Dalgada Boğulanlar – Ozan Kınay

0
878
Fethullah Gülen, 18 Ekim 2005 tarihinde Aktüel Dergisi’ne çarpıcı bir röportaj verdi. Röportajını çarpıcı kılan demeci şu şekildeydi:
“Ulusal cephe adı altında oluşturulmaya çalışılan dalganın sınırları belli değil. Her açıdan manipülatif bir organizasyon olduğu belli. Ama sancılar olacaktır. Bunlar aşılacaktır.”
Bu açıklamayı yaptıktan sonra ABD merkezli Ergenekon-Balyoz operasyonlarını meşru zemine oturtma çalışmaları başladı ve ilk olarak demeçten birkaç hafta sonra Şemdinli’deki Umut Kitabevi bombalandı. Yalnızca birkaç ay sonra Santa Maria Katolik Kilisesi Rahibi Andrea Santoro, 5 Şubat 2006’da Trabzon’da öldürüldü. Zanlı olarak belirtilmiş olan ve hapiste yatan 16 yaşındaki Oğuzhan Akdin’in ileri derecede miyop olmasına rağmen 40 metreden 3 isabetli atış yapmış olmasının hiç sorgulanmadığı ortaya çıktı. Dönemin Trabzon emniyet müdürü Fethullahçı çetenin bir mensubu olan Ramazan Akyürek’ti. Şu anda Hrant Dink davasından ötürü tutuklu yargılanan Akyürek’in Santoro cinayetinde de karartma yaptığı ortaya çıktı. Bu olaydan bir sene sonra gazeteci Hrant Dink, genel yayın yönetmenliğini yaptığı Agos Gazetesi’nin önünde katledildi. Yakalanan katil Ogün Samast’ın arkasında Türk bayrağı ve Atatürk’ün sözleriyle poz vermesi hedefi açıkça ortaya koyuyordu. Dink cinayetinden “resmî ideoloji” sorumlu tutuluyor ve Hrant’ın eşi Rakel Dink’in “Bir bebekten katil yaratan karanlığı sorgulamak gerek” sözlerine “O karanlığın adı kemalizmdir” denerek cumhuriyetçi aydınlar gün be gün hedef tahtasına konuluyordu.
“1923’TE KURULDU, 2008’DE ARINIYOR” diyerek sivil-asker cumhuriyet aydınları birer birer tasfiye ediliyordu. Ulus devlet tartışmaya açılıyor, millî takıma turkuaz forma dikiliyor, “Ülkenin ismi Türkiye değil de, Anadolu Cumhuriyeti olsun” gibi safsatalarla modern ulus devlet anlayışı törpülenerek yerine çok uluslu, ümmet esaslı bir ülke öneriliyordu. “Bizim askerlerin eşleri ve sevgilileri de Güneydoğu’daki gaziler için maarif takvimine soyunsun!” deniyor, Çelik Harekâtı’nı yapan; irticaya karşı dik duran bir Genelkurmay Başkanı gözaltına alınıyor, Türk ordusunun 26. Genelkurmay Başkanı terörist olarak gösterilirken İmralı canisi için “Ölmeyi değil, yaşatmayı seçti” sözleri sarf ediliyordu. 2010 referandumunda ise “vesayet yıkılıyor, 12 Eylül yargılanıyor” denilerek Fethullahçı çetenin ülkeyi tamamen esir almasına olanak sağlanıyordu. Bunlar hep, halk nezdinde meşruiyete kavuşturulmak adına medya üzerinden yürütülüyordu. Başta Fethullahçı medya olmak üzere onların kuyrukçuluğunu yapan liberaller de bu modaya uyuyorlardı.
İş adamı Osman Kavala 18 Ekim 2017 tarihinde, ne tesadüftür ki Fethullah Gülen’in “ulusalcı dalgayı aşarız” açıklamasının yıl dönümünde gözaltına alındı. Sol liberal çevrelerin finansörü olarak bilinen Kavala’nın gözaltına alınmasına Batı’nın birçok otoritesinden ses geldi. ABD, AP başta olmak üzere Batı, Kavala için ayağa kalktı ve Türkiye’ye birtakım açıklamalarda bulundular. Türkiye’de gerçek demokrasinin gelişmemesi için birçok engel çıkaran ve gerçek demokrasi uğrunda savaşım veren bazı kişileri ortadan kaldıran Batı, bir hayalet isim için deyim yerindeyse yaygara kopardı. Tam anlamıyla muktedir olana kadar dışarıda ABD’nin sözünden çıkmayan, içeride de liberallerle kol kola yürüyen AKP şimdi onları bir mendil gibi kullanarak kenara atıyor. Osman Kavala da bunlardan yalnızca biri. Nadir Nadi’nin ölümünden sonra Cumhuriyet’i liberalleştirmek için elinden geleni ardına koymayan, yakın dostu Sevan Nişanyan gibi isimlerle birlikte Türk Devrimi’nin ve dolayısıyla halkçı-laik cumhuriyetin tasfiyesini gerçekleştirmek için emperyalizm ve bittabi AKP’yle birlikte hareket eden ve bu uğurda sermayesini ortaya koyan Kavala, diğerleri gibi yarattıkları “dalga”da boğulacak gibi gözüküyor.
Ozan Kınay

CEVAP VER