Kemal’i Anlamak – Çağatay Aydın

0
1173
“Siz ona Atatürk diyorsunuz. Biz ise onu Ataşark diye anıyoruz. O yalnız Türklerin değil, bütün Doğu’nun özellikle kardeş Mısır’ın da atası ve önderidir.”
Tarihler 28 Nisan 1935’i gösterdiğinde Uluslararası Kadınlar Birliği Mısır Delegesi Şitti Şaravi İstanbul’da yapılan kongredeki konuşmasında Atatürk’ten böyle bahsediyor.
“Türk devriminin bütün Doğu dünyasının ilerleme ve gelişmesindeki rolü, Batı dünyasını kültür ve uygarlık yoluna yönelten Fransız devrimi kadar önemli ve etkilidir. Devrimimizin kıvılcımlarından çıkacak olan ateş, bütün Doğu uluslarını aydınlatacak ve gerçek kurtuluş ışığını yaratacaktır.”
Çin Büyükelçisi Ho Yao Su ise bu söyleminde Doğu için Mustafa Kemal Atatürk’ün ne olduğunu ortaya koyuyor.
“İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!”
Mustafa Kemal ise kendilerini bu şekilde açıklıyor…
Her kişi muhatabını ondan etkilenişlerine göre tanımlar. Atatürk kimine göre ışıktır, kimine göre bir baba, kimine göre ise belki yalın bir devlet kurucusu… “Hangi Atatürk?” diye sormak elbette haklıdır. Nitekim “Atatürk ile aldatanların” hala varlıklarını sürdürmesi “ikinci Mustafa Kemallerin” artık sindirebilecekleri bir durum değildir, olamaz!
“Ben Mustafa Kemal’im, kardeşim!” deniyor bugün, ilelebet denecektir de. Bugün kimin dediği mesele olmuş vaziyette. Olsun da! Büyük fikirlerin takipçileri, kendisine bir mavi gözlü devi ve onun öğüdüyle ilmi mürşit edinenler elbet kim Mustafa Kemal, kim Vahdettin anlayacak kabiliyette ve donanımda olacaktır. Büyük fikirlerde talih dışın dışın değil, için için yaratır tahribatını. Kemalizm’in başına da bu gelmiştir…
BİR:
Kemalist Devrim batıcı değildir!
Nice “Kemalist” vardır ki Batılılık sevdasını ilerleme sayar. Kemalizm ne çekmişse bunlardan çekmiştir. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar, için için dezenformasyon yaratmıştır. Bu durumun kökeninde slogancılığa eğilim, ekseriyete yön verme hırsı yattığı gibi bu filisterlar tarafından halka anlatılan Kemalizm kimi kesimlerde sempatik yansımalar yaratamamış, içselleşememiştir. Atatürk’ün yolu kendini dünyaya muasıran anlatmanın; geri kalmayı ölümle bir tutmanın; batının emperyalizmine karşı doğunun mazlumlarının açıktaki gemilerinin sığınacağı liman olmanın ve bunu sağlarken özgün, çağdaş, doğulu ve modern Türk karakterini ortaya koymanın yoludur:
“Batıya yaklaştığımızı zannettiğimiz takdirde asıl mayamız olan Doğu maneviyatından tamamıyla soyutlanıyoruz. Hiç şüphesizdir ki bundan, bu büyük memleketi, bu büyük milleti çöküntü ve yok olma çıkmazına itmekten başka bir sonuç beklenemez.”
Mustafa Kemal’in birçok konuşmasında bu sözünde olduğu gibi yaptığı devrimlerin doğru anlaşılması meselesine eğildiğini görmek mümkündür. Kemalizm’in künhüne varmak için yapılması gereken Mustafa Kemal’in yaptıklarının, söylediklerinin, yapmayı planladıklarının anlamını aramak, bunları yaparken o dönemin koşullarını ve dünyasını anlamak için çaba göstermektir. Aksi takdirde emperyalizme, sömürüye karşı mücadele yollarında tüm dünya için, özellikle Doğu dünyası için, yegâne aydınlatıcı olmuş bu akım; bir çocukluk öğretisi, bir fanatizm olmanın ötesine geçmeyeceği gibi gerçek Kemalistlerin davasında ve yolunda onlara ayak bağı olacak bir mahiyete bürünecektir.
İKİ:
Kemalist Tarihi ve Dünyayı okur!
Türk devriminin gerçekleşmesi kan, zekâ, irade, cesaret, azim ve inancın birleşmesiyle mümkün olmuştur. Şüphesiz devrimi iyi anlamanın yolu tarihi olayları ve dönüm noktalarını doğru okumaktan ve anlamaktan geçer. Bir Kemalist Rousseau’yu da tanıyacak, Namık Kemal’i de, Tevfik Fikret’i de… Aksi takdirde Atam dediğinin atasını bilmeyen, kendisine “ata” diyecek kimseyi bulamayacaktır.
Kemalizm asla modası geçecek geri kalacak bir akım olamaz. Özünü çağı yakalamak, kimliğinin farkında olmak ve muasır olmak fikri oluşturur. Nitekim Tarih kendi terazisinde “Kemalizm’in sonu geldi.” diyenleri, Cumhuriyet’e “reklam arası” yakıştırması yapanları bugün 10 Kasım için Anıtkabir’e otobüs kaldırır hale getirmiştir. Dünya’nın merkezinin kaydığı şu günlerde, Kemalizm’i yeniden keşfetmek zorunda olan Türkiye yeni dünyada kendini bir kutup haline getirmek için fabrika ayarlarına dönmeye, Kemalist devrimi tekrarlamaya muhtaç hale gelmiştir. Bu süreçte Kemalizm için uygun koşullar da oluşmaya başlama emareleri göstermiştir. Tek ihtiyaç görünüşte değil gerçekte, sadece sözde değil özde milli bir siyasetin yükselmesidir. Bu siyasetin ne Trump’ın sosyal medya ekibiyle çalışıp kendini “iyi” addedenlerle, ne de Abramowitzlerin el vermeleriyle iktidara gelenlerle sağlanması mümkündür. Bu ihtiyacın karşılanması durumunda Kemalist devrimin tamamlanmasının önünde kimse duramayacaktır, çünkü bu yol çağın gerekliliklerinin, dünyanın gidişatının yoludur. Bu yolda kılavuz kendini bilmek olacaktır. Bu vesileyle bilinmelidir ki 10 Kasımlara matem gözüyle bakanlara rağmen bu günü mücadelenin şerefli günü ilan edenler emperyalist semalara gölgeler çöktürecek, sömürülmüş halklar üzerinde güneş gibi doğacaktır…
“Türkiye Cumhuriyetinin, özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitap ediyorum: Batı senden, Türk’ten çok geriydi. Manada, fikirde, tarihte bu böyleydi. Eğer bugün batı teknikte bir üstünlük gösteriyorsa, ey Türk Çocuğu, o kabahat da senin değil, senden öncekilerin affedilmez ihmalinin bir sonucudur. Şunu da söyleyeyim ki, çok zekisin!.. Bu belli. Fakat zekânı unut!.. Daima çalışkan ol…”

Çağatay Aydın

[1] En Yüksek Değer

[2] “Atatürk İlkeleri ve Türk Devrimi” Hacı Angı Yay. 1983 sf.65

[3] “Kemalizm” 1936 sf. 335, ak. Selahattin Çiller “Atatürk için Diyorlar ki” Varlık Yay. 4.Baskı 1981 sf. 103-104

[4] Zihinsel Ihtiyaçları Olmayan Insan.

[5] Sadi Borak, “Atatürk’ün Gizli Oturumlardaki Konuşmaları”, 3. bs. İstanbul, 1997, s. 229-231

[6] Içyüzünü Anlamak, Özünü Kavramak

[7] Utkan Kocatürk, “Atatürk Sohbetleri”, Ankara, 1971, s. 213

CEVAP VER