Kıskaç – Ozan Kınay

0
639
15 Temmuz’dan sonra neler oluyor? 70 yıldır aralıklı da olsa Batı Bloku’nda, ABD’nin yanı başında duran Türkiye anti emperyalist cepheye mi giriyor? Erdoğan anti emperyalist mi oldu? ABD, küresel sermayenin Ortadoğu’daki çıkarlarını korumak amacıyla bizzat kendi kurdurduğu AKP’yi ama daha çok Erdoğan’ı defterden neden sildi? Bu soruların genel yanıtı şudur:
Türkiye, Batı Bloku’ndan uzaklaşıyor ancak anti emperyalist cepheye girmiş değil. Erdoğan hiçbir zaman anti emperyalist olmadı, sadece bu kirli yağma düzeninden kendisine düşen paydan daha fazla almak istediği için küresel sermaye ile kendi arasındaki organik bağda bir zedelenme oldu. ABD, Ortadoğu’da palazlandırıp daha sonra çöpe attığı her kişi ve oluşum gibi AKP’yi ve Erdoğan’ı da defterden sildi. Bu süreçte 17-25 Aralık’ta dolaylı, 15 Temmuz’da doğrudan bir darbe girişiminde bulundu. Bu girişimlerde de taşeron olarak yıllarca devlete sızdırdığı Fethullahçı çeteyi kullandı. Yolsuzluğa ve hukuksuzluğa batmış Erdoğan’ı devirmek isteyen Fethullahçı çete ve ABD, bunu yolsuzluk ve hukuksuzluk karşıtı, erdem sahibi oldukları için değil, Erdoğan küresel çıkarlarla ters düştüğü için yapıyor. ABD bu oyunlarına devam edecektir. Neo-con yazar Michael Rubin, Erdoğan’ın suçlu gibi muamele görmesini istemekte ve son yazısında Türkiye’nin Erdoğan’dan tek parça hâlinde kurtulamayacağını söylemektedir. Yani Ortadoğu’da bölünme sırası Türkiye’dedir. Şimdi de 2016’nın mart ayından beri ABD’de yargılanan Rıza Sarraf üzerinden Erdoğan kıskaca alınmak isteniyor. Erdoğan o kadar zor durumda ki, başbakanlığı sırasında, 2003’te askerlerimizin başına çuval geçirildiğinde kendisine “nota versene” diyen Deniz Baykal’a “ne notası, müzik notası mı?” demesine karşın, “bizimle bir ilgisi yok” dediği Sarraf için cumhurbaşkanlığı döneminde ABD’ye nota verildi. Sarraf’ın 27 Kasım’da jüri önünde duruşması olacak. Erdoğan’ın ve AKP’nin son zamanlardaki “Atatürk hassasiyeti”ni, seçim stratejisinden ziyade bu yönden okumak daha doğru olacaktır. Yakında zor duruma düşeceğini bilen Erdoğan, “millî birlik ve beraberlik” bahanesiyle kendisine arka çıkacak kitleyi konsolide etme amacındadır. Ancak burada Erdoğan yalnızca bir isimdir, asıl hedef Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bunu, dün Norveç’te yaşanan skandaldan anlamak mümkün.
Norveç’te 8-17 Kasım 2017 tarihleri arasında düzenlenen Trident Javelin adlı NATO tatbikatı sırasında “Karşıt Kuvvet” ülke liderleri fotoğrafları arasına Mustafa Kemal Atatürk’ün resmi konmuş, Tayyip Erdoğan adına ise sahte hesap açılarak “Karşıt Kuvvet” liderini destekleyen ifadelere yer verilmiştir. Lafı eğip bükmeye gerek yok, bu bir skandal ve geri dönüşü çok zor bir sonuca yol açabilecek bir harekettir. Hiçbir dış gücün Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusuna ve cumhurbaşkanına böyle bir davranışta bulunma hakkı yoktur. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, bir suçu varsa Türkiye Cumhuriyeti’nde yargılanıp cezasını çeker. Aksi hâlde oluşacak tüm sonuçlar Türkiye’yi bir müstemleke hâline getirir. Kendini “solcu”, “Atatürkçü” olarak niteleyen bazı çevrelerin “Erdoğan gitsin de nasıl giderse gitsin” laflarının altında ya bir cehalet ya da bir art niyet yatmaktadır. Erdoğan ve AKP’yi Türk halkı değil de küresel sermaye devirirse sonuç, son 15 yıldan daha beter olacaktır.
2003’te ABD’nin Irak’ı işgali sonrası bir fotoğraf döneme damga vurarak tarihe geçmişti. Irak vatandaşı Kadim Şerif Hasan el Jaburi, eline bir balyoz alarak başkentin simgesi olan Saddam Hüseyin heykelini yıkmaya başlamıştı. Başına ABD bayrağı sarılan Saddam heykeli yere düşerek parçalanmış, halk tarafından linç edilmiş ve Irak’ta bir dönem böylece sona ermişti. ABD, İran-Irak Savaşı’nda destek verdiği Saddam’ı bizzat devirmiş, Irak halkı da bunu bir zafer edasıyla meydanlarda kutlamıştı. Saddam heykelinin yıkılmasında büyük bir çaba gösteren Jaburi, bu olaydan 13 sene sonra, 6 Temmuz 2016’da BBC’ye bir itirafta bulundu:
“Elimde olsa heykeli yeniden dikerdim ama öldürülmekten korkuyorum. Saddam sonrası Irak giderek daha kötüleşti. Bush ve Blair yalancı, eğer bir mücrim olsaydım onları kendi ellerimle öldürürdüm”.

 

Görüldüğü gibi emperyalizm demokrasi değil; sefalet, kan ve gözyaşı getirir. ABD’nin Libya’da, Irak’ta gerçekleştirdiği ve şimdi Suriye’de gerçekleştirmeye çalıştığı ancak başaramayacağı planlardan sonra şimdiki hedefi Türkiye’dir. Türkiye, söz konusu ülkelerden daha köklü bir geçmişe, kör topal da olsa bir demokrasi kültürüne ve ulusal birliğe sahip olduğu için bu emellerini gerçekleştirmekte zorluk yaşayacak olsa da, emperyalizm hafife alınacak bir olgu değildir. Emperyalizme karşı vatanı savunmak Türk halkının biricik görevidir. Burada “İslamcıların arkasında mı konuşlanıyorsunuz?” gibi ahmakça sorular meseleyi özünden çıkarmaktadır. Vatan savunması topyekûn, devrim sınıfsal olur. Millî Mücadele de topyekûn yürütülmüş, devrime giden yolda karşı devrimciler tasfiye olmuştur. Çok büyük yanlışlara imza atan Erdoğan ve AKP, bu düzen değiştikten sonra Türk ulusu adına Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsız mahkemelerince yargılanacaktır. Washington’dan, Brüksel’den medet uman, Oval Ofis’ten çıkacak kararı bekleyen “muhalifler” büyük bir aymazlığın içinde veya art niyet sahibidirler. Erdoğan ve AKP bizim meselemizdir, onları bizler yargılayacak ve cezalarını vereceğiz. O gün yakındır, biz yeter ki kıskaca alınanın onlar değil, Türkiye Cumhuriyeti olduğunu idrak edip bu uğurda doğru bir politika izleyelim.

Ozan Kınay

CEVAP VER