusunda devrimin önderleri arasında değişik fikirler ve çözüm yolları ortaya çıkmıştır. Galiyev din karşıtı propagandanın, müslüman toplulukları Bolşevikler’den iyice uzaklaştırdığına dikkat çekerek Bolşevik yöneticileri uyarmıştır. “…İslam’ın durumunu belirleyen temel öğe, gençliğidir. Dünyanın bütün dinleri içinde İslam, en geç, dolayısıyla en sağlam ve etkinlik yönünden en güçlü olanıdır… Öbür taraftan ezilmiş ve baskıdan henüz kurtulamamış olan müslüman halkın psikolojik durumu dolayısıyla, İslam’ın özel konumu, dine karşı propagandada yeni yaklaşımlar ve yeni yöntemler gerektirmektedir…” (Din Karşıtı Propaganda Yöntemleri Risalesi)
Galiyev, İslam’ın toplumsal-siyasal bazda reddedilip ortadan kaldırılmasının, en azından şimdi için, devrime önemli bir dinamizm katmayacağını, aksine, Türk-müslüman halkların devrimden soğuyacağını savunmuştur. Bu noktada Galiyev’de müslüman kimliği ve İslam, kültürel ve ulusal bir kimlik tespiti anlamında tezahür eder. Galiyev,  İslam ile Doğu’yu denkleştirmeye çalışmış ve İslam’ın Türk halklarında Rus Çarlığı’na karşı direnmede önemli bir etken olduğunu vurgulamıştır. İslam, Galiyev için bir amaçtan ziyade bir araçtır ki, en nihayetinde kendisinin bir sömürgeler enternasyonali amacı vardır. Bu, sömürge doğulu-müslüman halkların ayaklanıp batılı kapitalistlerin hammaddesiz kalmalarına  ve bunun bir dünya devrimine evrilip en nihayetinde emperyalizmin ortadan kalktığı bir sosyalist düzenin kurulmasıyla sonuçlanacaktır.(“Sömürülen olmazsa sömüren de olmaz” düşüncesi) Ki en nihayetinde Galiyev, diyalektik materyalist dünya görüşünü benimsemiştir: “Herhangi bir anlaşmazlık ve belirsizliğin giderilmesi için, bir hususu ilk baştan açıkça söylemeliyiz ki, biz bu meseleye de, tüm diğer meseleler gibi, materyalist felsefe açısından yaklaşmaktayız. Ayrıca biz, bu devrimci felsefe mektebinin daha radikal olan ve tarihi veya diyalektik materyalizm diye adlandırılan koluna önem veriyoruz. Kanımızca, materyalist felsefenin bu kolu, önemli unsurlarının anlaşılabilmesi için en doğru ve bilimsel açıdan daha sağlam bir fikir sistemidir.”
Galiyev, 1923’te Stalin ve Troçki’ye yazdığı mektubunda “…16 yaşıma geldiğimde gerçek bir ateist olmuştum…” der. Galiyev’in bireysel anlamda hangi dinden olduğu bizleri ilgilendirmemekle birlikte, toplumsal anlamda Müslümanlığı reddetmediği görülür. Siyasi görüşünü pratiğe dökerken, içinden geldiği coğrafyada ve halkta İslam kimliğinin Çarlık’a karşı önemli bir direniş noktası olduğunu dikkate alır. Bolşevik devrim Türk-müslüman coğrafyaya nasıl benimsetilecektir? Doğrudan yoğun din karşıtı propagandayla mı yoksa tedrici bir şekilde mi? Galiyev’in bu noktada tedriciliği savunduğunu söyleyebiliriz. Zira Galiyev için öncelik, devrimin yaşaması ve toplumda karşılık bulmasıdır; yoksa ateizm değildir mesele. Zaten kendisi 19. yüzyılın laik aydınlanmacı, Ceditçi hareketini sahiplenmiş ve savunmuştur.
Toparlayacak olursak, Galiyev bir sosyalistti, fakat en azından bugünki anlamda bir İslamcı değildi. Galiyev, müslüman Türk halklarının sömürgeden kurtuluşu için mücadele ederken İslam kimliğinin görmezden gelinmesinin ve ona doğrudan saldırılmasının devrim hareketine faydadan çok zarar getireceğini vurgulamıştır. Bulunduğu zamanın ve coğrafyanın şartları, ona siyasal pratiklerinde bazı gerçeklikleri dayatmış ve önüne devrim nasıl yaşayabilir sorusunu getirmiştir; diyalektik materyalistler olarak dini nasıl ortadan kaldırırız sorusunu değil.
Hikmet Aslan
Yararlanılan Kaynaklar:
Hakan Reyhan, Doğu’nun Büyük Devrimcileri, Alter Yayınları
Sultayn Galiyev, Bütün Eserleri, İleri Yayınları

CEVAP VER