Sorosçuluk Neye Denk Gelir? – Umut Erdoğan

0
1787

Sorosçuluk’u bu yazıda bir soyutlama olarak düşünelim.

Sorosçuluk, kitlelerin kimliğini inşa için gizli gündemlerle etki için seçtiği gönüllü sorosçularla ilerlemektedir diyebiliriz. Sorosçuluğun kendinde olan bir şey olarak düşünmemek lazım; bir projenin ayağı olarak sorosçuluk yapılır ya da sorosçu olunur diye örneklendirirsek somutlaşır mesela. Sorosçuluk da kimlikçilik üzerinden gayet güzel örneklendirebilecek bir yapıda:  Kimlikçiliğin bir tahakküm biçiminde de kullanılabileceğini hesaba kattığımızda, bir yandan bangır bangır kimlikler üzerinden (güya) özgürlük vaadinde bulunan kesimlerin neden canla başla aslında hiçbir kültürel, duygusal, tarihi bağları bulunmadığı halde, hatta yeri geldiğinde sırt çevirmekten utanç dahi duymadıkları ülkelerinde ya da dünyanın haritada göstermeyi bile beceremedikleri bir coğrafyasında “özgürlük” söylemini malzeme ederek kimlikçilik için garip çıkışlar ya da meseleler üretip durduklarını anlayabiliriz. Emperyalist tahakküm biçimi haline getirilen kimlikçi hareketlerin, kimlik ifşasını kendi taşıyıcıları üzerinden gerçekleştirdiği müddetçe oluşturduğu tabakalaşmayı düşünün; bu noktada ötekinin kurgulanmasına hizmet etmenin bir aracı haline gelen şey bizzat bir yanda kimliğin kendisi oluyor. Yani kimliği bir sınıflandırma aracı haline getirerek, hakimiyet kuracağı, yeni söylemini biçimlendireceği yeni yöntemi bir kimlik üzerinden kurgulayarak malzeme ettiği kimliği sözde ifade ederek (yani destekler gibi görünerek) aslında çıkarı için kullanarak kurban etmektedir.

Kimlikçiliğin her dönem farklı bir dalında sekmekten yüzü kızarmayan, bu emperyalist projelerin gönüllü kurbanları, ülkesinin tüm sorunlarını, kendisini duyarlılığın evrensel bir temsiliymiş gibi ifade etmekten bir nebze dahi utanmazken görmezden gelir. Nasıl mı? Örneğin ülkesi terörle mücadeleye yıllarını vermişken tek kelime etmez, ülkesindeki şehit haberlerine tek kelime etmez, ulusal bir bayramı için bir kelime etmez, bir tek kelimesi yoktur ki bu toprağın tarihindeki kahramanlığı anlatsın; ama gidip bencilce (oysa bencilce de diyemeyiz, bir sorosçu görevini yerine getiren bir sorosçu olarak ancak şeyleşmiş bir bireydir) duyarlılığın ve insani olan her şeyin temsiliymişçesine en sevdiği renkten ya da yeni aldığı bir kıyafetten ya da kullanmayı tercih ettiği parfümden bahseder. Çünkü sorosçuluk bireysel olarak hazcı değerleri, tercihleri, ihtiyaçlarınızı, tıpkı evrensel değerlermiş gibi ve biricik olan, tüm değerlerin yüceltilmesi ve korunması için savunulması gereken tek cephe o kimliği öne çıkarmak için kullanılan ifadelerden ibaret hale getirmeye yemin ettirir. Sorosçuluk, evrensel değerler ya da bireysel değerlerden arınarak, kurgulanan kimlikçiliğin rolüne uygun biçimde, gizli gündemleri piyasaya sürmeye yeminli kuklalar olarak sahaya sürülmeye gönüllü olmuş kimliksiz, değersiz ve erdemsiz olarak, emperyalist işgalin kuklaları olarak sahneye çıkmak, görevini icra etmek ve gitmektir. Sorosçu işbirlikçiler, akıllarında binbir kimlik yaratmak için onca çakallık dönmesine rağmen neden bir vatansever kimliğinin kendilerinden asla çıkamayacağının cevabını da bu hareketleriyle  vermekteler.

Sorosçu “hayır işleri”ne şöyle bir baktığınızda, kaynak dağılımının şu kavramlar çevresinde döndüğünü görmek nedense ve maalesef şaşırtıcı olmuyor; “demokrasi”, “insan hakları”, “eşitlik”, “adalet”, “ifade özgürlüğü”…. Kavramları ve anlamları emperyalizme kaptırmak diye sürekli yakındığımız bu işte. Aydınlanma’nın, Fransız Devrimi’nin, Kemalist Devrimin zaten barındırdığı ve aslında evrensel değerler olarak kazandırdığı, taşıdığı ve emanet ettiği kavramlara bu zihniyet öyle bir saldırdı ki, artık “eşitlik” ya da “insan hakları” diye kendi ağızlarına doladıklarının anlamı tam da ellerinden çıkma postmodernizmin akışkanlığı içinde; tıpkı kendileri gibi formu, yönü, sınırları, tanımı ve iskeleti olmayan bir halde… İfade özgürlüğü, özgürlük, demokrasi, kamusal alan, sivil toplum gibi kavramları ifadelerinde kullanan grupların ya da kişilerin söylemlerinin altında yatanın ne olduğunun anlaşılması, gökten inmişçesine bitiveren insanların ya da oluşumların peşinden galeyana gelip koşulmaması da bu yüzden önemli.

Bir yanda bir şeyi ifade etmenin özgürlük olup olmadığının tartışması sürerken, akıllardan çıkarılmaması gereken asıl şeyin bir ifaden üzerinden, ifşa edilen şeyin neden ifade ettirildiği olmalı. Biz her şeyi ifade ediyor muyuz? Her şeyi ifade edebilmek bir özgürlük müdür? Her şeyi ifade etmek mi istiyoruz ya da neleri ifade etmek istediğimizde özgür olduğumuzu düşünüyoruz? Bu zihniyetin desteklediği bazı kuruluşlara, desteklediği sözde akademik çalışmalara, ya da açılışına gittiği bazı okullara bakın: “Ortadoğu için büyük bir değişim yaratacağına” inandıklarını ifade ederek açtıkları, liberalliğin neferi olmuş okula bakın hatta. Ortadoğu için bahsettikleri değişim sanırım komşularımızın topraklarında kan dökülmedik metrekare bırakmamaktı? O dönemleri hatırlayın, işgal öncesinde saldıracağı için kendisini tutamayan emperyalist ABD ne diyordu? Ortadoğu’ya “özgürlük” götürmekten bahsediyordu!

Emperyalizm özgürlük, kimlik, birey, çoğulculuk gibi kavramlar kullanarak (bu kavramları sömürerek diyelim hatta) geliştirdiği stratejisi ile aldığı yol sayesinde, yarattığı sapmanın meyvelerini çok güzel topladı. Kendisine sol diyen ancak sol ile hiçbir ilgisi olmayan, antiemperyalizmle uzaktan yakından alakası olmayan kimlikçi, liberal, postmodern grupların elbirliğiyle pohpohladığı sorosçu zihniyet, katılımcılarıyla boşalttığı kavramlarla nice insanın zihnini bulandırdı.

Kendi vatanını sevmeyenden kimseye bir hayır gelmez. Kiralanmış kalemlere, kiralanmış ifadelere dönüşmüş uşaklar…

 

Umut Erdoğan

CEVAP VER