Apolitik Atatürkçülük – Hasan Kumlu

0
1621

Son zamanlarda, ucu “apolitik Atatürkçülük” kavramından başlayıp, “Atatürkçüler apolitiktir” yargısına kadar uzanan çeşitli tartışmalar gündemi işgal ediyor. Doğrudur, kendisini Atatürkçü olarak tanımlayanların bir bölümü apolitiktir. Bu insanlar da kendi içinde çeşitlilik gösteriyor. Örneğin bir kısmı Atatürk’e karşı salt bir hayranlık ya da nostalji hali içindedir, başka bir uçtaki  bazı gruplar ise laiklik gelsin de isterse Amerika’dan (Roajava’dan), isterse AB’den gelsin gibi yeni bir tür Tanzimat aydını karikatürü görünümündeler (inanılmaz ama öyle!) Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Çünkü her ana siyasi eğilimin içinde politik bilinci zayıf yığınlar mevcuttur; öte yandan Silivri’deki direnişe katılanlar, milli bağımsızlık söylemini yükseltenler, laikliği bilimsel bir temele oturtanlar da yok sayılamayacak kadar etkindir.

Ancak bu durumun sebebi, toplumun büyük bir kısmının apolitik olmasıdır aslında. İnsanların büyük çoğunluğu, günlük yaşam kaygıları ve uğraşlarının yanında, siyasi bir bilinç kazanmak için çok az zaman ayırırlar ya da hiç ayırmazlar. Siyaseti sürekli bir biçimde takip edenler, tarihsel ve siyasi araştırmalar yapanlar, yıllarını bir şeyleri değiştirmeye adayanlar her toplumda azınlıktadır. Örneğin Türkiye’nin geleneksel sağ partilerine oy veren seçmen kitlesinin de büyük çoğunluğu apolitiktir. Bu insanlar manevi değerler ya da Türk-İslam ülküsü tarafından adeta büyülenmişlerdir, bu değerlerin Amerikan emperyalizminin sızması için birer araç olduğunu bilen bilinçli ajanların sayısı ise elbette daha azdır. Aynı şey sosyalist sol için de geçerli. Kumpas davaları sürerken “yiyin birbirinizi” diye manşet atanlar, Türk halkı Atatürk’ü ve milli bayramları kazanmak için iktidarın tehditlerine rağmen sokakları doldururken burun kıvıranlar, kurtarılmış bölgelerdeki kafelerde sosyalizm gelince neler olacağı konusunda hararetli tartışmalar yapanlar, sosyalizmi ABD güdümündeki etnik terörle birleştirenler, Leninist’im deyip Suriye’de Amerikan askeri olarak ölenler ve buna benzer bir çok örnek daha, sosyalist damardaki apolitizme işaret eder. Emperyalizme karşı milli bağımsızlık savaşı verilmeden sosyalizme geçilemeyeceğini bilenlerin sayısı ise kabul edilmelidir ki daha az.

Dolayısıyla apolitizm, Atatürkçülere özgü bir sorun değildir. Toplumdaki tüm eğilimlerin içinde belirli oranlarda bulunmaktadır. Elbette apolitizmin iyi bir şey olduğunu da söylemiyoruz. Peki ne yapılmalıdır?  Yerinde bir milli bağımsızlıkçı siyaset, ilkin toplumda yükselen Atatürk sevgisini ve bağımsızlık özlemini boğmak, yani bilinçsiz ya da yarı-bilinçli ancak namuslu insanlarla kavga etmek yerine, bu dalgayı uygun kanallara yönlendirmek olmalıdır. “Siz apolitiksiniz, Anıtkabir’e gidince ne oluyor salak mısınız!” demek yerine, insanlara Atatürk’ün antiemperyalist mücadelesini anlatmak, dünyadaki antiemperyalist mücadelelerden örnekler vermek, bu mücadelenin nasıl layıkıyla yerine getirileceğini göstermek iyi bir başlangıç olabilir. Anıtkabir’e giden ya da milli bayramları kutlayan halka “AKP’li oldunuz!” demek yerine, kaldı ki öyle bir şey yok, AKP’nin iktisadi ve siyasi olarak antiemperyalizmin neresine düştüğü gösterilebilir. Öte yandan AKP Anıtkabir’e geliyor ya da milli bayramları kutluyor diye, halkın kendisini milli duygulardan geri çekip PKK ile angaje siyasetlere bağlanmasını beklemek apolitizmin doruğudur da diyebiliriz.

İkinci olarak halkın durduk yerde politik bilinç edinmesini beklemek hatalıdır. Hatta halka dışarıdan politik bilinç götürme girişimlerinin etkisi sınırlıdır (hiç etkisiz değilse de). Lenin, durağan dünyada devrimci bir durum ortaya çıktığında halkın daha hızla bilinç kazandığını, devrimci bir durumun yıllar süren zaman dilimlerinden çok daha öğretici olduğunu söylemişti. Fidel Castro ise, insanları harekete yerleştirmeden bilinç kazandırma çabalarının sahte devrimcilik (apolitizm olarak anlayın siz) olduğunu belirtmişti. O halde hakiki bir devrimci siyasetin, yükselen Atatürkçü dalgaya öncülük etmesi, hareketi büyütmesi, ve bu süreç içinde yönlendirici faaliyetleriyle bilinçlendirme işini ele alması gerekir. Hareketin dışında (ve PKK’nın neredeyse içinde) durup, bir kez olsun milli bağımsızlık kaygısı ile yolu Anıtkabir’e düşmeden, halka salak muamelesi yapmak ise hiçbir işe yaramayacağı gibi, aldığı Amerikancı pozisyonlar sebebiyle sola zarar vermektedir.

Üçüncü ve son olarak, başarılı bir devrimci siyasetin, çoğu politik bakımdan tam anlamıyla bilinç sahibi olmayan insan gruplarından, duygudaşlıkla bir araya gelen kitlelerden hangisinin yanında durması gerektiğini tayin etmesi gerekir. Başka bir ifadeyle, hangi kitlenin devrimci bir potansiyel taşıdığının, hangi kitlenin büyütülmesi ve yönlendirilmesi gerektiğinin tayin edilmesi gerekir. Milli bağımsızlık ve laiklik talep eden kitleye öncülük etmek yerine sırtını dönmek, söylemi ve hareketi büyütmek ve olgunlaştırmak yerine Kadıköy’deki ya da Yüksel Caddesi’ndeki barlarda entelektüel lafazanlık yapmak, yani siyasetten geri çekilip entelektüelizm yapmak apolitizmdir. Atatürkçü kitleyle bütünleşmek ve Türk devriminin günümüzde hala geçerliliği olan devrimci çekirdeğini açığa çıkarmak yerine pratik karşılığı olmayan sözde devrimci senaryolar izlemek apolitizmdir.

Hasan Kumlu

CEVAP VER