Türk Milliyetçiliği – Fikret Ecevit

0
996
Türkiye tarihinin, modern ulus olma yolunda dönüm noktası, hiç kuşkusuz birinci emperyalist paylaşım savaşı sonrası açık işgale uğrayan anayurtta girişilen ulusal bağımsızlık mücadelesidir. İşgalcilere, mütegallibeye, her türden işbirlikçiye, gerici softa takımına ve ürkek mandacılara rağmen küçük burjuva radikallerinin ve elbette en önde Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimci kararlılığıyla bir milli kurtuluş savaşı verilmiş; milletin özverisi, Mehmetçiğin ve Türk subayının kahramanlığıyla, topuyla tüfeğiyle anayurdu işgale girişen yabancı devletler yurttan kovulmuştur. Yani büyük Türk Devrimi milli bağımsızlıkçılık ideali ve onun uygulayıcısı devrimci milliyetçilerin yürüttüğü haklı vatan savaşının üzerinde şekillenmiştir.
Bu ideal ve vatan savaşı prensibi daha sonra tüm ezilen dünyaya yayılacak olan demokratik devrimlerin öncüsü ve bu devrimlerin karakterlerini belirleyen müjdecisidir. Denebilir ki 20. yüzyılda demokratik devrimler bir zorunluluk olarak antiemperyalisttir ve milli karakterlidir. Türk Devrimi’nin öncüleri de bu yasaya uygun olarak demokratik devrimlere girişmeden önce devrimin milli karakterini oluşturan Kurtuluş Savaşı’nı başarmışlardır. Ve daha sonra da tam bağımsızlık idealiyle bunu sürdürmüşlerdir. Tüm bunları Kemalizm’in altı temel ilkesinden biri olan milliyetçilik ilkesi üzerinden formüle etmişlerdir. Peki ama nasıl bir milliyetçilik?
1908 Meşrutiyet Devrimi’yle birlikte Türkçülük fikri Türk aydınları arasında anaakım fikir hareketi olmuştur. Her cepheden bozguna uğrayan, azınlıkların milliyetçi isyanlarıyla sarsılan ve emperyalistler tarafından bir bölüşüm davası olan yarı sömürge konumundaki Osmanlı Devleti’nde dünyadaki gelişmelere paralel olarak aydınlar içerisinde kendi özgücüne dayanan ve kurtuluşu kendi milletinde arayan Türkçülük fikri gittikçe yayılmıştır.
Gerek Meşrutiyet Devrimi’nin karakterine büyük etki eden Fransız Devrimi kaynaklı halkçı-milliyetçilik olsun, gerekse Balkanlar’da Slav toplumlarına temasla Türk aydınlarına ulaşan ve daha da belirleyici olarak Çarlık Rusyası’ndan İstanbul’a gelen Kırımlı aydınların Rus Narodnikleri’nden esinle şekillendirdikleri halkçı-milliyetçilik olsun, halkı önceleyen aydınlar hareketidir, ona ulaşmak ve onu aydınlatmak idealindedir. Saray çevresindeki elitler ve tebaa arasındaki ayrımı kaldırma savaşımını yürütmüşlerdir. Böylece her alanda nüvelerini gördüğümüz büyük bir halka dönüş hareketi başlar. Çok önemli gördüğüm Ziya Paşa’nın ”Şiir ve İnşa” makalesi halka dönüşün işaretidir. Meşrutiyet Devrimi sonrası hız kazanan halka dönüş hareketinin en önemli merkezi de Türk Ocağı ve onun etrafında toplanan milliyetçi aydınlardır.
Ayrıca halkçı-milliyetçiliğin mücadelesini ismen çok güzel biçimde özetleyen ve bir sene yayın yapan Celal Sahir Bey (Erozan) yönetimindeki Halka Doğru dergisinin ismini de bir delil olarak anmak gerekir. Yani Türk milliyetçiliği Cumhuriyet Devrimi’yle en yetkin haline ulaşmadan önce bu önemli uğraklardan geçmiş, doğal olarak halkçılık fikriyle iç içe şekillenmiştir. (Yazının kapsamını çok aşacak olan 1908 Devrimi ve sonrası halkçılık başlığı için Zafer Toprak’ın Türkiye’de Popülizm, 1908-1923 adlı çalışmasına bakılabilir.)
Milliyetçilik fikri elbette çok geniş bir başlık olarak ve temelde Pan-Türkizm’in de taşıyıcısı olarak, Turancılık denen yayılmacı düşünceyi de tıpkı devrimci nitelikli halkçı-milliyetçiliği kapsadığı gibi kapsar. Kurtuluş Savaşı boyunca da temsilcileri arasında rekabeti devam edecek olan bu iki düşünceden Türkiye gerçeğine dayanan ve -çok belirleyici olarak- anayurt savunmasının önderliğini yürüten devrimci milliyetçilik galip gelir. Çünkü Türk halkının bütün sorunları bu noktada düğümlenir. Vatanı işgal altında olan milletin kurtuluşu dış Türklerle birleşmekte değil, öz yurdu savunmakta yatar. Bu savunma milletin kendi kaderini tayin hakkını içerir ve tümüyle meşrudur. Ve ancak anti emperyalist nitelikli olan Kemalist Türk milliyetçiliği bunu başarabilecektir. En keskin sloganı ”İstiklâl-i tam Türkiye” olan bu milliyetçilik, Türk Devrimi’yle aynı döneme rastlayan Bolşevik Devrimi’yle müttefik olmuş, dünya arenasında durduğu yeri de böylece net bir şekilde ortaya koymuştur. Hayalcilerin Turan’ı ise Kafkas Sınırı’nda Yeşil Ordusu’yla beklediği iddia edilen ve ne yeşil ordusu ne de kendisi bir türlü sınırı aşıp gelemeyen Enver Paşa’yla tarihe gömülmüştür. Soğuk savaş döneminde ABD emperyalizmi, Alman emperyalizmine yedeklenen ve yenilen bu hayalcilikten esinlenerek Kemalist Milliyetçiliğe rakip Turancı ırkçı milliyetçiliğe el vermiş, bayrağı, vatansever değerleri ilericilerin elinden almak maksadıyla onu yeniden diriltmiştir. O günlerden bugüne aynı bölücü fikirler farklı biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. Fakat ABD emperyalizminin böyle bir oyunu varsa bu oyunu bozacak, Kemalist Devrim’in sancağını ve Türk bayrağını gururla dalgalandıracak milli bağımsızlıkçılar da vardır.
Cumhuriyet devriminin üzerinde yükseldiği milliyetçilik işte bu anti emperyalist nitelikli devrimci milliyetçiliktir. Öyle bir milliyetçilik ki köken saplantısı olmadan tüm yurttaşları bir millet sayar, onları kucaklar. İdareyi padişahın ellerinden söke söke alır ve arasız devrimlerle vatanı azim ve kararlılığıyla kurtaran millete verir. Toplumu ortaçağa özgü kan, aşiret, din gibi bağlardan arındırır; eşit yurttaşlar yaratır. Özetle Türkiye halkını tarihi, kültürü, kaderi ve ülküsü bir sayar, onu Türk ulusu olarak hür milletler arasına sokar. Son olarak belirtmek isterim ki Kemalist milliyetçiliğin dayandığı milleti, Ulu Önder tartışmaya yer bırakmayacak netlikte ortaya koymuştur:
”Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.”

 

Fikret Ecevit

CEVAP VER